﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌﹌
Kasım soğuğunun insanın içine işlediği günlerden biriydi yine. Sonbaharın kasvetli havası, sabahın daha ilk saatlerinde kendini belli ediyordu. Gökyüzü griye çalıyor, soğuk hava evin sessizliğini ağırlaştırıyordu.
Yeni yeni doğmaya başlayan güneşin solgun ışığı yüzüne vurunca gözlerini araladı Keonho. Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Ardından gözlerini ovuşturup uzandığı yerden doğrulduğunda, yine burada uyuyakaldığını fark etti.
Artık buraya sık gelmeye başlamıştı.
Ayağa kalkıp üzerinde uyuyakaldığı ceketini yerden aldı. Üzerindeki tozu hafifçe silkeleyip tekrar giydi. Evin sessizliğinde attığı her adım yankılanırken odasının kapısına doğru ilerledi.
Koridora çıktığı sırada şakaklarına yayılan ağrıyla yüzünü buruşturdu. Elini başına götürüp birkaç saniye öylece bekledi. Uykusuzluk son zamanlarda peşini bırakmıyordu.
Yavaş adımlarla evin girişine ilerledi. Kapının koluna uzandı. Tam dışarı çıkacakken duraksayıp arkasındaki eve baktı.
Dün yine eski günleri, özellikle de o günlerde hayatındaki en önemli insanlardan biri olan babasını özlediği için buraya uğramıştı.
Bu ev, babasının onlar için yaptırdığı eski evleriydi.Keonho içinse artık geçmişten geriye kalan birkaç şeyden biriydi.
Babası toprağa verildiğinden beri hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı. Daha ilk günden başlamıştı ona duyduğu özlem; günler geçtikçe de azalmamış, aksine içinde biraz daha büyümüştü.
Son zamanlarda omuzlarında taşıdığı yük fazlasıyla ağırlaşmıştı. Bu yüzden kendini en huzurlu, en mutlu ve en hafif hissettiği zamanları daha sık düşünür olmuştu. Sanki geçmişe dönebileceği tek yer burasıymış gibi...
Buraya geldiğinde, babasının hâlâ bu evin bir köşesinden çıkıp ona seslenecekmiş gibi hissediyordu.
Belki de bu yüzden geliyordu.
Unutmak istemediği günleri hatırlamak, o günlerin hâlâ bir yerlerde yaşadığını kendine kanıtlamak için.
Anlaşılan, günlerdir doğru düzgün uyuyamamanın ardından sonunda uykusuna yenik düşmüştü. Belki de bedeninin artık taşıyacak hâli kalmamıştı. Gözlerini kapattığı an, zihnindeki düşünceler de yavaş yavaş birbirine karışmış; ne zaman uykuya daldığını bile fark edememişti.
Şimdi ise hâlâ üzerinde o uykunun ağırlığını taşıyordu.
Kapıyı açıp dışarı adımını attığında yüzüne çarpan soğuk hava, kalan uykusunu da dağıttı. Derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan soğuk, göğsünde kısa bir sızı bıraktı.
Sonra gözleri bahçeye kaydı.
Ve bir anlığına olduğu yerde kaldı.
Gözlerinin önünde, yıllardır dokunulmadan bekleyen bu bahçe değil; bambaşka bir yer canlandı.
Eskiden burada sessizlik diye bir şey yoktu.
Bahçenin bir köşesinden babasının sesi yükselirdi. Bazen onu yardım etmesi için çağırır, bazen de Keonho'nun yaptığı şeylere gülerek söylenirdi. Çimenlerin üzerinde gelişigüzel bırakılmış eşyalar, verandanın kenarında duran ayakkabılar, rüzgâr estikçe birbirine sürtünen ağaç yaprakları...
Yaz geldiğinde bahçe güneşin altında yemyeşil olurdu. Çiçeklerin kokusu havaya karışır, ağaçların dalları gökyüzünü neredeyse tamamen kapatırdı. Keonho, çocukken saatlerce burada vakit geçirirdi. Bazen babasının yanında oturur, bazen hiçbir şey yapmadan çimlerin üzerine uzanırdı.
O zamanlar buranın bir gün böyle sessizleşeceğini hiç düşünmemişti.
Gözleri doldu.
Keonho, bunu fark etmemiş gibi başını başka tarafa çevirdi. Fakat birkaç saniye sonra yeniden bahçeye baktığında, geçmişin görüntüsü yavaşça silindi.
Yerinde yalnızca sonbahar kalmıştı.
Bir zamanlar canlılığını her köşesine yaymış olan çimenler solgunlaşmış, yer yer toprağın kahverengisi ortaya çıkmıştı. Ağaçların dalları seyrelmişti.
Kalan birkaç yaprak da rüzgârın önünde savruluyor, yere düştüklerinde diğerlerinin arasına karışıyordu.
Bahçenin her yanı sararmış yapraklarla kaplıydı.
Üzerlerine basıldığında çıkacak o kuru hışırtı bile artık duyulmuyordu. Sanki bahçe, uzun zamandır kimsenin uğramamasından yorulmuş ve sonunda kendi sessizliğine gömülmüştü.
Keonho'nun bakışları bahçenin içinde dolaştı.
Eskiden babasının oturduğu yerde şimdi yalnızca boş bir sandalye vardı.
Bir zamanlar kahkahaların, konuşmaların ve ayak seslerinin doldurduğu bu bahçede artık rüzgârın sesi vardı sadece.
Keonho dudaklarını birbirine bastırdı.
Özlemişti.
Bahçeyi değil yalnızca.
Burada olduğu hâlini özlemişti.
Babası hayattayken hiçbir şeyin bu kadar ağır gelmediği, eve döndüğünde onu bekleyen bir sesin olduğu, dünyanın bütün yükünün omuzlarına henüz binmediği o günleri...
Gözünden süzülmek üzere olan yaşa engel olmak için başını hafifçe kaldırdı. Soğuk havanın gözlerini yaşarttığına kendini inandırmak ister gibi birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
Ama biliyordu,
bu soğuk değildi.
Gözlerinin kenarında biriken yaşları elinin tersiyle silip derin bir nefes aldı. Bahçeye son kez bakmamak için kendini zorlayarak bakışlarını kaçırdı. Birkaç saniye daha öylece durduktan sonra, istemeye istemeye bahçe kapısına doğru ilerledi.
Attığı her adım, sanki onu buradan biraz daha uzaklaştırıyordu.
Kapıya ulaştığında elini kilide götürdü ve kapıyı ardında bıraktı. Anahtarı çevirirken çıkan küçük metal sesi, sabahın sessizliğinde gereğinden fazla yüksek geldi kulağına.
Kapıyı kilitledi. Anahtarı cebine koyduktan sonra arkasına dönüp eve baktı.
Gitmek istemiyordu.
Ama kalırsa, biraz daha fazla özleyeceğini biliyordu.
Bu yüzden bakışlarını evden koparıp yoluna devam etti.
꒰ঌ ໒꒱
YOU ARE READING
querencia || keonhyeon
FanfictionHayat bazen en güzel ihtimalleri, beklenmedik tesadüflerin ardına saklar. Keonho geçmişin gölgesinde yaşamaya alışmışken, karşısına çıkan yeni bir yolun onu nereye götüreceğinden habersizdi.Dünyasını aydınlatacak birine.
