¹

0 0 0
                                        


────────

Telefonumun alarm sesiyle gözlerimi açtığımda ilk yaptığım şey saate bakmak oldu. Her sabah olduğu gibi yine uykusuzdum ve yatağımdan kalkmak için kendimi birkaç dakika daha ikna etmeye çalıştım. Son zamanlarda günler birbirinin aynısı gibi geliyordu; okul, insanlar, konuşmalar ve herkesin benden beklediği o neşeli halim...

Yataktan kalkıp hazırlanırken aynadaki yansımama baktım. Gülümsedim, çünkü bunu yapmayı öğrenmiştim. İnsanların yanında hep enerjik, şakacı ve sorun yokmuş gibi davranmak daha kolaydı. Kimse gerçekten nasıl olduğumu sormadığı sürece, anlatmam gereken bir şey de olmuyordu.

Okula geldiğimde arkadaşlarımın yanına gidip her zamanki gibi konuşmaya başladım. Herkes güldüğünde ben de güldüm, herkes eğlenirken ben de eğleniyormuş gibi yaptım. Ama gün boyunca aklımın bir köşesinde hep aynı şey vardı.

Gece yarısı gelen o telefon...

Yaklaşık bir haftadır her gece tam saat 00.00'da telefonum çalıyordu. İlk başta yanlış numara olduğunu düşünmüştüm. Açtığımda karşıdaki kişi sessiz kalıyor, birkaç saniye sonra sadece "Bugün nasıldı?" diye soruyordu.

Garip olan ise, o sesi hiç tanımamama rağmen telefonu kapatmak istemememdi.

Çünkü nedense o kişi, gün boyunca kimsenin fark etmediği şeyleri fark ediyordu. "İyi misin?" diye soruyordu ama bunu gerçekten merak ederek söylüyordu.

Ve bu gece, saat yine 00.00 olduğunda telefonu açmaya karar vermiştim.

Bu sefer kim olduğunu öğrenecektim.

Telefon ekranındaki saate baktım. 23.59 yazıyordu. Kalbimin neden hızlandığını anlamıyordum; sonuçta sadece bir telefondu. Ama son günlerde geceleri beklediğim tek şey o aramaydı.

Tam saat değiştiğinde telefonum çalmaya başladı.

Ekranda yine aynı bilinmeyen numara vardı.

Bir süre elim telefona gitmeden öylece baktım. Belki de bu sefer açmamalıydım. Belki de hayatımda hiç tanımadığım birinin söylediklerine bu kadar alışmam garipti. Ama parmaklarım benden önce hareket etti ve aramayı cevapladım.

"Bugün nasıldı?"

Aynı sakin ses...

Derin bir nefes aldım.

"Her zamanki gibi."

Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi. Sanki cevabımı yeterli bulmamıştı.

"Gerçekten mi?"

Kaşlarımı çattım. Bu soruyu daha önce de sormuştu. Sanki benim söylediğim şeylerin arkasında başka anlamlar arıyordu.

"Neden sürekli bunu soruyorsun?" dedim.

Bir süre cevap vermedi.

"Çünkü herkes iyi olduğunu söylüyor, Jisung."

Adımı duyduğum anda donup kaldım.

Telefonu biraz daha sıkı tuttum.

"Benim adımı nereden biliyorsun?"

Karşı taraftan sadece hafif bir nefes sesi geldi. İlk defa o kadar sessiz kalmıştı.

"Çünkü seni tanıyorum."

Kalbim bir anlığına hızlandı.

"Sen kimsin?"

Bu kez cevap daha da gecikti.

Sonunda alçak bir sesle konuştu.

"Bunu öğrenmeye hazır mısın, Jisung?"

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedim. Telefonu kulağıma tutmuş, karşı taraftan gelecek cevabı bekliyordum. İçimde hem merak hem de garip bir huzursuzluk vardı. Bir insan beni tanıyorsa neden haftalardır gizli numaradan arıyordu?

"Dalga mı geçiyorsun?" dedim sonunda.

Sesin sahibi hafifçe nefes verdi.

"Hayır."

Bu kadar basit söylemesi sinirimi daha da bozmuştu. Yatağımda doğruldum ve pencereye doğru baktım. Sokak lambalarının ışığı odamın içine vuruyordu.

"Benim hakkımda ne biliyorsun?"

Karşı taraf kısa bir süre sessiz kaldı.

"Bugün öğle arasında yemeğini yarım bıraktığını."

Gözlerim büyüdü.

"Ne?"

"Arkadaşlarınla güldüğünü ama aslında dalgın olduğunu. Derste sürekli kalemine baktığını. Herkes gittikten sonra birkaç dakika sınıfta tek başına kaldığını."

Elimdeki telefon neredeyse kayacak gibi oldu.

Bunları biri bana uzaktan bakarak görebilirdi ama asıl garip olan, onun bunları neden önemsediğiydi.

"Sen beni takip mi ediyorsun?"

Ses tonu bir anda değişti.

"Hayır."

Kesin ve net bir cevaptı.

"Sadece... seni fark ediyorum."

O cümle beklemediğim kadar ağır geldi. Çünkü uzun zamandır kimse beni gerçekten fark etmiyordu.

"Adını söyle."

Bu kez karşı taraf sustu.

"Minho."

Kaşlarımı çattım.

"Minho?"

"Evet."

Bu ismi tanıyordum. Okulda herkesin bildiği, fazla konuşmayan, genelde tek başına takılan çocuktu.

Ama onun benimle ne ilgisi olabilirdi ki?

"Lee Minho mu?"

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

"Demek beni tanıyorsun."

Yatağın kenarına oturdum.

"Sen neden beni arıyorsun, Minho?" diye sordum.

Bu kez sesi eskisinden daha yumuşaktı.

"Çünkü sen kimseye anlatmadığın şeyleri tek başına taşımaya çalışıyorsun."

────────

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Aug 04 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Night search ⛓ minsung.Stories to obsess over. Discover now