Mikaelson Malikânesi'nin devasa koridorları, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte maun ağacının ağır kokusu ve asırlık toz zerreleriyle doluyordu.
Valentina, odasının ortasındaki aynanın karşısında durmuş, gümüş işlemeli dantel korsesinin iplerini sıkarken bakışlarını bir saniye bile duvardan ayıramıyordu.
Duvarda, som gümüşten dökülmüş ve zehir yeşili zümrütlerle bezenmiş devasa bir çerçeve asılıydı.
Çerçevenin üzerindeki yılan figürleri soğuk bir asaletle kıvrılıyordu ama tuvalin içindeki adam... tuvalin içindeki Elijah son derece sessizdi.
Bu, Hogwarts'ın koridorlarında kendi kendine konuşan, tablodan tabloya geçen bencil büyülü resimlerden biri değildi; burada duran şey, ruhu bu diyardan tamamen çekilmiş gerçek bir ölünün cansız gölgesiydi.
Valentina yavaş adımlarla tabloya yaklaştı, parmak uçlarını Elijah'ın ceketindeki o kusursuz dokunun üzerinde gezdirdi.
Valentina: O gece seni o zindanda yalnız bırakmamalıydım Elijah, kanındaki o felaket gücün zihnini adım adım yakmasına göz yummamalıydım.
Elijah'ın tuvaldeki gözleri ona bakmıyordu, bakamazdı.
O, bir başkasının büyüsü ya da bir düşmanın laneti yüzünden ölmemişti; Mikaelson kanına kazınmış o muazzam, kontrol edilemez öz güç onun zihnini ele geçirmiş, kendi içindeki delilik yangınında can vermişti.
Ama Valentina, kardeşinin kendi gücüyle başa çıkamayıp erimesini izlemiş olmanın verdiği o amansız vicdan azabıyla yaşamaya mahkûmdu.
Valentina: Seni o gücün elinden söküp alamadım ama yemin ederim, taşıyamadığın bu ağır mirası ben lekelemeden taşıyacağım.
O sırada odanın maun kapısı ağır bir gıcırtıyla açıldı.
Klaus Mikaelson, kapının eşiğinde silüetiyle belirdi; gözlerinde hem kızına karşı duyduğu o gurur hem de kaybettiği kardeşinin gölgesine bakmanın getirdiği derin bir kasvet vardı.
Klaus: Bir ölünün portresinden merhamet dilenmek bir Mikaelson'a yakışmaz Valentina.
Valentina: Merhamet dilenmiyorum baba, sadece hak ettiği sadakati sunuyorum.
Klaus içeri doğru bir adım attı, üzerindeki pelerinin gümüş düğmeleri loş ışıkta parıldadı.
Klaus: Hogwarts treni bir saat içinde kalkıyor, zindanlar seni bekler.
Valentina: Oradaki herkesin bize nasıl bakacağını, arkamızdan neleri fısıldayacağını çok iyi biliyorum.
Klaus, kızının omuzuna elini koydu ve bakışları yumuşadı.
Klaus: Bırak konuşsunlar Valentina; sen oraya kimseye bir şey kanıtlamaya ya da güç gösterisi yapmaya gitmiyorsun, sadece kendi yolunu bulmaya gidiyorsun.
Valentina: Elijah'ın yokluğunu zihnimde bir zayıflık olarak taşımayacağıma emin olabilirsin.
Klaus: Git ve o şatoda sadece kendi benliğini koru.
Klaus kapıya doğru yöneldi. Valentina, babasının arkasından bakarken derin bir nefes aldı ve masasındaki son eşyayı, zümrüt taşlı yılanlı yüzüğünü parmağına geçirdi.
Kuzeyin soğuk rüzgârı pencereden içeri süzülürken, bir kez daha Elijah'ın cansız portresine baktı.
Valentina: Beni izle kardeş; senin yarım bıraktığın huzuru ben bulacağım.
Siyah kadife pelerinini omuzlarına attı, bavulunu kavradı ve Mikaelson Malikânesi'nin o kasvetli koridorlarını arkasında bırakarak, kaderinin çizildiği Hogwarts zindanlarına doğru yola çıktı.
ESTÁS LEYENDO
Kutsal Zehir
FanfictionHikaye, Mikaelson ve Malfoy ailelerinin köklü miraslarının kesiştiği, Hogwarts zindanlarında şekillenen karanlık, asil ve trajik bir süreci konu alır. Hikayenin odak noktasında Valentina Mikaelson; onun taşıdığı vicdan azabı, Elijah Mikaelson'ın tra...
