Hava, yazın o yapışkan ve ağır sıcağıyla mahallenin üzerine adeta bir battaniye gibi serilmişti. Sokakta insan kalmamış, herkes evine çekilmişti; bir tek esen hafif rüzgarın taşıdığı uzaklardan gelen bir sokak köpeğinin havlaması duyuluyordu.
Han Jisung ise odasının penceresinin önünde, yarı çekilmiş perdenin arkasına sinmiş vaziyette dışarıyı izliyordu. Elinde tuttuğu buzlu bardağın terlemesi umurunda bile değildi. Bütün gün yaptığı tek şey, karşı apartmanın ikinci katındaki o balkonu dikizlemekten ibaretti.
Karşı tarafın sakini, liseden henüz yeni mezun olmuş Lee Minho'dan başkası değildi. Minho, mahallede "hiçbir şeyi takmama" unvanını tek başına göğüsleyebilecek kapasitede bir adamdı. Genelde ya balkondaki o döküntü sandalyeye yayılır, ağzında sakızıyla etrafa boş boş bakar ya da kız kardeşinin bitmek bilmeyen azarlarına tek kaşını kaldırarak gülümserdi.
Jisung onun neden bu kadar dikkatini çektiğini bilmiyordu. Ya da bilmek istemiyordu. Sadece o rahat, vurdumduymaz tavırları, Jisung'ın içeride sürekli bir yerlere çarpan, ne hissettiğini bile çözemediği o karmaşık kafasına garip bir şekilde zıt ve çekici geliyordu.
Yine öyle bir an, Jisung perdenin arkasından kafasını biraz daha uzatıp adamı incelemeye koyulduğu sırada, şans eseri Minho başını çevirdi.
Ve göz göze geldiler.
Normal bir insan, böyle bir yakalanma anında aniden başını başka yöne çevirir, perdeyi kapatır ya da sanki hiç orada değilmiş gibi davranırdı. Ama Jisung... Tabii ki normal bir insan gibi davranmayı beceremedi. Beyni saniyenin onda biri kadar kısa bir sürede tamamen kilitlendi.
Minho, o her zamanki sinsi ve laubali sırıtışıyla ağzındaki sakızı yanağına ittirdi. Ve ağır, alaycı hareketlerle Jisung'a doğru el salladı.
İşte o an, odadaki yer çekimi birden yok oldu gibi hissetti Jisung.
"Hey..." diye geçirdi içinden, beyni yanarken.
"El salladı. Gerçekten bana el salladı. Arkada başkası var mı? Yok, arkamda duvar var. Bittim ben."
İçten içe eridiğini, karnına saçma bir ağrının saplandığını fark ettiği an panik düğmesine basıldı. Pencereyi hızla kapatayım derken ayağı yerdeki halının saçaklarına dolandı. Dengesi tamamen şaştı; kollarını havada yel değirmeni gibi sallayarak odanın ortasındaki çalışma masasına doğru savruldu. Çıkan o devasa gürültüyle birlikte yere kapaklandı.
Dışarıdan gelen ses üzerine Minho'nun balkondan hafifçe öne doğru eğilip "Hey!, iyi misin? orada, deprem mi oluyor?"
diye seslendiğini duyar gibi oldu ama Jisung utançtan yerin dibine girmek üzereydi.
Yerde sırtüstü uzanmış, tavana bakarken kendi kendine fısıldıyordu:
"Tamam... Bu adam tehlikeli. Kesinlikle uzak durulması gereken bir yürüyen felaket. Yarından itibaren onu yok sayacağım. Hayatımda yokmuş gibi davranacağım."
Ertesi gün, bu "görmezden gelme" stratejisini uygulamak üzere sokağa adım attı Jisung. Mahalle bakkalının önünde tabureye kurulmuş kola içen Minho'yu gördüğünde, o an kafasında kurduğu en havalı, en umursamaz yürüyüşü takınmaya çalıştı. Omuzlarını dikleştirdi, kafasını hafifçe yukarı kaldırdı ve bakkalın önünden sanki dünyayı o kurtarıyormuş gibi geçmeye yeltendi.
Tabii ki yüzüne gözüne bulaştırdı.
Adımlarını yanlış hesaplayıp ayağını kaldırımdaki taşa öyle bir çarptı ki, dengesini bulabilmek için saçma sapan hareketler yapmak zorunda kaldı. O sırada Minho, elindeki kutu kolayı bırakmış, dudaklarında o sinsi gülümsemeyle onu izliyordu.
Minho, sandalyesinde hafifçe öne doğru eğilip alaycı bir ses tonuyla seslendi:
"Hey, dün odanda über bir akrobasi hareketi deniyordun galiba? Bugün de sokakta devam ediyorsun gurur duydum."
Jisung olduğu yerde taşa kesildi. Yanaklarının anında alev alev yandığını hissetti. Gururu, utancının çok önündeydi; hemen hızla dönüp diklendi, ellerini beline koydu:
"Sana ne be! Sanane benim akrobasimden! Önüme bakıyordum sadece, seni falan izlemiyordum yani, yanlış anlama!"
Her kelimesiyle olayı daha da batırıyordu.
Minho hiç üstüne gitmedi. Onu darlamadı, sıkıştırmadı. Sadece o rahat omuz silkmesiyle arkasına yaslandı ve gevşek bir sesle karşılık verdi:
"Tamam, sakin ol. İzlemiyorsundur zaten, alt tarafı yürümeye çalışıyorsun."
Jisung arkasını dönüp hızla uzaklaşırken içindeki o tuhaf kıpırtının adını koyamadı. Sevgili değillerdi, ortada tanımlanmış tek bir kelime bile yoktu; ama o günden sonra ne zaman sokakta karşılaşsalar, Minho'nun o baskı yapmayan ama insanı delirten bakışları Jisung'ın kaçış planlarını altüst etmeye yetecekti.
Ve bu, sadece başlangıçtı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
bad at ignoring you
FanfictionKarşı daireden gelen tek bir el sallama, lise öğrencisi Han Jisung'ın tüm hayatını ve muhtemel akıl sağlığını altüst etmeye yeter miydi? mini fic!!!!
