"Sen fısıltı avcısısın. Seslerden başka hiçbir şeye güvenemeyecek , tanrıçanın adımlarını takip edeceksin. Başka şansın yok. Sakın unutma!"
Küçük prenses önünde yürüyen kısacık hayatında gördüğü en güzel kişi olan Kraliçe'yi ağır ve asil adımlar ile takip ediyordu. Peşindeki iki hizmetçi suratlarını eğmiş minik kızla göz göze gelmekten adete kaçıyorlardı.
Küçük prenses mezarlığa götürüldüğünü bilmenin heyecanı ile gülümserken yanlarından geçip giden herkes minik hükümdarlarına tuhaf bir şefkat ama dahası keskin bir korku ile bakıyordu. Kraliçe bahçeye çıkıp şatonun arka kapısına doğru yöneldiğinde küçük prensesin adımları da kalp atışları gibi hızlanmıştı.
En nihayetinde askeri eğitim alanı için ayrılan bölgeyi geçip sağa döndüklerinde küçük kız annesinin bir adım önüne geçti ve adete koşarak mezarlığın giriş kapısının önünde durdu. Kraliçe'nin kimsenin anlamayacağı kadar kısık, prensesin ayırt edebileceği kadar sesli kahkahası bahçede kısa bir an yankılandığında prenses yüzündeki gülümseme ile annesine döndü.
Kraliçe onaylar gibi bir kere kafasını salladığında prenses mezarlığın kapısına kendisi için konulduğunu bildiği şövalenin önündeki uzun tabureye oturdu. Hizmetçilerin daha önceden hazırladığı boyalara ve kıtanın dört bir yanından gelen çeşit çeşit fırçalar prensesin içinin kıpır kıpır etmesine neden oldu.
Prenses ana renkleri tahtadan palete koyduktan sonra annesine baktı. Kraliçe , mezarlıktaki tamamen çıplak , elleri , ayakları ve gözleri beyaz dantel kumaşlar ile bağlanmış adamın başında duran; oldukça zarif ve yapılı , burnunun üstüne kadar gelen siyah bir fular takan ,koyu mavi gözlü adama gülümsedi. Küçük prenses o mavi gözlerin sahibini tanıyınca suratındaki mutluluk içine sığmaz oldu. Hafifçe arkasını döndü. hizmetçilerin ve askerlerin yeterince uzakta beklediğinden emin olduktan sonra fırça olmayan eli ile çıplak adamın başındaki babasına kısaca el salladı.
Mavi gözlü adam kısaca tek gözünü kırptığında küçük prenses de aynısını yapmaya çalıştı kendi mavi gözleri ile. Adam kızının bu çabasına kısa bir an gülse de dikkat çekmemeleri için onu uyarırcasına baktı prenses e. Prenses hemen babasının mesajını alarak işe koyuldu ve babasına kafası ile bir işaret verdi.
Babası , adamın derisine 989 tane öldürmeyen ama kan akıtacak kesik atarken prenses büyük bir dikkat ile onları izliyor ve hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan tuvale aktarıyordu.
Babası kızını iyi tanımış olacak ki kan akışı devam ederken 7.kesikte cebinden minik bir cam şişe çıkardı.
Adamın karnına attığı bir kesiğe hafifçe dayadığı şişe kısa zamanda adamın kanı ile dolmuştu bile. Annesinin konumu yüzünden müdahale edemeyeceğinin farkında olan baba kız kısa bir an birbirlerine gülümsemeyi ihmal etmedi. Annesinin uyarıcı bakışları babasının sırtından ayrılmasa da küçük prenses için bu ufak yaramazlık eseri en önemli parçası için ana malzemeydi.
Küçük prenses arka bahçede yankılanan ve her kesikte biraz daha yükselen çığlıklar eşliğinde resmini bitirdiğinde hizmetçileri artık orada değildi.
Askerler yatakhanelere çekilmişti. Küçük kız bir kez daha babasına başı ile işaret verdi. Kraliçe sevgilisini daha iyi görebilmek için küçük prensesin yanına geldi ve omzuna dokunarak onaylar şekilde baktı. Mavi gözlü adam önce biricik kızına ve kirlenen soluk mavi elbisesine sonra da hayatının aşkı olan kraliçenin kehribar rengi gözlerine baktı . Kraliçe ve prenses neredeyse birebir aynı gülümsemeleri ile karşılık verdi.
Adam çığlıklar içinde kıvranan adama son bir kez baktı ve elindeki uzun gümüş hançeri iki köprücük kemiğinin ortasına, boynun ön-alt kısmını hançer toprağa değecek şekilde sapladı ve gülümsedi.
Mavi gözlü adam cesedi öylece bir kenara attıktan sonra köşede hazır olan uzun yontulmuş odunlardan birini aldı. adamın karnına saplaması çok da zor olmamıştı. Odunun yukardaki ucuna daha önce saplanmış çiviyi kontrol etti ve mezarlığın giriş bölümündeki küçük kızına doğru yürüdü. Cebinden çıkardığı küçük cam şişeyi uzattı. Kız kılık değiştirmiş babasının elinden kan dolu şişeyi kaptı. Mavi gözlü adam küçük kızın elbisesini daha da kirletmemeye dikkat ederek onu kucağına aldı.
Mavi gözlü adam tuvalin tam karşısında durup küçük prensesin kulağına doğru fısıldadı.
"Üç,iki,bir!"
Küçük prenses var gücü ile çam şişeyi az önce tamamladığı resme doğru fırlattığında askerlerin annesini kontrol etmek için geleceklerini bildiğinden acele ile babasının kucağından indi.
Mavi gözlü adam da kraliçe ve prensesten uzaklaşıp sanki normal bir cellatmış gibi başını öne eğdi. Muhafızlar koşarak geldiğinde daha tecrübeli olduğu belli olan bir adam ilk iş Kraliçe'nin yanına gitti. Bir kişi prensesi gözleri ile kontrol ederek iyi olduğundan emin oldu. Daha acemi olduğu belli olan 3. asker gördüğü manzara karşısında duvara elini yaslayarak kusmaya başlamıştı bile.
Prenses kendisini kontrol eden askerin babasına baktığını fark ettiğinde onu pantolonundan hafifçe çekiştirdi. Asker uykudan yeni uyanmış gibi afallayarak prensesin boyuna yetişebilmek için diz çöktü.
"Emrinizdeyim." diye selam verdi.
Küçük prenses işaret parmağı ile az önce kana bulanan tabloyu işaret etti.
"Asar mısın?" dedi sakince.
Asker bir kıza bir de gösterdiği şeye baktı. Asamazsa sonraki tablonun kendisi olacağını bilecek kadar çalışmıştı bu şato da. Başı ile onaylayıp zor da olsa gülümsemeye çalıştı, hala üzerinden kanlar damlayan tabloyu aldı ve istemeden de olsa cesede doğru yürüdü.
Daha birkaç saat öncesine kadar canlı olan adama ve adamın vücudunun ortasına çakılmış oduna baktı. Birkaç kez kusacak gibi olduysa da kendini tutmayı başararak kandan tabloyu sahibinin cesedinin üzerine astı. Neredeyse koşar adım çıktığı mezarlıktan kafayı kaldırdığında ise hangisinin daha korkunç olduğuna karar veremiyordu asker.
Az önce yaşananlar mı , daha sonra da bunun tekrarlanacağını bilmesi mi yoksa teşekkür etmek için karşısında eteğini hafifçe tutup eğilerek selam veren 9 yaşındaki prenses mi?
YOU ARE READING
Kandan Tablo
FantasySen fısıltı avcısısın. Seslerden başka hiçbir şeye inanamayacak bir kutsanmışsın. Tanrıça'nın ışığını takip edeceksin. Bunu sakın unutma.
