We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

∆ 1

15 2 0
                                        

Bu kitap bir netflix dizi serisinden uyarlanarak yazılmıştır. Squid Game adındaki seriyi izleyerek kitabı okumanız rica edinir





"Biz at değiliz."

Bakışları içinde tükenmek üzere olan son duygu kırıntısıyla yerdeki bebeğe ilişti. O küçücük beden geride bıraktığı bütün hayatların ağırlığını tek başına taşıyordu.

Bir an olsun gözlerini ondan ayırmadı.
Ardında kalan her insan, bir kağıt parçası için o bebeğin geleceğine ödenmiş bir bedeldi. Dimdik durduğu yerden aşağı baktı. Yüksekliğin altına serilmiş cansız bedenlerden ağır ağır süzülen kan zemini koyu bir kızıllığa boyamıştı. Ölümün birbirine karışan kokusu ciğerlerini yakarken, sessizlik bile yaşanan kıyımı anlatmaya yetmiyordu. Hayatlarını tüketen insanların savaşı artık son nefeslerini veriyordu.

Derin bir soluk aldı. Ciğerlerine dolan hava oyunun sonunda yine tek başına kalmış olmanın acısıyla içini parçalıyordu. Ne zafer hissediyordu ne de kurtuluş. Yalnızca tükenmişlik vardı.
Başını yavaşça kaldırdığında karşısındaki siyah duvara baktı. Duvarın ardında, onları kendi elleriyle ölüme gönderen insanların olduğunu biliyordu. Bu düşünce içinde yıllardır bastırdığı bütün öfkeyi yeniden uyandırdı. Kaşları istemsizce çatıldı. Onların kuklası olmaya, yazılmış senaryoyu oynamaya artık tahammülü kalmamıştı.

Yavaş adımlarla bebeğin yanına yürüdü. Küçük beden kendi ceketine iyice sarılmış, bütün bu cehennemin ortasında hiçbir şey olmamış gibi huzurla uyuyordu. O masum nefes alış dünyanın bütün vahşetine meydan okur gibiydi.
Dudaklarının kenarına belli belirsiz bir tebessüm ilişti. Yavaşça diz çöktü. Titreyen parmaklarını bebeğin yanağına götürdü ve tenine neredeyse hissedilmeyecek kadar hafif dokundu. Sıcacıktı.

İçinde ilk kez küçücük de olsa bir huzur oluştu. Belki her şeyi kurtaramamıştı. Belki sayısız insanı geride bırakmıştı. Ama en azından bir hayatı, kirlenmemiş bir geleceği bu oyunun ellerinden çekip alabilmişti. Bu bile yeterdi.
Ayağa kalktı. İlerideki dijital saatte geri sayım son saniyelerini tüketiyordu. Zaman ölümün ayak sesleri gibi ağır ağır ilerliyordu. Daha fazla beklerse bebeği de tehlikeye atacaktı.

Ağır adımlarla pistin sonuna yürüdü. Rüzgâr yüzüne çarparken gözlerini usulca kapattı. Kollarını iki yana açtı. Artık korkmuyordu. Bütün duyguları tükenmişti. İçinde yalnızca derin bir sessizlik kaldı.

Kendini sonsuzluğun kollarına bırakacağı o anda etrafı yaran silah sesleri yankılandı. Ardından peş peşe patlayan kurşunlar sessizliği paramparça etti. Gözleri aniden açıldı. Bu seslere yabancı değildi. Yıllardır ölümün sesini dinlemişti. Ama bu kez farklıydı. Bu kurşunlarda başka bir şey vardı.

Ne olduğunu anlayamadan gözleri siyah duvara çevrildi. Devasa kapı ağır ağır yukarı doğru açılmaya başladı. Demirin sürtünme sesi bütün meydana yayılırken karanlığın içinden tanıdık bir siluet belirdi. Nefesi boğazında düğümlendi. Dudakları farkında olmadan aralandı.

Hwang siyah maskesini çıkarmış hâlde hiç konuşmadan ona bakıyordu.

Gihun'un gözleri, etraftaki sarı maskeli insanların sandalyelere cansızca yığılmış bedenlerine kaydı. Ardından istemsizce Hwang'ın elindeki silaha takıldı.

Her şeyi anlaması yalnızca birkaç saniye sürdü. Gözlerinden yaşlar sessizce süzüldü. Tam o anda mekanik anons sesi bütün meydana yayıldı.

"Oyun bitmiştir. Kazananlar Oyuncu 222, Oyuncu 456."

Gihun, gözyaşlarının ardından Hwang'a baktı.

Hwang'ın yüzünde en ufak bir duygu yoktu. Ne pişmanlık ne de öfke. Yalnızca gözlerini ondan ayırmadan bakıyordu.

Gihun ise acıyla gülümsedi. Tıpkı bu oyuna ilk adım attığı gün çekildiği o fotoğraftaki gibi.







Devam edecek

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Aug 06 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Squid LoveStories to obsess over. Discover now