1

51 2 4
                                        

Şu kolyeyi taktım mıı... işte şimdi tamamdım. bir şey unutmuş olma ihtimalime karşı ceplerimi yokladım ve... tamam unutmamıştım. Yatağımın üstünde duran telefonumu elime aldım ve ekranına dokunup saate baktım. Dokuza ceyrek var. Dersim dokuzda baslıyordu ve dersimiz deccal matematikçiyleydi. Şuanda geç kalmak, isteyeceğim en son şey olabilirdi açıkçası. Kenarda duran, dün geceden kitaplarımı koyduğum çantamın bir askısını yakaladım ve hemen evden çıktım. Hemde anneme görüşürüz öpücüğü vermeden! Bütün bir yol bunun vicdan azabıyla yürüdüm. Hızlı olmaya çalışsamda dersin başlamasına 12 dakika kalmıştı ve benim o sürede okula varmam için uçmam gerekiyordu. Arkadaşlarımın kestirme yol dediği yoldan gitmek istedim bugün. Zaten geç kalıcaktım bari bir şansımı deneyeyim diye düşündüm ve sözde kestirme olan o yoldan gittim. Hızlı adımlarla yürüdüğüm için bakamadığım vintage kıyafet mağazalarının yerini aklıma kazımaya çalışıyordum. Kesinlikle işime yarardı. Kısa bir süre için soluklanmak amacıyla durduğumda telefonumun ekranına baktım ve kesinlikle sıçmıştım. 8 dakika kalmıştı ve ekranda yazan "8:52" yazısının altında bir sürü bildirim vardı hepside arkadas grubum tarafından yazılmıştı.

Mıılan
{efe okula gelmeyecek misin?}
Saç
{agalarla okul işi akamıyo efe bey}
Karga
{okula geliyorsun değil mi?}
Batouv
{PIAOXKWPAKSPWKADPWKLSE}

Hepsi beni bekliyodu sanırım. Ozi abi yazmamıştı bir şey. Tabii ya o çalışıyodu kesin şuan uyuyodur. Diye geçirdim içimden.

Bana göre komikti açıkçası. Bununla ömür boyu dalga geçebilirdim

Ama sokağın ortasında kahkaha atmak etik bir davranış olmadığından içimden güldüm ve telefonu cebime atıp karşıma baktım. Okul binası yolun sonunda gözüksede çok yakın olduğu söylenemezdi. Bir anda ağlama sesi geldi. Yemin ederim ki altıma sıçtım. Etrafıma baktığımda bir çocuk kaldırımda tek dizini karnına çekmiş oturuyordu. 19-20 yaşlarında bir adam onun yanına çömelmiş, bir yandan bağırarak konuşuyor bir yandan da sanki el hareketleriyle söylediklerini özetlemeye çalışıyor gibiydi. Yanlarına yaklaştığımda çocuğun adama aval aval baktığını görünce duyma engelli olduğunu düşündüm. Bu yaz tatilinde azda olsa işaret dilini öğrenmiştim. "Ailen nerede?". Ellerimle iletişim kurmaya çalışıyordum. Doğru yapmış olacağım ki çocukta birşeyler anlatmaya çalıştı. Daha doğrusu o anlattı ben anlamaya çalıştım. Yanımızda duran esmer çocukla hiç konuşmadığım için beni de konuşma engelli sanmış olucak ki telefonundan notlar kısmını açıp "ne diyor?" Yazdı ve telefonun ekranını bana çevirir çevirmez gülmeye başladım. Ben kahkaha atarken o bana aval aval bakıyordu. "Ben duyabiliyorum" dediğimde esmer yüzüne rağmen yanaklarının kızardığını görebiliyordum. O da utançla kıkırdadığında elimi cebime attığım ve elim telefonumu buldu, hemen ekrana baktım. 3 dakika kalmıştı. Hemen yerden çantamın tek askısını tutup suluk koyma filesine telefonumu attım ve tuttuğum tek askıyı bir omzuma takıp depar atmaya başladım.

O kadar hızlı koşuyordum ki ayakkabımın tabanı ısınmaya başladı. Kendimi okulun kapısının önünde buldum. Hemen elim suluk filesinin içine gitti ve telefonumu alıp sınıfa doğru yürümeye başladım. Bir yandan telefona bakıyordum, bir yandan yürüyordum. 1 dakika kalmıştı dersin başlamasına. Hemen sınıfa koştum. Daha doğrusu koşucaktım. Önce 'DANK!' diye bir ses duydum sonra da alnımda bir acı hissetmeye başladım. Sanırım sınıfa gelmiştim. Bu iyi bir haber. Sanırım... Alnımı ova ova kapı kulbunu tuttum ve sınıfa girdim herkes bana bakıyordu.

Veya sesin geldiği yöne.

Miraç, öğretmen masasının köşesine yaslanmıştı, Barış direkt öğretmen masasına oturmuştu, Milan öğretmen masasının tam önündeki sıraya yaslanmıştı, Batu da tahtanın önünde bir şeyler çiziyordu. Onlarla bakışmamız yarım saniye falan sürdü. Beni gördükleri salise üstüme koşmaya başladılar. Ben hâlâ alnımı ovuyordum. Ama hiç biri alnımın iyi olup olmadığını sormadan
"neden gelmedin ya!?"
"of agalarla okul işi akmicak diye çok korkuyordum!"
"of gelmiceksin sandık!"
"niye geç kaldın??"
gibi sorular yönelttikleri için önümü kapatan ikiliyi yani miraç ve barışı kafalarından tutarak kenara ittim ve sırama yöneldim. Derslere önem veriyordum o yüzden sıram çok arkada değildi. Tamam ben dürüst bir çocuğum derslerle falan alakası yok sadece boyum kısa. Çantamı masanın kenarındaki askıya astım. Çantamın fermuarına uzanıp fermuarı açtım ve matematik kitabını çıkardım. Öbürleri de kendi sıralarına geçtiler. Milan en arka cam kenarında oturuyodu. Miraç onun sağında oturuyordu. Batu, Miraç'ın önüne, Barış ise Milan'ın önünde oturuyordu. Aslında Milan hariç onlarında boyu kısaydı ama gidip arkada oturuyorlardı. Sanırım gururlarına yediremiyorlar. Matematikçi sınıfa girdiğinde hemen telefonumun ekranını kapatıp suluk filesine koydum. Diğerleri sıranın altından yazısıyorlardı. emindim. Çünkü telefon ekranımın ışığı fileden gözüküyordu. Hatta direkt ekran gözüküyordu.

İşaret dili- ArEf fanficStories to obsess over. Discover now