Giriş

12 5 15
                                        


Karşımda duran adama hayal kırıklığı ile bakıyordum adeta. Bunca zaman bana sözler veren elimi tutan ve beni öpen o adama değil de başka bir adama bakıyordum sanki.

Dolmuş gözlerim ellerine kaydı, tutmayı en çok sevdiğim ellere, hep sıcak olan o ellere...

Halbuki ne de soğuk duruyordu şimdi elleri...

Dokunmasam da dokunmuş gibi bir soğukluk geçti içimden.

Sarayın devasa salonundaki gürültü, soyluların yapmacık kahkahaları ve bardak tokuşturma sesleri kulaklarımda uğultulu bir sessizliğe dönüştü. Başımdaki şapkanın pirinç zilleri bile, omuzlarımın kırgınlıkla titremesinden nasibini alıp cılız bir çınlamayla sustu.

Oysa biz bu sarayın kasvetli gölgelerinde, o renkli maskelerin arkasında birbirimizin tek sığınağı olmamış mıydık?

Gecenin karanlığında elini uzattığında, parmaklarının arasından yayılan o sıcaklık sarayın tüm soğukluğunu siler atardı. Beni her defasında düştüğüm yerden kaldıran, bu tehlikeli oyunda ayakta tutan şey onun o güvende hissettiren dokunuşuydu.

Şimdi ise o sıcaklıktan eser kalmamıştı. Yüzünde ne bir pişmanlık gölgesi vardı ne de gözlerinde eskiden beni arayan o aşina bakışlar. Dudakları kıpırdadı ama bana söylediği tüm o tatlı sözler, tuttuğu yeminler sanki bu salondaki mermer zemin gibi sertleşip kırıldı. Zırhını kahkahalardan örmüş o adam gitmiş, yerine kalbimi hiçe sayan buzdan bir adam gelmişti.

Gözlerimden süzülmek üzere olan bir damla yaşı gizlemek için başımı hafifçe eğdim. Tulumumun kırmızı-siyah kumaşına dökülen o yaş, verdiğim tüm emeğin, beslediğim tüm umutların dökülüşüydü. Bana vadettiği gelecek, bu görkemli salonun tam ortasında, ikimizin gözleri önünde bir cam misali darmadağın oluyordu. Ve o, ellerini bile uzatıp o parçaları toplamaya yeltenmiyordu.

Yavaşça bir adım geri çekildim. Aradaki mesafe sadece birkaç santim gibi görünse de, ikimizin arasına aşılması imkansız, aşırı soğuk bir uçurum girmış oldu.

Gözlerimden süzülmeyi reddeden o son yaş damlası gözpınarlarımda yakıcı bir hırsa dönüşürken, çenemin titremesini bastırmak için alt dudağımı ısırdım. Başımı yavaşça yukarı kaldırdım; şapkamın gölgesinde kalan gözlerimi buz gibi duran gözlerine diktim.

Dişlerimi birbirine öyle kenetlemiştim ki çenemdeki kasların sızladığını hissettim. Kenarlardan taşan nefesimle, sadece onun duyabileceği bir fısıltıyla dişlerimin arasından mırıldandım:

"İyi ki o taktığın maskeyi benim için çıkardın... Çünkü altındaki adamın saraydaki herkesden daha sahte olduğunu diğer türlü anlayamazdım."

TorenyaStories to obsess over. Discover now