00:20 YoonMes Veteriner Kliniği
Günüm hızlı bitmişti. Etrafı toplarken aklımda sadece eve gidip uyumak vardı. Kliniğin arkasındaki odaya geçip hayvanların mamalarını vermeye başladım. Beni gördükleri gibi mivaylamaya ve havlamaya koyulmuşlardı. Onlarla ilgilenirken kliniğin kapısı açıldı. Adım sesleri duydum. Arkama baktım. Mamaları yere koyup odadan çıktım.
Elinde yavru bir kediyle bekleyen simsiyah giyinmiş birini görmeyi planlamamıştım. Masanın arkasına geçtim. Gülümsedim.
"Nasıl yardımcı olabilirim?" Dedim elindeki bembeyaz tüylere sahip kediye bakarken.
"Son bir kaç gündür mama yemiyor ve huysuzlanıyor." Dedi yavruyu masaya koyarken.
Yavruyu yatırıp karnını okşadım. Anormal bir durum yoktu. Ağzını açmak istediğimde tısladı ve uzun boylu adama kaçmaya çalıştı. Durup adama baktım. Yavruyu elleri arasına geri alıp masanın arkasına yürüdü. Yanımda durdu.
"Onu tutarken bakabilir misiniz?" Dedi kediyi parmakları ile sıkıştırırken. Bir anlığına gözlerim adamın ellerine kaydı. Fırıncı küreği gibiydiler. Resmen su boruları gibi damarları vardı.
Dikkatimi toplayıp başımı salladım. Arkadaki raftan ışık ve çubuk aldım. Kedi miyavlamaya başladı. Üstündeki ellerden kurtulmak adına tıslıyordu.
"Adı ne?" Diye sordum eldivenlerimi geçirirken.
"Bisco." dedi kısaca.
"Ne güzel." Diye mırıldandım. Ağzını zorlukla açıp ışıkla baktım. Boğaz girişinde enfeksiyon vardı. Kızarmaya başlamıştı. Ellerimi üstünden çekip eldivenleri çıkardım.
"Enfeksiyon başlangıcı var boğazında. Ciddi bir problem değil ama. Sıcak ortamda kalması ve vereceğim ilacı mamasına katmanız yeterli olacaktır."
"Teşekkürler."
İlacı küçük bir not kağıdına yazıp uzattım.
"Rica ederim."
Adam masanın üstündeki isim kartıma baktı. Sonra da çıkıp gitti. Kliniğin ışıklarını kapatıp montumu giydim. Dışarı çıkıp kapıyı kilitledim bir kaç kez. Arabama binip evime doğru yol aldım.
︎♠︎♠︎♠︎♠︎♠︎
"Yarın sabaha kadar bul o adamı, Jongsuk."
"Emredersiniz."
Ofisten çıkıp odama geçtim. İçeri girdiğimde Bisco'yu aramaya başladım. Beyaz tüy yumağı yatağımda kıvrılmış uyuyordu. Uyandırmak istemedim. Giyinme odasında üstümü değiştirdim. Yatağa girmeden önce telefonumu aldım. Ucuna oturup erkanı açtım. Bildirimleri kontrol ederken Jongsuk aradı.
"Söyle."
"Asıl adı Zhao Yufan. Ama James'i kullanıyor. 2002 doğumlu. Baba Çinli anne Taylandlı. Tek yaşıyor."
"Tamam, yeterli."
Telefonu kapatıp yorganın altına girdim. O adam ilgimi neden bu kadar çekmişti bilmiyorum. Nazik ve ilgiliydi. Oldukça sakin davranışları vardı. Yüzü zihnimde canlanıyordu ve bu hiç iyi bir haber değildi.
Sabahleyin geç uyandım. İlk defa. Bisco yanımda yoktu. Telefonumu elime alıp bildirimlere baktım. İşim bittiğinde banyoya geçtim. Duş alıp favori parfümü sıktım. Giyinme odamda eşofman ve tişört giyip merdivenlerden aşağı indim. Kahvem koltuğun başında bekliyordu. Oturup bir yudum aldım. Jongsuk geldi.
"Adamı kaçıracak mıyız?"
"Korkmasını istemiyorum."
"Martin Bey sizi çayını içmeye davet ediyor diyelim?"
"Jongsuk ne zamandan beri bu kadar mantıklı konuşuyorsun?"
"Kusura bakmayın Bey."
"Daha iyi bir plan lazım. Zorla değil kendi isteği ile gelmeli."
"Kedinizi bahane edebilirsiniz."
Aklımda taşlar yerine oturdu. Gülümsedim.
"Akıllı çocuk seni. Git hallet de gel."
Baş selamı verip çıktı. Kahvemi yudumlarken Bisco yanıma geldi. Kucağıma tırmandı. Başını okşarken çıkardığı hırlama stres seviyemi düşürüyordu.
"Senin sayende Bisco."
︎♠︎♠︎♠︎♠︎♠︎
"Ama dün onu kontrol ettim zaten. İlaçları kullanırsa bir şeyi kalmayacak." dedim takım elbiseli adama bakarken.
"Haklısınız ama patron sizi görmek istiyor. Teşekkür etmek için." dediğinde kaşlarımı çattım.
"Teşekkür etti. Gerek yok."
Diğer adam yanındakine kaş göz yaptı. Bir anda üstüme çullandılar. Karşılık vermeye çalışırken ağzımı ve burnumu bir bezle kapattılar. Gerisini hatırlamıyorum.
Uyandığımda tamamen yabancı bir yerde olmanın stresini yaşadım. Konuşma sesleri geliyordu.
"Lan gerizekalı mahlukat ben sana adamı çağır dedim. Git kaçır demedim."
"Ama efendim çok direndi. Bende eli boş dönmek istemedim."
"Sabır amına koyayım, sabır."
Başımı tutup yattığım yerden doğruldum. Dün geceki adamı görmemle nutkum tutuldu. Beni fark ettiklerinde sustular. Uzun boylu adam hariç herkes odayı terk etti.
Tanrının bana ayırdığı ömür süresi bu kadardı galiba.
"Kusura bakma, iyi misin?"
Kaşlarımı çattım. Bir yandan başımın arkasını ovmaya devam ettim.
"Ne yapıyorsunuz lan siz? Adam kaçırmak ne demek? Kimsin sen?"
"Ha şey, Martin ben."
YOU ARE READING
he's my man | marjames
Fanfiction"Martin'le ne ilişkiniz var?" "Biz Martin'le birbirimize aşığız, sikişiyoruz." Yeraltı Mafyası Martin ve kedisinin veterineri James.
