Ölüm Mü Öldürür Yoksa Unutmak Mı?

5 2 4
                                        

Ölen bir insanı hatırlayan hiç kimse kalmadığında, o insan gerçekten hiç yaşamamış mı olur?

Duştan çıktığımda komodinin üzerinde duran telefonumun ekranının parladığını gördüm. Arayanın kim olduğunu zaten biliyordum. Bornozumu çıkartıp üzerime bir şeyler giydim ve hiç de hevesli olmayan adımlarla telefonuma yürüdüm. Yatağa oturup telefonun parmak izi kilitine parmak izini okutup ekranı açtım, Arel aramıştı, tahmin ettiğim gibi daha doğrusu bildiğim gibi. Arel bu hayatta güvendiğim tek kişiydi, o benim koruyucumdu. Hayat çekilmez olduğunda, başka insanların anılarında boğulduğumda o benim yanımdaydı. Kendisi çocukluğumdan beri yanıma olduğunu söylüyor ama ben çocukluğumu hatırlamıyorum bile. Tamam, belki çok az bir kısmını hatırlıyor olabilirim ama bunlar benim hayatımın anıları mi yoksa diğer insanlardan birinin mi bilmiyorum. Zihnimin içinde bir isim süzülüp duruyor ama kim olduğunu bilmiyorum. Anılarını zihnime aldığım hangi insanın anısında ki bir isim bilmiyorum.

Telefondan rehbere girerek Arel'i geri aradım. Üçüncü çalışta açtı, normalde ilk çalışta açardı, meşgul olmalı diye düşündüm. "Lara, nerelerdesin? Niye bakmadın aramama?" Arkadan sesler geliyordu. Demek ki çoktan merkeze gitmişti. "Duştaydım, Arel. N'oldu?" Arel anladığını belirten bir mırıltı çıkarttı ve ardından konuştu. "Bir çocuk var. Yıllar önce onun anısını almıştın, hatırlar mısın bilemem. Annesi ölüm döşeğindeymiş. Oraya gidip o çocuğun anılarını annesinden alman gerekiyor. Emirler büyük yerden, anlarsın ya." Bir süre düşündüm, genelde erkeklerin anılarını almazdım ama aldığım birkaç tane vardı. Hangisi olduğunu kesinlikle hatırlamıyordum. "Tamam. Konumu at bana, birkaç dakika içinde çıkarım." Arel onaylayıp telefonu kapattı ve birkaç dakika sonra telefonuma bir konum geldi. Acele etmeden ayağa kalktım, saçlarımı kuruladım, taradım hatta şekil verdim ve evden yine aynı isteksiz adımlarla çıktım. Bu iş, bu durum beni gerçekten çok yoruyordu. Neden bilmiyorum ama zihnim kendi anılarımı bile unutmaya başlamıştı, ya da hatırlıyordu ama ben o anıları diğer insanların anılarıyla karıştırıyordum. Kim bilir?

Evden çıktım. Hava sıcaktı, çok sıcak. Bu sefer adımlarım hızlandı ve Arel'e göre çok küçük ama bana göre gayet ideal olan arabama bindim. Telefonumdan konumu açıp hemen yola koyuldum.

Ev çok mütevazı görünüyordu. Tek katlı küçük bir kulübe gibiydi. Arel'in söylediğine göre evin anahtarını girişin önündeki saksıya koymuşlardı. Saksıya doğru yürüdüm ve toprağını biraz eşelediktikten sonra küçük bir anahtar buldum. Anahtarı alıp üzerindeki toprağı elimle çırptım. Kapıyı yavaşça açtım. Içerisi derli topluydu. Gayet temiz kokuyordu. Bütün odaların kapısı kapalıydı, bir kapı hariç. Hemen o kapıya doğru yürüdüm ve içeri başımı uzatarak baktım. Evet, yaşlı bir kadın yatağında ölü gibi yatıyordu, belki de ölüydü. Odanın içine girdim. "Merhabalar hanımefendi, ben size gönderilen Hatırlayıcı'yım." Kadından cevap alamadım, öldü mü acaba diye düşündüm. "Hanımefendi?" Kadın bir anda gözlerini açtı ve şaşkınlıkla etrafa bakındı. Ölmemişti. Ama bu ölmeyeceği anlamına gelmiyordu. "Ay, kızım, uyuyakalmışım, kusuruma bakma lütfen." Kadının yanına yürüdüm. "Ne kusuru, hanımefendi. Ölüm döşeğinde olduğunuz söylendi, anılarınızı teslim etmek istiyormuşsunuz." Kadın bir süre sadece bana baktı, hiçbir şey söylemedi. "Andaç... Ne kadar güzelleşmişsin kızım..." Hatırlayıcılar olarak hiçbir şekilde anılarını teslim etmek isteyen kişilere ismimiz söylenmezdi. Bu kadın kimdi ve benim adımı nereden biliyordu? "Hanımefendi, tanıştığımızı sanmıyorum. Adım size kim tarafından söylendi?" Kadın üzüntülü bir şekilde bana baktı. "Ah be güzel yavrum... Senin de mi anılarını topladılar...?" Neyden bahsediyordu? Benim anılarımı kimse toplamamıştı tabii ki. Böyle bir şeye katiyen izin vermezdim. "Hanımefendi, siz neyden bahsettiğinizi bilmiyorsunuz gibime geldi. Anılarınızı teslim edin, yapmam gereken diğer işlerime yetişmem lazım." Başka bir işim yoktu, ama buradan hemen gitmek istiyordum. "Akay... Akay'ımı hatırlamıyor musun, Andaç...? Sana yaptığı onca şeyden sonra hemde..." Akay mı? Akay da kimdi? Hayatımda geç bir erkek tanımayı, Arel hariç, Akay ismini hiç duymamıştım bile. "Siz karıştırıyor olmalısınız, hanımefendi. Anılarınızı alıyorum." Kadın daha fazla bir şey demedi ve anılarını teslim almama izin verdi. Küçük çip benzeri aleti kadının kafasına taktım sonra diğer parçasını da kendi kafama yerleştirdim ve anılarını almaya başladım. Sadece kadının izin verdiği kadarını alabiliyordum, tabii zorlarsam hepsini alabilirdim ama bu yaşlı kadının diğer anılarıyla hiçbir işim yoktu. Sadece eve gidip uyumak istiyordum. İşlem tamamlanınca çipleri çıkarttım ve cebime attım. "Andaç. O yanındakilere güvenme. Hele de o Arel'e. O senin anı-" bir silah sesi bütün odayı doldurdu. Kadındaydı hala gözlerim, ama onda bir değişiklik vardı. Birkaç dakika önce tertemiz olan alnı şimdi beynine saplanan bir kurşun yüzünden kendi beyninden akan kanla lekelenmişti. "İşin uzun sürdü, Andaç. Hadi, gidiyoruz." Arel gelmişti. Kadını neden öldürdüğünü hiçbir şekilde anlamamıştım ama bir şey demeden arkamı döndüm ve odadan çıkmak üzereyken gözüme bir fotoğraf ilişti. Bir erkek ve az önce gözlerimin önünde ölen kadın vardı. Fotoğraf küçüktü, cebe kolayca sığacak cinsten. Daha sonra incelemek için, ya da içimdeki bir his söylediği için fotoğrafı Arel'e göstermeden cebime attım ve arkasından yürüyerek dışarı çıktım. Çoktan arabama yerleşmişti bile. Kendi arabası arkada duruyordu, içinde birileri vardı. Arel yetkili bir Hatırlayıcı olduğu için onu yalnız göndermek istememiş olmalılardı. İtiraz etmeden arabamın ön yolcu koltuğuna oturdum ve arabam çalışırken hiçbir şey konuşmadık. Araba yolda giderken sessizliği bozdum. "Neden öldürdün o kadını? Bir zararı yoktu." Arel bana bakmadı bile. "Zaten ölmek üzereydi, on dakika geç olacağına erken oldu. Bana teşekkür etmeliydi. Oğluna kavuşturdum onu." Oğlu mu? O fotoğraftaki çocuktan bahsediyor olmalıydı, Araydan bahsediyor olmalıydı. Hayır, Akaydı ismi. Akaydan bahsediyor olmalıydı. Şu sıralar her şeyi çok unutur olmuştum. Yaklaşık on bin farklı kişinin anısını taşıyordum bu da zihnimi yoruyor olmalıydı. Hatırlayıcıların anı kapasitesi sınırsızdı çünkü, anı aldıkça kendi anılarımı unutmak gibi bir ihtimal söz konusu değildi, olamazdı. Yani herkes, Hatırlayıcı olan herkes, bunu böyle biliyordu. Yetkili bir Hatırlayıcı olan Arel bile böyle söylüyordu. "Yine daldın düşüncelere. Neler dönüyor o kafanın içinde?" Arel'in sesiyle düşüncelerimden arındım, sanırım. "Öyle havadan sudan." Arel çok kısa bir süreliğine bakışlarını bana dikti sonra tekrar yola baktı. "O kadının söylediklerini mi düşünüyorsun?" Hayır, ona sıra gelmemişti daha. "Hayır, eve gidip uyumayı düşünüyordum. Başım çatlıyor." Arel evimin yolu olduğunu bildiğim bir yola döndü. "Geldik sayılır. Uyu biraz, sonra iş gelir büyük ihtimalle. Uyanmak zorunda kalacaksın." Arabam evimin önünde durdu. Arabadan indik ikimizde. Arel'in arabası da arkamızda durdu. Arel arabanın anahtarını bana verdi ve hiçbir şey söylemeden kendi arabasına binerek uzaklaştı. Bir süre uzaklaşan arabayı izledim, sonra daldığımı fark ederek gözlerimi birkaç kez kırpıp açtım. Evime doğru yürüdüm. Apartmanın içine girdim ve kendi daireme çıktım. Apartmanım eskiydi ve asansör bile yoktu. Beşinci katta oturuyordum ve hep buraya çıkmaktan artık bıkmıştım ama yapacak bir şey yoktu çünkü param yoktu. Aman, başımı sokacağım bir çatı var ya ona da yeter. Daireme ulaştığımda nefes nefese kalmıştım. Anahtarı yuvasına soktum ve kapıyı açıp içeri girdim. Güzel evim canım evim. Yatağıma attım hemen kendimi, hemencecik uyuyakaldım zaten.

"Andaç! Andaç!"
Kimin sesi bu? Tanımıyorum, hayır, tanıyorum.
"Andaç! Kaç! Lütfen! Gelme sakın!"
Bana seslenen o kişi o fotoğraftaki çocuk, Akay.
"Akay! Seni bırakmam! Öleceksek ikimiz öleceğiz! Yalnız ölmene izin vermem!"
Kendi sesim çok yabancı geliyor, neler oluyor? Ve Akay o sözleri söylüyor. Her gün sahibini bilmediğim ve zihnimde dolaşan o cümle.

"Beni kurtarma, beni hatırla!"

Ve karanlık.

Bir insan öldüğünde mi ölmüş olur yoksa onu hatırlayan herkes öldüğünde mi ölür?

Hatırlayıcılar bu yüzden var. Ölüm gibi acı bir şeyi yaşatmamak için. Yaşanırsa da en geç şekilde yaşatmak için. Ne kadar da iyiler.

Yani herkes böyle biliyor, bütün bir dünya aynı şekilde düşünüyorsa o şey yanlış değildir, değil mi?

HatırlayıcıHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora