We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

1BÖLÜM

0 0 0
                                        


Ağır ahşap masanın üzerindeki kalın dosyalara parmaklarımın ucuyla hafifçe dokundum. Hukukun ve adaletin peşini bir an bile bırakmamış bir insan olarak, detayları kimsenin fark edemeyeceği bir hızda yakalayan gözlerim masadaki belgelerin üzerindeki her bir satırda tek tek gezindi. Şehrin en karanlık yeraltı figürlerinden birinin ölümünün ardındaki sır perdesini aralamak isterken elime geçen bu belgelerin beni devasa bir bataklığın ortasına çekeceğini ben bile tahmin edemezdim.

Bu belgeler, yasal kılıflar arkasında işlerini aklamaya çalışan devasa bir şebekenin gizli çarklarıydı. Ve o çarkların en tepesinde tek bir isim duruyordu: Karan Sancaktar.

Oturduğum sandalyeden yavaşça kalktım. Belime kadar uzanan koyu kahve saçlarımı geriye doğru toplarken zihnim bir makine gibi çalışıyordu. Bu kâğıt parçaları, o adamın yıllardır kurduğu imparatorluğu tek bir hamlede yerle bir edebilecek güçteydi. Ama aynı zamanda benim de infaz fermanımdı.

Dışarıda hafifçe bastıran yağmurun camlara vuran sesi, oturduğum küçük çalışma odasının sessizliğini bölüyordu. Koyu renk ceketimin yakalarını düzeltip masanın üzerindeki belgeleri dikkatle topladım. Tam o sırada binanın alt caddesinden gelen ani bir fren sesi ve ardından gelen sert kapı kapanma sesleri kulaklarımı tırmaladı.

Gözlerimi kısıp pencereye doğru yaklaştım. Yağmurun puslandırdığı camdan aşağıya baktığımda, sokağın her iki tarafını kapatmış siyah SUV'leri gördüm. İçlerinden çıkan eli silahlı adamlar doğrudan benim bulunduğum binanın girişine yönelmişti.

Geri adım atmak ya da paniklemek benim doğamda yoktu. Kalbimin ritmi hızlansa da zekam ve soğukkanlılığım anında devreye girdi. Düzenli yürüyüşten ve spordan gelen o fit, atletik fiziğimin sağladığı esneklikle hızla hareket ettim. Belgeleri çantamın gizli bölmesine yerleştirip ceketimi üzerime geçirdim.

Tam kapıya yönelmiştim ki, dairesel ahşap kapım büyük bir gürültüyle dışarıdan içeriye doğru savruldu.

Toz bulutunun ve kırılan ahşap parçalarının arasından içeriye önce devasa bir gölge, ardından o gölgenin sahibi girdi.

1.97 boylarında, geniş omuzlu ve heybetiyle adeta tüm antremi kaplayan bir adam duruyordu karşımda. Üzerindeki siyah, keskin hatlı kabanı yağmurdan hafifçe ıslanmıştı. Yüz hatları son derece net, pürüzsüz ve sertti. Herhangi bir iz taşımayan o kusursuz ama soğuk çene hattı kenetlenmişti. Simsiyah eyes, doğrudan benim üzerime kilitlendi. Bakışlarındaki o buz gibi karanlık, sıradan bir insanın dizlerini titretecek cinstendi.

Karan Sancaktar, tüm ezici heybetiyle tam karşımdaydı.

Hiç acele etmeden, ağır ve kendinden emin adımlarla içeriye doğru bir adım attı. Aradaki mesafeyi kapatıp tam önümde durduğunda, başımı belirgin bir şekilde yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Üzerime çöken o devasa baskıyı hissetmemek imkânsızdı.

"Alya Karadağ," dedi. Sesi derinden gelen, pürüzlü ve buz gibi bir fısıltı gibiydi. "Haddinden fazla ileri gittin."

Keskin ve dikkatli gözlerimi bir saniye bile üzerinden ayırmadan duruşumu korudum. Korkunun zihnimi bulandırmasına izin vermeden, dürüst ve özgüvenli ifademle doğrudan o kapkaranlık gözlerinin içine baktım.

"Yanlış bir şey gördüğümde sessiz kalmam," dedim, sesimdeki netlik odayı dolduran o ağır tehdit havasını bir bıçak gibi kesti. "Ve senin o karanlık dünyan, benim adaletim karşısında duramaz Sancaktar."

Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı; tehlikeli, soğuk bir meydan okumaydı bu. Fakat henüz birbirimizin sınırlarını tartarken, sokaktan yükselen şiddetli bir patlama sesi ve ardından gelen silah sesleri binanın duvarlarını sarstı.

Karan'ın gözleri bir anlığına pencerelere kaydı, ardından tekrar bana döndü. Dışarıdaki ortak bir düşman, ikimizi de tam bu noktada kilit altına almıştı. Amansız bir zekâ savaşının ve kaçınılmaz bir ortaklığın ilk kıvılcımı, işte o patlama sesiyle parladı Devam et alyanın iç seside olsun

Patlama sesinin yankısı henüz kulaklarımdan silinmemişken, binanın sallanan tavanından dökülen toz taneleri aramızda süzüldü. Kalbim göğüs kafesimi zorlayacak kadar hızlı çarpıyordu ama bunu yüzümdeki tek bir mimikle bile dışarı vurmadım. Bir hukukçu olarak bana öğretilen ilk şey, kriz anında duyguları değil, çıplak gerçekleri yönetmekti.

1.97'lik devasa bir adam, darmadağın olmuş kapımın önünde, tam karşımda duruyor, diye düşündüm zihnimin karanlık ve soğukkanlı bir köşesinde. Yüzü kusursuz, sert ve pürüzsüz. Ama gözleri... O gözler sadece güç değil, hesap kitap görüyor. Benim zekam onun bu ezici heybetine boyun eğmeyecek.

Karan, patlamanın etkisiyle sarsılan koridora doğru bir an bile bakmadı. Bütün dikkati, tehlikenin kaynağından ziyade bendeydi. Sanırım o da benim panikleyip çığlık atmamı, dizlerimin üzerine çökmemi bekliyordu. Ancak duruşumdaki o atletik, dengeli esnekliği koruyup çenemi hafifçe yukarı kaldırdığımda, gözlerinde belli belirsiz bir şaşırm kırıntısı yakaladım. Detaylar asla gözümden kaçmazdı.

"Seni vurmaya gelmediler," dedi Karan, sesi dışarıdaki karmaşaya tezat oluşturacak kadar dingindi. "Belgeleri yok etmeye geldiler. Seni de belgelerle birlikte gömmeye..."

Demek oyun böyle başlıyor Sancaktar, diye geçirdim içimden. Zihnim anında bir sonraki hamleyi kurguladı. O belgeler benim elimde olduğu sürece hedeflerindeyim. Ama senin yanındayken de hedeflerindeyim. Tek fark, seninle kalırsam o şebekeyi içeriden çökertme şansım olur.

"Ve sen de beni korumak için burada değilsin," dedim, ceketimin altından çantamın askısını omzuma daha sıkı yerleştirirken. Sesimdeki soğukkanlılık, adamın yüzündeki o buzdan maskeyi hafifçe zorladı. "Beni ve o belgeleri kendi kontrolün altına almak için buradasın."

"Aklı başında bir kadın," dedi, bana doğru devasa bir adım daha atarak. Bedenlerimizin arasındaki mesafe neredeyse yok olmuştu; üzerindeki kabanın hafif ıslak, yağmur kokan kumaşının kokusunu ve etrafına yaydığı o ağır, boğucu aura'yı hissedebiliyordun. "Ya şimdi benimle gelirsin, ya da bu dumanın arasında o belgelerle birlikte yok olursun. Adaletini koruyacak bir bedenin kalmaz."

Zihnim hızla olasılıkları tarttı. Geri adım atmak yok. Kuralları o koysa da, oyunu kendi sahasında onunla oynayacağım.

"Geleceğim," dedim, gözlerinin tam içine bakarak. "Ama senin bir tutsağın olarak değil, bu savaştaki zorunlu ortağın olarak Sancaktar. Kuralları tamamen senin koymana asla izin vermeyeceğim."

Dudakları hafifçe kıvrıldı, ama bu neşeli bir gülüş değil, amansız bir zeka savaşının resmi davetiydi. "Görüşeceğiz Karadağ," diye fısıldadı.

Birlikte merdivenlere yöneldiğimizde, alt kattan gelen ayak sesleri ve dışarıdaki siren, silah sesleri birbirine karışıyordu. İki zıt dünyanın ortasında, alevlerin tam kalbinde bir yolculuğa çıkıyorduk

-SİYAH KANUN-Stories to obsess over. Discover now