JİSUNGUN AĞZINDAN ANLATIM
Sabah olmuştu ve ben bugün yeni işime gidecektim. Ve lanet olsun ki geç kalktığım için neredeyse ilk günden işe gitmemezlik yapamazdım. Hızlıca yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım ve dolabımdan bir sweat shirt, altına ise bol bir pantolon çıkarıp hızlıca giyindim. Ellerimle saçlarımı dağıttım ve parfüm sıkıp hızlıca çıktım. Saat çok geç olmaya başlıyordu. Geç kalmak istemediğimden koşmaya başladım. Beyaz bir tesla araba önümde durdu. Ben ise durmuş, arabaya bakıyordum. Arabanın camı yavaşça indi ve içinde tavşana benzeyen bir adam gözüktü.
"Beyefendi, bir yere koşuşturuyor gibisiniz. Aceleniz varsa sizi gideceğiniz yere bırakayım."
Yutkunup önümdeki arabanın içinde olan adama baktım. Aslında pekte kötü bir fikir değildi.
"Olur, teşekkür ederim." Arabaya doğru yavaşça ilerledim ve şoför koltuğunun yanındaki diğer koltuğa oturdum. Adama hafifçe tebessüm ettim ve teşekkür ederim anlamında kafamı saygıyla eğdim. Adam da bana tebessüm etmişti.
"Gideceğiniz yer neresi?"
"*.......* Şirketine gideceğim. Ve tekrar teşekkür ederim. Gerçekten acelem vardı." Adam kısık sesle kıkırdayınca şaşırmadım değil. Az birşey şüphelenmiştim. Yoksa aynı yerde mi çalışıyorduk? Hadi canım, olmaz öyle şey.
Bir süre sonra gideceğim şirketin otoparkına gelmiştik. Ben inerken adamın da inmesi biraz garipti. Sabahtan beri adam deyip duruyorum. Sahi, adı neydi?
"Beyefendi, yardımınız için teşekkürler. Adınız neydi?"
Elini gülümseyerek uzattı.
"Lee Minho. Memnun oldum, sizin adınız neydi?"
Lee Minho mu? Bir dakika, yoksa o, benim lise dönemlerimde kavgalı olduğum Lee Minho mu? Gerçekten ezeli düşmanlardık lisedeyken. Asla katlanamazdık birbirimize. Her fırsatta didişir, laf dalaşına girerdik. Cidden nefret ederdim ondan. O piç smileı varya, en nefret ettiğim şeydi.
Yutkunup bende elimi uzattım ve gülümseyen bir ifade takındım.
"Bende Han Jisung, memnun oldum."
Adımı duyduğunda bir anda yüzü soldu, ve elini hemen çekti. Gerçekten o muydu?
İşaret parmağı ile beni gösterdi.
"Sen, o sun değil mi? Han Jisung. Lisede ezeli düşman olduğum çocuk."
Gerçekten oymuş! İnanmıyorum, uzun süre sonra tekrar karşılaşmıştık.
"Minho? Yani gerçekten sensin öyle mi?" Sinirim kat be kat artıyordu. Suratına bir kafa geçirmek istiyordum.
"Bunu boş verip iş yerime çıkıyorum."
Arkamı dönüp merdivenleri çıktım. Peşimden geliyordu. Ne bokuma peşimden geliyordu bu salak? Tanrım! Sanırım iç sesime bir terbiye verilmesi gerek.
Arkamı dönüp işaret parmağım ile onu işaret ettim. "Sakın peşimden gelme. Çık git işine. Sanarlar burada çalışıyor." Minho alaycı bir şekilde nefesinden güldü ve göz devirdi. "Kim burada çalışıyor göreceğiz." Ben de ona karşılık olarak göz devirdim. Hiç değişmemişti. Hâlâ çok gıcıktı.
En sonunda asansöre binmiştim. Asansörden inerken hâlâ peşimden geliyordu. Akıllanmayacak mı bu? "Sana peşimden gelme demiştim!" Bu sefer sesim yüksek çıkmıştı. Ancak bir gariplik vardı. Etraftaki herkes Minho'nun önünde saygıyla eğiliyor, 'Merhaba efendim.', 'Günaydın efendim' gibi şeyler söylüyorlardı. Bir dakika, YOKSA CEO MİNHO MUYDU?
YOU ARE READING
Hate Or Love - MİNSUNG
FanfictionMinho ve Jisung, liseden beri ezeli düşmanlardı. Ve... Bir gün ofiste tanışınca birbirlerini tanıyorlar. Ve işte olaylar gelişiyor. İlk başlarda tıpkı lise zamanlarındaki gibi, sürekli laf dalaşına giriyor, didişiyorlar. Bakalım aralarında neler ola...
