Calamity Canyon'un üzerini kaplayan kurşuni bulutlar, kentin üzerine ağır bir kasvet çökertiyordu. Yüksek gökdelenlerin arasında esen rüzgar, çelik ve beton binaların köşelerine çarparak ıslık çalıyor, sokak seviyesindeki nemli havayı yukarı taşıyordu.
Şehrin batı yakasındaki terk edilmiş sanayi bölgesinde ise bu soğuk sessizliği bozan tek şey, devasa bir depodan yükselen düzenli mekanik tıkırtılardı.
Aaron ya da Calamity Canyon sakinlerinin bildiği adıyla Minikakıl yüzünü kaplayan ağır kaynak maskesini yukarı kaldırdı.
Koyu sarı saçları alnına yapışmış, soluk yanakları terden parıldıyordu. Elindeki lehim tabancasını tezgaha bırakırken derin bir nefes aldı.
Bedeninde haftalardır süregelen o garip, izah edemediği yorgunluk yine çökmüştü üzerine. Eklem yerleri sızlıyor, başı hafifçe dönüyordu.
Ancak durmaya hakkı yoktu. Masanın üzerinde yatan karmaşık kablo demetleri ve yüksek frekanslı sinyal emiciler, sadece bir projenin parçası değildi. Onlar, Aaron'ın varoluş sebebinin, omuzlarındaki o devasa yükün somut kanıtlarıydı.
Gözleri, duvarda asılı duran büyük monitöre kaydı. Ekranda, Jonny Jetboy'un zırhına ait detaylı çizimler ve özellikle sağ eline oturan o efsanevi Jet-Eldiven'in analiz şemaları dönüyordu.
Eldiven, saf ve tükenmez bir kinetik enerjiyi kontrol etme yeteneğine sahipti. Calamity Canyon'u koruyan o muazzam gücün kaynağı tam olarak buydu. Ve Aaron'ın babasının yıllardır tek bir arzusu vardı: O eldiveni ele geçirmek, gücünü kendi emri altına almak.
"Daha ne kadar bekleyeceğim, Aaron?"
Deponun köşesindeki karanlıktan gelen soğuk, pürüzsüz sesle Aaron'ın sırtı anında gerildi. Bedenindeki tüm yorgunluk bir anda yerini refleksel bir korkuya bıraktı.
Yavaşça arkasına döndü. Babası, gölgelerin içinden çıkarak tezgaha doğru ilerliyordu. Gözlerinde ne bir babacanlık ne de bir şefkat kırıntısı vardı; sadece sabırsızlık ve hırs okunuyordu.
"Son ayarlamaları yapıyorum," dedi Aaron, sesinin titrememesine özen göstererek.
"Jet-Eldiven'in frekansını kilitleyecek dalga bozucuyu tamamlamak üzereyim. Bu sefer kaçamayacak."
Babası masadaki parçalara tiksintiyle bakıp Aaron'ın çenesini sertçe kavradı. Parmakları genç adamın tenine gömülürken, gözlerinin içine dik dik baktı.
"Bana bahaneler üretme. Yıllardır o veletle bir kedi fare oyunu oynuyorsun. Sana o zırhları, o teknolojiyi Jetboy ile çocukça oyunlar oyna diye vermedim! O eldiven bana gelecek, Aaron. Aksi takdirde benim için hiçbir değerinin kalmayacağını biliyorsun."
Aaron dişlerini sıktı. Çenesini sıkan parmakların baskısı canını yakıyordu ama alışıktı.
"Söz veriyorum," diye fısıldadı.
"Bu gece... o eldiveni getireceğim."
Babası elini iterek çekti ve arkasını dönüp karanlıkta kayboldu. Aaron, çenesini ovuştururken gözlerini kapattı.
Göğsündeki o daralma hissi büyüyordu.
Bir Omega olarak doğmuş olmak, bu sert ve acımasız dünyada zaten yeterince büyük bir zayıflıktı. Bu yüzden yıllardır gerçek kimliğini, feromonlarını baskılayan ağır ilaçlarla ve o devasa, hantal Minikakıl zırhıyla gizlemişti.
Dünya onu zeki, kibirli ve sinir bozucu bir kötü adam olarak tanıyordu. Kimse onun aslında sadece babasının onayını almaya çalışan, korkmuş bir genç adam olduğunu bilmiyordu.
Derin bir nefes alarak kaynak maskesini tekrar indirdi. Bir an önce işe koyulmalıydı. Ancak tezgaha doğru eğildiğinde birden midesi şiddetle kavruldu.
VOUS LISEZ
Eldiven ve Kalp
RomanceCalamity Canyon'un yüksek binaları arasında amansız bir rekabet, bitmek bilmeyen kovalamacalar ve iki ezeli düşman: Şehrin koruyucusu Jonny Jetboy ve dahiyane planlarıyla ortalığı birbirine katan Minikakıl... Ancak Minikakıl'ın arkasında, kimsenin...
