BÖLÜM ŞARKIMIZZZ
Halil Sezai-Galata
🤙🏾😛
GEÇMİŞ ZAMAN
"Civciv beni yakalayamaz ki civciv beni yakalayamaz ki"
Küçük kız hem koşup hemde bunu söylüyordu. Civciv dediği ise kendisinden iki yaş büyük olan çocuktu. Civciv demesinin nedeni ise cocugun sapsarı saçlarının olmasıydı.
Küçük kız daha hızlı koşarak sokaktaki ara sokağa girdi ve o ara sokağın kapalı olduğunu gördü. Kız yine yönleri karıştırıp sol tarafa gideceğine sağ tarafa gitmişti ve o ara sokağın da ilerisi olmadığı için kapalıydı. Kız ofladı ve arkadaşının gelmesini bekledi. Bunu yaparken de yere oturup taşlardan kule yapmaya başladı. Yorulduğu icin artık koymakla uğraşamazdı.
Bir kaç saniye sonra cocuk gelip kızı yerde görünce gülümsedi ve konuşmaya başladı:
"Taşların dördüncüsünü koyacağın sırada hep yıkılıyor o taşlar maviş. Daha taşları nasıl koyacağını bile bilmiyorsun gelişigüzel koyarsan tabiki yıkılır"
Çocuk kızın inadına girecekti ama kıyamıyordu. Kız başını kaldırdı ve çocuğun bu dediklerine dil çıkardı.
"Hayıy biy keye taşlay yamuk o yüzden olmuyoy" dedi. Küçük kız r harflerini söyleyemediği icin r harfine y diyordu.
Çocuk güldü ve gidip küçük kızı yerden kaldırdı.
"İyi madem öyle olsun.Hadi gel gidelim geç oldu müdür kızar. "
Kız başını tamam anlamında salladı ve beraber yürüyerek kaldıkları yere yani yetiştirme yurduna doğru gitmeye başladılar. Geç olmadan yetiştirme yurduna gitmeleri gerekti yoksa müdür ve müdire her zamanki gibi ceza verirdi.
Yurdun iki tane yöneticisi vardı çünkü kaldıkları yurt kız ve erkek yurdu olarak iki binadan oluşuyordu.
Bir kaç dakika sonra yurdun olduğu sokağa girdiler ve yurdun önüne park edilmiş üç tane siyah BMW gördüler.
Kız korktuğu için çocuğun elini sıkıca tuttu.
"Civciv bu ayabalay niye buyda."
"Bilmem ki,belki müdürle işleri falan vardır."
"Bizi almazlay dimi."
"Almazlar maviş. Almaya çalışsalar bile ben izin vermem seni bırakmam."
Kız başını kaldırıp çocuğa gülümsedi ve beraber yurdun önüne doğru gitmeye başladılar.Siyah arabaların yanından geçerken Yamaç -yani Maviş'in deyimiyle Civciv- kızın elini biraz daha sıktı. Arabaların camları zift gibi siyahtı, içerisi hiç görünmüyordu.
Yurdun demir kapısından içeri girdiklerinde etrafta hiç kimse yoktu. Normalde bu saatte bahçede illa birkaç kişi olurdu ama ortalık sessizdi.
"Civciv, heykes neyeye gitti?" dedi Maviş fısıltıyla.
"Bilmiyorum Maviş, içeri geçelim anlarız. Kopma benden sakın."
Giriş kapısını açıp koridora adım attılar. Kat müdürünün odasının kapısı açıktı. İçeriden sesler geliyordu. Yamaç kızın elini bırakmadan kapının önüne kadar yürüdü ve içeri baktı.
Müdür de müdire de ayaktaydı. Yüzleri kireç gibi beyazlamıştı, bir köşede büzüşmüş duruyorlardı. Onların karşısında ise şık takımlı, uzun boylu bir adam oturuyordu.
Müdür çocukları görünce hemen öne atıldı. "Neredesiniz siz bu saate kadar? Geçin çabuk odanıza." diye bağırdı ama sesi her zamanki gibi sert çıkmıyordu, kekeliyor gibiydi.
Oturan adam elini hafifçe kaldırdı. Müdür anında sesini kesti ve geriye çekildi.
Takım elbiseli adam ayağa kalktı. Yavaş adımlarla kapıya, çocukların yanına geldi. Önce Yamaç'a, sonra Maviş'e baktı.
Daha sonra müdüre baktı.
"Sare bu kız mı?" müdür başını olumlu anlamda salladı. Adam tekrar kıza döndü ve konuştu.
"Sare sensin demek," dedi adam. Sesi çok sakindi.
Maviş hemen Yamaç'ın arkasına saklandı. "Civciv bu adam kim..."
Yamaç hemen önünü kesti adamın. "Siz kimsiniz? Müdür amca niye korkuyor sizden?"
Adam hafifçe gülümsedi. "Korkması gerektiği için. Ama sizin korkmanıza gerek yok. Ailesi Sare'i arıyor, onu almaya geldim."
Yamaç'ın kaşları çatıldı. Adamın gözlerindeki o soğuk, sinsi ifadeyi fark etmişti. Maviş'in ailesi falan yoktu; Sare'nin buraya geldigi günü, o soğuk yağmurlu günü çok iyi hatırlıyordu. Ailesi trafik kazasında ölmüştü Sare o küçük bedeniyle sağ kalmayı başarmıştı.Bu adam yalan söylüyordu, niyeti kötüydü.
"Yalan söylüyorsun!" diye bağırdı Yamaç, adamın göğsünü sertçe iterek. "Onun kimsesi yok.Nereye götüreceksiniz onu?"
Adamın yüzündeki o sahte gülümseme bir anda kayboldu. Yavaşça doğruldu ve arkasındaki korumaya bir işaret yaptı. "Uzatma küçük. Zorlaştırma."
O sırada koridorun sonundaki merdivenlerden hızlı ayak sesleri duyuldu. Yamaç ve Sare'nin arkadaşları; Aylin, Beren ve Ali koşa koşa aşağı indiler. Bahçedeki sessizlikten ve kapıdaki arabalardan bir şeylerin ters gittiğini anlamışlardı.
"Yamaç ne oluyor burada?" diye bağırdı Ali, öne atılarak.
Beren ile Aylin hemen Maviş'in yanına koştu. Aylin Maviş'in diğer elini tuttu. Beren ise sinirle adama baktı. "Kim bu adamlar Yamaç? Müdür amca niye korkuyla kenarda duruyor?"
Müdür öfkeyle öne çıktı. "Çocuklar hemen odalarınıza dönün! Ali, Aylin, Beren, çabuk yukarı!"
"Gitmeyin." dedi Yamaç arkadaşlarına bakarak. "Maviş'i almaya çalışıyorlar. Yalan söylüyor bu adam."
Adam sabırsızca saatine baktı. Yanındaki iri yarı koruma öne doğru bir adım attı ve Yamaç'ı kolundan tutup kenara fırlatmaya çalıştı. "Çekil bakayım yoldan velet."
Ama Ali hemen atılıp korumanın koluna sarıldı. "Bırak lan arkadaşımı!"
Ortalık bir anda karıştı. Koruma Ali'yi kolayca savurdu ama Beren yerdeki çöp kovasını kaptığı gibi adamın bacağına doğru fırlattı. "Uzak durun arkadaşımızdan."
Yamaç fırsattan yararlanıp Maviş'in elini daha da sıkı kavradı. "Aylin, Ali abi arka kapıyı açın. Kaçıyoruz!"
Adam derin bir nefes verdi, ses tonu artık buz gibiydi. "Hepsini tutun. Kızı arabaya atın, diğerlerini de bir odaya kilitleyin."
Dışarıdaki iki koruma daha içeri girdi. Koridor bir anda arbede alanına döndü. Yamaç, Maviş'i arkasına alıp geri geri çekilmeye başladı.
"Yamaç, koykuyoyum!" diye ağladı Maviş.
"Korkma Maviş, tutun bana!" dedi Yamaç. Gözleri kapının yanındaki yangın tüpüne kaydı.
Ali ve Beren korumaları oyalamaya çalışırken, Yamaç yangın tüpünün pimini çekip adamlara doğru püskürtmeye başladı. Beyaz toz bir anda bütün koridoru kapladı. Müdür ile müdire öksürerek geriye kaçıştı.
"Şimdi.Arka kapıya!" diye bağırdı Yamaç.
Aylin, Beren, Ali, Yamaç ve Maviş, adamların arasından sıyrılarak arka bahçeye açılan kapıya doğru koşmaya başladılar.
Adamlara rağmen hızlı koşuyorlardı. Bir kaç saniyede yurttan çıkmışlardı. Hızlarını kesmeden koşmaya devam ettiler ayrıca sokağın her yerini bildikleri için saklanacakları yeri de cok iyi biliyorlardı.
Arkalarından gelen adamların bağrışmaları uzakta kalmıştı ama yine de durmaya cesaret edemiyorlardı. Burası onların mahalleseydi; hangi sokağın çıkmaz olduğunu, hangi duvarın arkasında saklanılacağını ve hangi demir kapının aralık durduğunu ezbere biliyorlardı.
Ali en önde koşuyor, "Buradan, hızlı olun!" diye fısıldayarak grubu yönlendiriyordu. Eski bir mahallenin kimsenin uğramadığı, sarmaşıklarla kaplı terk edilmiş bir kömürlüğünün aralığından içeri daldılar.
Hepsi üst üste yığılıp soluk soluğa kalmıştı. Maviş korkudan tir tir titriyor, başını Yamaç'ın omzuna gömüp sessizce ağlıyordu.
Yamaç bir yandan kendi nefesini tutmaya çalışırken, diğer yandan Maviş'in saçlarını okşayıp sakinleştirmeye çalışıyordu. "Şşşt, ağlama Maviş... Geçti, burayı bulamazlar."
Aylin pencerenin tahta aralığından dışarıyı kontrol ederken konuştu. "Adamlar arkamızdan sokağa dağıldı galiba, sesleri duyuluyor."
Beren sinirden soluyarak ellerini dizlerine koydu. "Bunlar da kimdi ya? Birden bire basıp geldiniz, müdür bile korkudan altına edecekti neredeyse"
Ali de doğrulup Yamaç'a baktı. "Harbiden Yamaç, adamlar resmen Maviş'i almaya çalışıyordu. Hem de ailesi falan diyorlardı ama senin dediğin gibi yalan söylüyorlardı kesin. Gözleri çok korkunçtu."
Yamaç, Maviş'i biraz daha kendine çekip kararlı bir sesle konuştu. "Yalan tabii ki. Biz buraya ilk geldiğimizde ne dedilerse yalan hepsi. Maviş'i benden koparamazlar. Ne olursa olsun izin vermem."
Maviş başını kaldırıp buğulu gözleriyle Yamaç'a baktı. "Beni geyçekten bıyakmazsın değil mi Civciv?"
Yamaç gülümsemeye çalıştı. "Asla bırakmam. Buradan tamamen kaçarız, gerekirse başka bir şehre gideriz ama seni onlara vermem." Maviş başını salladı ve önüne döndü ve aniden duraksadı. Ellerini cebine attı, sonra gözleri büyüdü ve panikle etrafına bakınmaya başladı.
"Noldu Maviş?" dedi Yamaç, kızın kolunu tutarak. "Bir yerin mi acıyor?"
Maviş'in gözlerinden yaşlar sicim gibi akmaya başladı. "Ayabam... Küçük siyah ayabam yok Civciv! Cebimdeydi, düşüymüşüm"
Ali kafasını salladı.
"Maviş, abim arabanın sırası mı şimdi? Adamlar peşimizde"
"Hayıy! O benim ayabam. Babamın bana veyiği en son hediye o, veymem kimseye!" diye bağırdı Maviş, geriye, yurda doğru bir adım atarak. "Gidip alıcam onu!"
Beren şaşkınlıkla Maviş'in önüne geçti. "Saçmalama Maviş! Yurtta o adamlar var, geri dönersek hepimizi yakalarlar!"
Ama Maviş dinlemiyordu bile. O oyuncak araba, babasından kalan tek hatıraydı. İçindeki o tek güzel anıyı orada bırakmak istemiyordu. İnatla yürümeye çalıştı, gözlerinden yaşlar dökülürken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. "Gidicem işte! Alıcam ayabamı!"
Yamaç öne atılıp Maviş'in iki omzundan tuttu. "Maviş, dinle beni! Çok tehlikeli, anlamıyor musun?"
YOU ARE READING
Kör Mesafe
Romance"Sokaklar ona sert olmayı öğretti, çocukluğu ise cebinde sakladığı kağıttan bir çiçekte kaldı..."
