Birinci bölüm

28 4 2
                                        

Soğuk iliklerime kadar ilişirken, nefes almak zordu. Ellerim soğuktan uyuşmuş hareket ettirmek zordu.

Bu soğukta, bu işkence normal miydi. Ne diye burada bekliyorduk. Kimin için yada ne için, hiç bir şeyden haberimiz yoktu. Olay neydi bilmiyorum ama umarım burada iki saattir beklememizin sebebi güzel bir haberdir.

Kafama düşen her kar tanesi saçımı daha fazla ıslattığını hissederken uyuşmuş başımı salladım. Kafama acının saplanması ile bayılacağımı hissettim.

Vücudum iflas etme durumuna gelmişti neredeyse.

Yanımdaki arkadaşlarımın da benden farkı yoktu. Ayakta zor durduğu belli olan arkadaşlarım ile içim biraz daha fazla, bedenimden zıt bir şekilde kavruldu.

Yıllardır süren yabancılaşma, kendi ülkemizde bizi elalem etmişti. Bir umut tutunmaya çalıştıkça daha da beter hale gelmiştik.

Sahi bize noldu böyle.

İki saatin sonunda bahçeden giren araba ile rahatladığımı hissettim. Bir an önce ne diyecekse desinler diye sabırsızlanırken olduğum yerde hareketlendim.

Beynim vücuduma kurtuluyoruz komutları vermeye başlamıştı bile.

Arabadan inecek adam belliydi, Bülent Kara. Bu sefer bizi kime köpek etmeyi planlıyordu tahmin etmek zordu. Hani dedim ya elalem olduk diye bunun yanında köpek olduğumuz gerçeğide vardı.

Ülkemiz içten işgal edilmiş esas Türkler çok az kalmıştı. Bir umut düzeltmeye uğraşsakta savaş içten olunca bu imkansız dereceye giriyordu. Türkiye'de Türkler yabancılaşmıştı.

Arabadan inecek kişiye dikkatimi verip beklemeye başladım.

Bu ne yavaşlık böyle ağır çekimdemiyiz diye düşüncelerim gel git yaparken sinirle ofladım. Nefesim buharlaşarak yüzüme vurduğunda burnumun direği sızladı. Ağzımdan çıkan nefesi donduracak kadar soğukdu hava.

Arabadan sonunda inen kişi ile kaşlarım çatıldı. Bu adamın burada ne işi vardı. Gerçekten mi?, gerçekten bu kadarmı düştüktük.

Bu zaman kadar içimde hep bir umut var demiştim ya hani, o ufacık pirinç tanesi kadar olan umut içimden uçtu gitti.

Biraz önce soğuktan dolayı bacaklarım tutmuyordu şimdi farklıydı bacaklarım daha farklı titriyordu. Hayal kırıklığı dizlerimin bağımı çözmüştü.

Vatana sözüm vardı, kardeşime umuttan bahsetmiştim ben.

Rian Valmont. Fransız güçlü bir ailenin şımarık çocuğu. Yüzendeki ukala sırıtışı ile yanımıza doğru gelen adam bakışları ile hepimizi teker teker süzüyordu.

Böyle birisinin önünde saygı duruşunda beklemek omuzlarımı çürütüyordu. Ağlamak istiyordum hemde ciğerim sökülene kadar ağlamak.

İçimdeki bu ateş neyin harıydı. Sönen umutların mı?, tutulmayan sözlerin mi?.

Aklıma gelen şarkı sözleri ile utanç kapladı bütün vücudumu.

Bir başkadır benim memleketim. Başkaydı doğru, benim memleketim önceden başlaydı.

Geldiğimiz duruma bakınca ne kadar dik durmaya çalışsamda omuzlarım artık kaldırmıyordu. Bir ülkenin şerefini omuzlarımda hissediyordum. Bu yük nasıl taşınırdı ki.

Solgun yeşil gözler, gözlerime deyince hissettiğim nefret büyüdü. Gözlerindeki rahatlık vücudumun herbir yerine saplandığını hissettim.

Ben bu kadar rahatsızlık duyarken kendi ülkemde onun bu rahatlığı da neydi.

Gözlerimden ona karşı duyduğum nefret belli oluyor  muydu bilmiyorum ama gözlerini çekmedi benden.

O, ona karşı hissettiklerimi görmüştü yüzüne anlaşıldığı üzere bundan hoşnut duyduğu belliydi. Sırıtışı daha da büyürken samimiyetten uzak bir kahkaha  attı.

"Oruspu çocuğu!" Ağzımdan kaçan küfür ile Pars ayağıma doğru bir tekme attı.
Susmamı ima ediyordu bu vuruşla ama artık herkes duymuştu.

Komutanlarda dahil herkes bana dönerken kimseden bir  çıt çıkmıyordu. Belkide sırf ona küfür ettiğim için zindanı boylayacaktım yada birazdan kafamın içinden bir kurşun geçecekti.

"Sen ne dedin" Bülent komutan sinirle bana doğru gelirken şehadet getirmeye başlamıştım bile.

Korkuyla gelecek darbeyi beklerken bir el ateş sesi kulağıma ilişti. Vurulduğumu düşünüp vücuduma bakarken bir şeyim olmadığını fark ettim.

Rian belinden çıkardığı silah ile havaya kurşun sıkmıştı.

"Sana ona dokunmanı söyleyen oldumu?" Sakinlikle konuşuyor olsada sesinin tonu korkunçtu. Beni neden korumuştu yoksa kendi elleri ilemi öldürecekti.

"Ben size küfür edince haddini bildirmek istemiştim Rian bey." Korkudan sesi titreyen adama tiksinerek baktım.

"Had bildirmek sana mı kalmış hadsiz. Siktir git, gözüm görmesin seni." Bülent korku ile bahçeden dışarıya doğru giderken tek düşüncem bana ne olacağıydı .

Rian bana doğru sakin adımlar ile gelirken derin nefes aldım. Ciğerlerim ağrıyordu.

Bedeni bedenime deyecek kadar yaklaştığında nefesimi tuttum. Boy farkımız çok yoktu ama o üsten bakışı ile eziyordu bedenimi.

Nefesini yüzüme verirken gözlerimin en derinine bakıyordu.

"Sana gelince ise senin cezanı ben vereceğim küçük askercik, Şimdi gel benimle."

Söylediği sözler ile korku yayıldı damarlarımdan. Bu acımasız adam beni timsahlara bile atacak olabilirdi. İçimden dualar ederken son bir kez kardeşimi görmek istiyordum.

Yüzüne bakacak durumda değildim ama olsun son birkez sarılmak istiyordum. En azından sadece bir özür dilemek.

Özür dilerim kardeşim, abimin emanetini koruyamadım. Omuzlarım kaldıramadı özür dilerim.

Umarım ölmeden son kezde olsa kardeşimi, o gözlerindeki ne olursa olsun sönmeyen umudu görebilirim.

Bittiiii
Nasıl olmuş umarım beğenmişssinizdir yazarken içime çok sindi benim.

Bu arada gerçekle bir alakası yok hayal gücüm ile şekillenmiş bir hikaye.

Lumıere bxb Stories to obsess over. Discover now