We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

Yazın İlk Rüzgarı

11 2 3
                                        

Sabahın erken saatleriydi. Ahmet marangoz atölyesinin kapısını aralarken içeriden yükselen talaş kokusu ciğerlerine doldu. Bu koku, her sabah ona gençliğini ve hayatına anlam katan günleri hatırlatırdı. Atölyede, yılların emeğiyle dolup taşmış bir düzen vardı. Raflarda birbirinden farklı ahşap parçaları, eski işlerinden arta kalan küçük figürler ve Nurhayat'ın hep sevdiği küçük hatıralar vardı.

Duvarın bir köşesinde Nurhayat'ın gençlik fotoğrafları asılıydı. Bir diğer köşede, yıllar önce birlikte seçtikleri sade bir düğün davetiyesi çerçevelenmişti. Ahmet, bu davetiyeye her baktığında Nurhayat'ın gözlerinin o gün nasıl parladığını hatırlıyordu. Sanki dünya sadece ikisinin etrafında dönüyordu.

Bugün, eski bir sandalyeyi tamir etmek için çalışacaktı. Ama eline rendenin sapını alırken zihni yine Nurhayat'a gitti. Onun gençliği, neşesi, gülen gözleri... Ahmet istemsizce iç geçirdi.

"Neden bugün onu daha çok hatırlıyorum?" diye mırıldandı kendi kendine.

Belki de hava, o yaz günüyle aynı sıcaklığı taşıyordu. Belki de geçmiş, zihninde bugün daha canlı bir şekilde canlanıyordu.

Yazın en sıcak günlerinden biriydi. Kasabanın meydanı, yılın en büyük etkinliği için hazırlanmıştı. Festival havası, çocukların kahkahaları ve renkli fenerlerin neşesiyle dolup taşıyordu. Ahmet, kalabalığın içinde kendini biraz kaybolmuş hissediyordu. Onun gibi içine kapanık ve sakin biri için bu kadar kalabalık bir ortam fazlasıyla hareketliydi.

"Müzik dinleyeceğiz diye buraya getirdiniz beni," dedi Ahmet, yanındaki arkadaşına dönerek. "Benim işim gücüm var."

Arkadaşı onun kolunu çekip meydanın en önüne doğru götürdü.

"Sen de biraz keyif almayı öğren, Ahmet. Hem bu festivalde her zaman güzel sürprizler olur."

O sırada sahneye beyaz elbisesiyle bir kadın çıktı.

Nurhayat...

Genç kadın, ellerini mikrofon standına yaslamış, kalabalığa gülümseyerek bakıyordu. Saçları, omuzlarına dökülmüş, hafif bir esintiyle dalgalanıyordu. Ahmet'in gözleri, kalabalığın içindeki herkes gibi ona kilitlenmişti. Ama Ahmet'in dikkatini çeken sadece güzelliği değildi. Bu kadın sanki hayat dolu bir ışıltı yayıyordu.

Mikrofondan yayılan ilk melodiyle birlikte meydandaki sesler yok oldu. Nurhayat, tatlı bir halk ezgisi söylemeye başladı. Ahmet, onun sesindeki yumuşaklığa hayran kaldı. Şarkının her bir notası, Ahmet'in kalbine işliyordu.

Şarkı bittiğinde Nurhayat gözlerini kalabalığın üzerinde gezdirdi ve aniden Ahmet'le göz göze geldi.

O anda Ahmet'in içinde bir şeyler kıpırdadı. Daha önce hiç böyle bir his yaşamamıştı.

Nurhayat sahneden indikten sonra Ahmet cesaretini topladı. Kalabalığın arasından sıyrılarak onun yanına yaklaştı. Elinde bir kutu su vardı. Su şişesini uzatarak,

"Yorulmuş olmalısınız," dedi.

Nurhayat, suyu alırken yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.

"Teşekkür ederim. Böyle sıcak bir günde şarkı söylemek zor oluyor, ama seviyorum."

Ahmet, derin bir nefes aldı.

"Sesiniz... yaz meltemi gibi. İnsan duymaya doyamıyor."

Nurhayat bir an durakladı, gözlerini Ahmet'e çevirdi.

"Yaz meltemi mi?" diye tekrarladı. "Bu kadar güzel bir benzetme duymamıştım."

Ahmet hafifçe omuz silkti, yüzü kızarmıştı.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Aug 09 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Sonsuz Mevsim Stories to obsess over. Discover now