We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

Giriş

5 0 0
                                        

Başka bir şehre gitmenin heyecanını her zaman yaşardım. Genel olarak hayata karşı hevesim şu an çocukluğuma kıyasla baya düşük olsa da hissettiğim o merak duygusu hala içimde vardı. 

Hava gerçekten soğuktu. Kar yağışı hafif hafif atıştırarak devam ediyordu ve otobüste cam kenarı boş bilet bulabildiğim için ancak camdaki manzarayı gördüğümde sevindim. Cam kenarı koltuk sevmeme rağmen neden denk geldiği için almıştım ki? Bu kadar mı uzaklaşmıştım mutlu olmaktan, küçük zevklerin keyfini çıkartmaktan? Bu düşünce içime ağırlık yapan nefesimi baskılayan bir his oluşturduğunda kaşlarımı çattım. Keyiflerden keyif seçen, mutlu bir insandım ben genel olarak. Üzerime etiket yapıştırmaktan ve teşhisler koyup moralimi bozmaktan da gerçekten yorulmuştum artık ama aklım ara ara hala depresyon düşüncesine gidiyordu. Su şişesinin kapağını açıp bir yudum aldım ve kuru boğazımı temizledim. İki artı bir koltuklu otobüslerdendi ve Bolu'ya varana kadar tek başıma oturacaktım. 

Yaklaşık beş aydır işimden memnun olmayışım, ailemi çok sevsem de o evde nefesimin sıkışması ve romantik anlamda da uzun süredir iyi şeyler yaşamadığım için bir değişiklik yolculuğundaydım. Dışarıdan bakıldığında ufak şeyler gibi görünebilirdi ama ben gerçekten kendimi kendim gibi hissetmiyordum. Ne kendimden ne yaşantımdan memnundum. 

Özlem teyzemin eşi Hakan eniştem Boluluydu ve daha geçtiğimiz seneye kadar orada küçük köy gibi bir yerde yaşıyorlardı. Sonrasında kızları Başak üniversiteyi İstanbul'da kazanınca taşınmak istemişlerdi ona destek olmak ve yeni bir hayat kurabilmek için. Murat, İzzet Baysal'dan mezun olduğu için taşınma ihtiyacı daha önce hissetmemişlerdi.  Son zamanlarımın ağır bir buhranla geçmesinden sebep annem teyzemle konuşmuş ve bana Bolu'da yeni bir düzen kurabilmem, geçici bir şekilde yer değişikliğinin iyi geleceğini düşündüklerinden hem iş bulmuşlardı hem de teyzem evinin anahtarını vermişti. Sinirlenmemden çekindikleri için bana açıkça geçici olduğunu düşündüklerini söylemeseler de laf arasına sıkıştırdıkları kelimelerden 'bir sürelik' imasını alabiliyordum. Ben hiç de geçici gibi hissetmiyordum. Orayı zaten seviyordum, şimdi özellikle böyle bir dönemdeyken tek başıma aşık olacağımdan şüphem yoktu. Doğaya karşı inanılmaz büyük bir sevgim vardı ve o kadar az insan görmek istediğim bir dönemdeydim ki... Ağaçlara sarılarak günler geçirebilirdim. Zaten param olsa hiç çalışmaz sadece doğada vakit geçirirdim. Ama işte maalesef, çalış çalış... Allah var, teyzem müthiş bir insan ve gerçekten ikinci annem gibiydi, şansıma eniştem de bir o kadar yeri geldiğinde abim gibi olan gönülden sevdiğim insandı. O yüzden ev bizzat bize ait olmasa bile içimde en ufak bir huzursuzluk yoktu bu konuyla ilgili.

Yeşilce. Gideceğim yerin ismiydi. Küçüklükten kalma çok fazla hatıram vardı burasıyla ilgili. Başak ve Murat ile beraber karlı yokuş yolda kayışlarımız, Başak doğmadan önce de annemin ve teyzemin kucağında sırayla kayışlarım. Yaz dönemi bahçedeki incir ağacından karnımız ağrıyana kadar tıka basa incir yiyişlerimiz. Her yaz bin bir ısrarla büyük dut ağacına yaptırdığım salıncak ve sonrasında Muratla kim binecek diye yaptığımız kavgalar... Eniştemin hepimizi alıp Bolu merkeze gezmeye götürmesi. Fatma teyzenin ineklerinden süt sağmak, kümesten yumurtalarını toplamak ve Gülizar teyzenin fırınında yediğim tahinli çörekler. Şu an anımsayamadığım bir çok şey daha. Peki ben burada ne iş mi yapacağım? Aslında tercüman olmama rağmen artan yapay zeka uygulamalarıyla işsiz kalacağımı kendime kabul ettirmiş, hayatta kalma yolları ararken mutfak sanatlarıyla ilgili sertifikamı almıştım. Gerçi sertifika öncesi de mutfakta özellikle tatlı ve hamur işlerinde gerçekten yetenekliydim bu sebeple hali hazırda var olan işi seçmek gibi olmuştu bu alanı seçmek. Gülizar teyzem de işlerini oldukça büyütmüş, çevrede olan büyük kış tatili için odak noktası olan otellere özel siparişler çıkarıyordu. Yazın ne yaptığını bilmiyordum, gidince sormayı aklıma yazdım. Köydekileri neredeyse dört senedir görmüyordum fakat teyzem Gülizar Hanım'a,- e tabi hanım demek lazım şimdi artık patronum olacak-, benden bahsettiğinde oldukça sevinmiş ve hemen gelip onunla çalışmam gerektiğini teyzeme iletmişti. Yabancı bir yere gitmediğim için mutuydum. Ama tabi annemin ve babamın köy hayatına adapte olup olamayacağımla alakalı korkuları beni açıkça kabul etmek gerekirse geriyordu. Sonuçta şehirde olduğum gibi her şey ulaşılabilir ve ayaklarımın altında olmayacaktı. 

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Aug 02 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Siyah BuzStories to obsess over. Discover now