AĞUSTOS 1999
Her doğuş bir başlangıç mıdır? Peki bir doğuş tüm sonları getirebilirmi? Bir insan doğar ve o insan büyür, koşar, okula gider evlenirdi. Bu doğuşta ne koşma vardı ve okul vardı. Sadece hayatta kalmaya çalışan bir melek vardı. O melekte bir gökyüzünden gelmişti.
Hava oldukça kasvetliydi, gökyüzünde uçuşan kuşlar herşeyi anlamıştı. Bu gece bir sonun tekrardan başlamasıydı. Doğa bu olayı kendi işiymiş gibi onları kabul etmişti. Her zaman olduğu gibi doğa gene hizmet ediyordu.
Dört ana eşya oluşturcaktı bu hikayeyi ama bu hikayeyi yıkan tek bir eşya olacaktı. Bu dört eşyadan ilki Elmas Hançerdi. Elmas Hançer ölümsüzlüğü ve zenginliği ifade ediyordu. Bu eşyanın sahibi genç, oldukça kuvvetli gözüken bir adamdı.
Diğeri ise Gümüş kum saatiydi. Bu kum saati zamanın en zor geçişinde bile ayakta durmayı temsil ediyordu. Bu eşyayı taşıyan adam oldukça yaşlıydı ama aralarından en dinçi oydu. O yaşıtlarına göre daha yaşlı duruyor ama bir o kadar da sağlıklıydı.
Üçüncü eşya olan Obsidyen Aynaydı. Aynanın diğer aynalardan farkı vardı. Bu ayna gerçeği görme, kişinin kendisiyle yüzleşmesini ve bilgeliği temsil ederdi. Bu eşyayı taşıyan kişi ise bir kadındı. Oldukça güzel neredeyse kusursuz denilebilcek genç bir kadındı.
Dördüncü ve son eşya olan Kırtık taçtı. Bu taç kaybedilmiş gücü, fedakarlığı ve alçakgönüllüğü ifade ediyordu. Bu eşyayı taşıyan kişi ise orta yaşlı neredeyse kırklı yaşlarına gelmiş bir adam taşıyordu.
Eşyaları taşıyanların yanında biri daha vardı. Bu adam doğacak olan meleğin
ilk babası olacaktı. Adam diğerlerine göre daha heycanlıydı. Fazlasıyla istekli bi o kadarda korkuyordu. Acaba sahip çıkıp onu koruyabilecek miyim? Diye düşünüp durmuştu yol boyunca.
En arkalarında onları takip eden başka biri daha vardı. Ama bu kişi onları gizli takip ediyordu. Ormandaki kalın ağaçların arkasına saklanarak onları takip ediyor nereye gittiklerini öğreniyordu. Adam uzun boylu, siyah saçlı, uzun bir pelerin giymiş pelesirinin kapşonunu başına geçirmiş yüzünü saklıyordu. Genç adamın gözleri keskin bakıyordu, acımasız, istediği şeyi almak istiyor gibi bakıyordu. Sanki o isteği şeyi almadan bu orman çıkmayacaktı.
Ormanın içinden bir dağaya ulaştılar. Bu dağın girişi yarılmış içerisine meşalelerle aydınlatılmıştı. Fazlasıyla aydınlık olmasada önünü, yanında ki insanın yüzünü seçebiliyordun. Dağın içinde kısa bir patika yol ve sorunun bir merdivene bağlanıyordu. Bu merdivenden aşağı inince meleğin doğucağı o yere geliyordun.
Merdivenden inince karşına kocaman bir oda beliriyordu. Odanın içinde dört farklı masa şeklinde taşlar vardı. Masaların içinde eşyaları yerleştirecek şekilde çukurlar vardı. O çukurlara eşyalar yerleşecekti. Masalların dışında başlayan kocaman bir yuvarlak vardı ve bu yuvarlak masa şeklinde olan taşların etrafında da vardı. Masaların önünden düz şerit şekilde ortaya ilerliyor ortada ayrı bir yuvarlak daha vardı. Bu yuvarlaktan melek doğacaktı. Yuvarlağı aydınlatan şey ise dağın üstünde açık olan delikti.
Tek tek herkes dağın içine girmiş sanki ezberlemişler gibi merdivenden aşağı indiler. Kırık tacı taşıyan adam elmas hançeri taşıyan gence döndü ve dedi ki, ''Hey Roderic gergin misin yoksa?'' diye sorar Roderic adama döner ve ''Hayır Faelar. Ama bana sorduğuna göre sen epey bi gerginsin.'' diyerek ona cevap verdi. Faeler, Roderic'in bu söylemiyle beraber kendisini derin bir sessizliğe çekti.
Hepsi merdivenden aşağı indi ve büyük odaya ulaştılar. Obsidyen Aynayı taşıyan kadın önde herkese liderlik ederken. En yaşlıları arkadan yavaşça merdivenden iniyordu. En sonunda yaşı adamda odaya ulaşınca herkes kendi masasının önüne geçti.
Gümüş kum saatini taşıyan yaşlı adam boğazını temizledi ve konuşmaya başladı. ''Buraya gelişimizin bir amacı var,'' diyerek cümlesine giriş yapti. ''Bildiğiniz gibi bu elimizde tuttuğumuz eşyalar normal birer eşya değil. Bu eşyalar bize tanrı tarafından gönderilen birer kutsal hediye. Bu hediyeler bize ve gelecek nesillerimize gönderilen en nadide ve büyülü hediyeler.'' ededi ve nefes aldı ardında devam etti.
''Bize bu hediyeler gönderilirken sadece iki şey istendi. Birincisi bu hediyeleri korumak, ikincisi ise bu hediyeleri korumak için ve insanlık tarihini korumak için çağırmamız gerek meleği gökyüzünden kara parçasına indirmektir. Bizde bu gün bu görev için toplandık. Haydi arkadaşlar bu görevi artık yerine getirelim.'' dedi ve sustu.
Oda da olan herkes kafasını salladı ve sırayla eşyaları yerleştirmeye başladılar. Önce genç kadın Obsidyen aynayı yerleştirdi. Obsidyen ayna yerine oturmasıyla masanın etrafını saran yuvarlak ışık saçmaya başladı. Hemen ardından genç adam elmas hançeri yerleştirdi. Aynı şekilde elmas hançer yerleşince masanın etrafından ışık yayılmaya başladı. Sıradaki eşya ise Kırık taçtı. Kırık taç yerine oturunca masanın etrafında olan yuvarlak ışık saçmaya başladı. Son olarak Gümüş kum saatiydi. O da yerine yerleşince diğerlerinde olduğu gibi masanın etrafında ışık saçmalamaya başladı.
Tüm eşyalar yerleşince ortadaki yuvarlağın etrafından ışık saçmaya başladı. Işık yandıktan kısa süre sonra bir gök gürültüsü geldi ve aşırı yoğun bir ışık dağın üstünde olan delikten içeri girdi ve odayı aydınlattı. Bu aydınlatmayla odada sadece dört kişinin olmadığını odanın karanlık kısımlarında ellerinde silahlarla bekleyen gruplar olduğu görüldü.Büyük bir sarsıntı sonucunda ışık yok oldu ve ortadaki yuvarlak ta yatan kızıl saçlı bir genç kız belirdi.
Ortalık tekrar eski haline dönmesiyle ellerinde silah olan gruplar gün yüzüne çıktı ve eşya sahiplerine saldırmaya başladılar. Yeni dünyaya gelmiş olan kızın babası aceleyle orta yuvarlağa koştu. Bu sırada pelerinli adam daha fazla dayanamadı ve odaya hızla girdi. Hemen önündeki masada duran Elmas hançeri yerden alırdı ve ortadaki yuvarlağa koştu.
''Size yardım etmek için gelmemi söylemişlerdi hadi çıkalım buradan.'' diyerek adama yardım eder. Genç çocuk kızı kuçağına alır ve odadan çıkmak için merdivene doğru hızlı ve temkinli adımlar atar. Genç son defa arkasını döner ve manzaraya bakar. Çoğu kişi ölmüştü. Eşyaları taşıyanların sadece masalarının kenarında cesetleri vardı.Genç tekrardan önüne döndü ve merdivenleri tırmanmaya başladı.
MERHABA UMARIM YAZDIĞIM İLK KİTABI BEYENMİŞSİNİZDİR. HER HAFTA BİR BÖLÜM ATMAYI DÜŞÜNÜYORUM. YORUMLARINIZI VE GERİ DÖNÜŞLERİNİZİ BEKLİYORUM.
YOU ARE READING
KARANLIKTAKİ IŞIK
FantasyDört farklı eşya bir araya gelmesiyle dünyaya gelen tanrının kızı Liara ve onu öldürmeye çalışan insanlar. Elias Ardent herşeyi en başından şahit olmuştu. Liaranın doğumuna ve ölümüne şahit olan biridi... Kader onları yıllar sonra tekrar karşılaştı...
