0.1

404 35 24
                                        

İzmir Fen Lisesi'nde sıradan bir gündü. Baharın o tatlı, sevecen sıcaklığı okulun taş duvarlarını yavaş yavaş aşmış, bahçeye kadar uzanmıştı.

​Öğle arasıydı. Oruç, Batuhan ve Eren bahçedeki çardaklardan birine oturmuştu. Oruç'un önünde Fizik soru bankası açıktı ama bakışları o karmaşık formüllerin üzerinde boş boş geziniyor, bir türlü odaklanamıyordu. Aklı tamamen bambaşka bir yerdeydi. Batuhan ise az önce iştahla bitirdiği tostun kağıdını avucunda hırsla buruşturup minik bir top haline getirdi. Hiç düşünmeden, hemen yanında oturan Eren'in arkasında kalan çöp kutusunu hedef alıp fırlattı. Kağıt top tam merkeze isabet ettiğinde Batuhan heyecanla ve gururla Oruç'a döndü.

​"Nasıldı kaptanım?"

​Oruç, sanki o an orada değilmiş, bambaşka bir boyuttan yeni dönüyormuş gibi boş bakışlarla yüzüne baktı arkadaşının. "Ne? Ne nasıldı?"

​Batuhan gözlerini devirip bıkkınlıkla Eren'e döndü. "Ohooo! Ayakta uyuyor yine bu."

​Eren, Batu'nun bu ergen neşesini takmayarak bakışlarını ciddi bir tavırla Oruç'a çevirdi. "Bir sorun yok değil mi abi? Fazla dalgın gibisin bugün."

​Oruç başını öne eğdi, şakaklarını parmaklarının arasına alıp ovdu. Kafasını tekrar kaldırdığında arkadaşlarına yarım, yorgun bir bakış atıp dudaklarının arasından bir şeyler geveledi: "Dün pek uyuyamadım, ondandır. Bir şey yok."

​Batu tabii ki bu cevabı yemedi, hemen atladı: "Ya yeme bizi! Tanıyoruz seni oğlum. Sen 2-3 gün uyuyamadığın sınav haftasında bile böyle değildin. Başka bir şey var sende..." Bir an duraksadı, muzip bir ifade yüzüne yayıldı. "...Benim bir tahminim var ama," diye mırıldandı.

​Eren merakla öne doğru atıldı. "Ne tahmini? Söyle de bilelim."

​Batu önce söylemekten çekiniyormuş gibi kararsız bir tavır takındı ama içindeki laf tutamayan taraf tabii ki galip geldi. "Eleni deneme sınavında birinci oldu ya... İlk defa ikinciliğe düşmeyi kaldıramadı bizimki. Bütün mesele bu."

​Oruç derin ve sinirli bir nefes soludu. Eleni adını duymak bile o an bütün sinir katsayılarını tavan yaptırmaya yetmişti. "Ne alakası var Eleni'yle, birincilikle ya? Şansa bala birinci oldu işte, çıkarsın tadını."

​Eren'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Anlamlı bakışlarla Batu'ya döndü. Batu da aynı ima dolu tebessümle karşılık verdi ve ikisi birden Oruç'a baktı. Eren gayet sakin, "Tamamdır kardeşim, anladık biz meseleyi. Hiç alakası yok, tamam," dedi.

​Oruç bıkkınlıkla derin bir nefes bıraktı. Elinde ritmik bir şekilde çevirdiği kalem, içindeki o yükselen stresi atmaya yetmiyordu. Aniden sandalyesini geriye doğru iterek ayağa kalktı.

​Eren ve Batu aynı anda tepki verdi: "Nereye?"

​"İşim var, geleceğim," diye kestirip attı Oruç. Büyük, hırslı adımlarla okula doğru yürümeye başladı.

​İçeri girdiğinde adımlarının onu nereye götüreceğini çok iyi biliyordu. Hiç sapmadan okulun kütüphanesine yöneldi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde gözleriyle hızlıca masaları taradı. Ve işte oradaydı. Yine her zamanki yerinde, pencere kenarındaki masada oturuyordu. Kulaklıklarını takmış, etrafındaki tüm dünyayla bağını koparmış gibi önündeki test kitabına kilitlenmişti.

​Oruç derin bir nefes aldı, adımlarını o masaya doğru kırdı. Hiçbir şey söylemeden Eleni'nin tam karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu.

​Eleni, masadaki gölgeyle birinin geldiğini fark edip bakışlarını kaldırdı. Karşısında gördüğü yüzle birlikte bıkkın bir nefes verdi. Kablolu kulaklığının tekini ağır ağır çıkarıp 'Niye buradasın?' der gibi Oruç'a baktı.

kozmos|orelPovești de care să fii obsedat. Descoperă acum