Ilsa. En gözde mezun. Kızıl Oda'nın favorisi. En vahşi ve itaatkâr kişisi.
Ilsa'nın diğer kızlardan tek farkı daha güçlü olması değildi. Kızıl Oda'da güçlü olmak sıradan sayılırdı. Her öğrenci dövüşmeyi, ateş etmeyi, acıya dayanmayı, hissizleşmeyi öğrenirdi. Onu farklı yapan şey, kırılmayı herkesten daha iyi öğrenmiş olmasıydı.
Babası sıradan bir köylü değildi aslında. Bir zamanlar Sovyet arşivlerinde çalışmış, kimsenin bilmemesi gereken bir şeye rastlamıştı. Hydra'nın Sovyetler dağılırken sakladığı, resmi olarak "yok edilmiş" sayılan bir süper asker programına ait dosyalara. Belki sadece merakından, belki eski görev bilinciyle o dosyalara dokunmuştu. Ama Hydra, dokunulmasına asla izin vermediği sırlara kimin el sürdüğünü er ya da geç öğrenirdi.
Altı yaşındayken Hydra ajanları köyüne geldiğinde ilk kez ölümün sesini duymuştu. O gece annesi onu son anda kömürlükteki dar boşluğa itmiş, dudaklarına titreyen eliyle bastırıp tek kelime fısıldamıştı.
"Sakın ses çıkarma."
Yukarıda bağrışmalar, kırılan eşyalar, silah sesleri, ardından annesinin çığlığı... Sonra sessizlik. Ilsa o karanlıkta saatlerce kıpırdamadan bekledi, dinledi. Aslında korkuyordu, nefes almak bile istemiyordu çünkü çocuk aklıyla bile anlamıştı ki onu hayatta tutacak tek şey sessizlikti.
Kömürlüğün karanlığında nefesini tutarak bekledi. Tahtaların arasından sızan ışıkta yalnızca gölgeleri görebiliyordu. Konuştukları her kelimeyi dinledi. Kaç kişi olduklarını, hangi odalara dağıldıklarını, kimlerin nöbet tuttuğunu, silahlarını nereye bıraktıklarını, kapıların hangi sırayla açılıp kapandığını zihnine tek tek kazıdı. Korkusu, yerini soğuk bir dikkate bırakmıştı.
Ev sessizliğe gömüldüğünde uzun süre daha bekledi. Acele etmenin ölüm demek olduğunu, o gece kimse ona öğretmemişti. Bunu kendi kendine öğrenmişti.
Sonunda kömürlüğün kapısını usulca araladı. Köşede paslanmaya yüz tutmuş iki eski kılıç duruyordu. Küçük elleri kabzaları kavradığında metal buz gibiydi.
Kimse onu beklemiyordu. Kimse altı yaşındaki bir çocuğun karanlıktan çıkıp avcıya dönüşeceğini düşünmemişti.
Sessizce hareket etti. Bir gölge gibi. Kimsenin fark etmediği, kimsenin sesini duymadığı birkaç dakika içinde evin içindeki altı Hydra askeri birer birer yere yığıldı. Çığlık atmaya fırsat bulan olmadı.
Kömürlükten bulduğu iki kılıç elinden hiç düşmedi. Son askerin nefesi de kesildiğinde ev yeniden sessizliğe büründü. Ilsa kılıçları hâlâ sımsıkı tutarak odaları dolaştı.
Önce babasını buldu. Sonra annesini. En son da ağabeyini. Hiçbiri yaşamıyordu. O gece yalnızca annesini, babasını ve ağabeyini kaybetmedi.
Çocukluğunu da o evde bıraktı. Adını. Ait olduğu yeri. Korktuğunu gösterebilme hakkını. Ve daha altı yaşındayken, ellerini ilk kez kana buladı.
Haftalar sonra Kızıl Oda onu savaş sonrası kimsesiz çocukların arasından seçtiğinde eğitmenler fiziksel özelliklerinden çok raporlarda yazan tek ayrıntıyla ilgilenmişti.
"Ailesinin öldürüldüğü evde saatlerce saklandı. Tek bir ses çıkarmadı. Sonra çatışma bile başlamadan Hydra askerlerini katletti."
Onlara göre bu korkmuş bir çocuk değildi, işlenmeyi bekleyen kusursuz bir hammaddeydi. Belki de ilk kez o gün, Ilsa'nın kaderi başkalarının kaleminde yeniden yazıldı.
Yıllar geçtikçe diğer öğrenciler acıya dayanmayı öğrenirken Ilsa öğrenmiyordu, zaten biliyordu. Dövüş eğitimlerinde kendisinden büyük kızları yere seriyor, yeni teknikleri yalnızca bir kez izledikten sonra kusursuz uyguluyordu. Eğitmenleri bazen haftalarca anlattıkları bir hareketi onun birkaç dakikada çözdüğünü görünce sessizleşirdi.
Bir hareketi ezberlemiyor, mantığını kavrıyordu. Şifreleri çözmek, yabancı dilleri kusursuz konuşmak, insanların yüzlerindeki en küçük kas hareketlerinden yalan söylediklerini anlamak onun için çalışılması gereken beceriler değil, neredeyse içgüdüydü. Dosyasına düşülen notlar yıllar sonra bile değişmedi.
"Refleksleri olağanüstü. Fakat onu gerçekten tehlikeli yapan şey düşünme hızı."
"Bu kıza bir emir vermeyin; ona yalnızca hedefi gösterin. Geri kalanını sizden daha iyi planlayacaktır."
"Tehlikeli."
İşte o günlerde koridorlarda yeni bir isim dolaşmaya başladı. Resmi kayıtlarda yer almadı, onu korumak ve kaybetmemek için. Eğitmenler ve handler'lar onu tek bir adla anıyordu.
Kara Mamba.
Çünkü kara mamba saldırmadan önce kendini göstermezdi. Sessizdi. Sabırlıydı. Ölümcüldü. Ilsa da öyleydi. Onun görevlerinden sonra geriye kırılmış kapılar ya da uzun çatışmalar kalmazdı. Çoğu zaman hedefin öldüğü saat bile kesin olarak belirlenemezdi.
Kızıl Oda'nın en temiz operasyonları, en karmaşık suikastları ve başarısız olma ihtimali en yüksek görevleri zamanla tek bir kişiye verilmeye başlandı. Çünkü Ilsa yalnızca dövüşmüyordu, rakibini dövüş başlamadan yeniyordu. İnsanları okuyabiliyor, kaçış yollarını daha binaya girmeden hesaplıyor, en küçük ayrıntıyı bile zihnine kazıyordu.
Kızıl Oda onu yetiştirdiğini sanıyordu. Oysa Ilsa, Kızıl Oda'yı ezberliyordu.
Hiç kimse neden bu kadar kusursuz itaat ettiğini sorgulamadı. Çünkü kusursuz itaat, sadakat sanılıyordu. Oysa Ilsa'nın sessizliği teslimiyet değildi. Yıllardır oynadığı en başarılı roldü.
Her görev ona biraz daha fazla güven kazandırıyor, her güven yeni kapılar açıyor, her yeni kapı kaçış planındaki eksik bir parçayı tamamlıyordu. Nöbet değişim saatleri, kamera kör noktaları, handler'ların alışkanlıkları, gizli geçitler, acil durum protokolleri...
Her şeyi zihninde topluyordu. Kimsenin bilmediği ikinci bir dosya tutuyordu, o dosyada görev raporları değil, bir gün özgürlüğe çıkacağı yolun haritası vardı.
Ama geceleri, koğuş sessizleştiğinde, bütün bu kusursuz planların ardında hâlâ altı yaşındaki o kız çocuğu yaşıyordu. Tavana bakarken annesinin yüzünü hatırlamaya çalışıyor, babasının sesini zihninde canlandırmaya uğraşıyor, ağabeyinin kollarıyla sarılmak istiyor, köylerinin adını kendi kendine tekrar ediyordu.
Her geçen yıl ayrıntılar biraz daha siliniyor, anılar bulanıklaşıyordu. Kızıl Oda'nın zihin bulanıklaştırmaları anılarını yavaş yavaş ondan alıyordu. Bazen bundan, ölümden bile daha çok korkuyordu. Ya gerçekten unutursa? Ya o gece yaşananlar bile bir gün tamamen yok olursa? İşte o zaman kaçmasının hiçbir anlamı kalmayacaktı. Çünkü insan yalnızca zincirlerinden değil, geçmişinden de koparıldığında geriye kurtaracak hiçbir şeyi kalmazdı. Ilsa bu yüzden kaçmak istiyordu. İntikam almak için değil. Bir zamanlar gerçekten yaşamış olduğunu kendine yeniden kanıtlayabilmek için.
YOU ARE READING
Black Mamba || Bucky Barnes
FanfictionKara Mamba Bazı insanlar doğmaz. Bazıları yaratılır. Ilsa, çocukluğunu kaybettiği gün bir isimden, bir aileden ve sıradan bir hayattan vazgeçti. Kızıl Oda'nın soğuk duvarları arasında büyütülen, eğitilen ve kusursuz bir silaha dönüştürülen Ilsa; yıl...
