Hemos actualizado nuestras Pautas de Contenido.
Consulta las pautas más recientes para seguir compartiendo historias de forma segura.

prologue

189 15 9
                                        

Selamlarr umarım beğenirsiniz. Biraz okunduktan sonra ilk bölümümüzü de yazacağım, oy ve yorumları unutmayın lütfen!! 🎀💘


Leyla'nın odasındaki büyük yatağına yayılmış bir şekilde ödev yapıyorduk. Daha doğrusu ben ödev olan matematik testleriyle boğuşurken o deneme çözüyordu. 

Leyla, kendimi bildim bileli en yakın arkadaşımdı. İkimiz de doğma büyüme Bodrumluyduk ve hep aynı okullarda, aynı sıralarda büyümüştük. Babam, onların teknesinde çalıştığı için gidip gelmiştik aslında. Annem de annesiyle iyi anlaşıyordu, bu sayede şimdi okuduğum liseye burslu olarak girebilmiştim ama derslerim çok da iyi sayılmazdı. Eğer bursumu kaybedecek olursam annem canıma okurdu sanırım.

Düşüncelerimden bunalıp oflayarak çözmüş olduğum sorunun şıkkını işaretledim ama fazla bastırmış olmalıyım ki kalemimin ucu kırıldı ve başka ucumun olmadığını fark etmek kısa sürmedi. Çantamdaki kalemliğime uzanıp içini kontrol ettim ama hayır, orada da uç yoktu. Evde yedek kalemim ve ucum olduğunu biliyordum ama evimde değildim maalesef ki.

"Ucun var mı?"

Leyla elindeki pembe tüylü kalemi bana doğru salladı ve başını iki yana salladı. "Uçlu kalem kullanmıyorum, bunlar yumurtlayan şekilde oluyor ama Teo'da vardır."

"Ben mi gidip alayım?"

"Gidebilirsin, zaten evde değil," dedi omuz silkerek.

Oflayarak ayaklandım. Leyla'yı ne kadar tanıyorsam, ikizi Teoman'ı da o kadar tanımıyordum. Aynı sınıfta veya aynı ortamlarda bulunmamız bir şey değiştirmiyordu, onunla şimdiye kadarki muhabbetlerimiz bir elin parmağını geçmemişti. Kendi ikizinin de benden farkı olduğunu sanmıyordum, Teoman herkesten uzak duran bir tipti. En yakın arkadaşı Kutay bile onu tam anlamıyla tanımıyordu bence.

Leyla'nın odasından çıkıp koridorun sonundaki odaya, Teoman'ın odasına girdim. Bu odaya ilk gelişim değildi ama ilk defa tek başıma giriyordum. Genelde ya yanımda Leyla olurdu ya da içeride Teoman. Yine de Teoman evde olmadığı için rahattım. Çalışma masasının üzerinde kalemlik veya uca benzer bir şeyler aradım ama bulamadım, bunun üzerine çekmecelerini açıp üstten kontrol ettim ama oralarda da kablolar ve kağıtlar dışında bir şey yoktu.

Son çare olarak çalışma masasının üzerinde kalan dolaba asıldım. Eğer oradan da bir şey çıkmazsa elim boş bir şekilde Leyla'nın odasına dönecek ve onun pembe tüylü kalemlerinden birini ödünç alacaktım. Dolabın kapağını açmamla beraber kalın, çağla yeşili bir defter masanın üzerine yüksek bir ses çıkararak düştü.

Defteri alıp elimde çevirdim, üzerinde ona ait olduğunu belirten hiçbir şey yazmıyordu. Sayfaları doluydu ve içindeki yazılar Teoman'ın el yazısına aitti. Önce okul için not tuttuğu bir defter olarak düşünsem de Teoman pek not tutan tiplerden değildi. Genelde son gece çalışır ve yüksek puan alırdı, bazen son gece bile çalışmazdı.

Onun özeli olduğunu biliyordum, defteri tekrar dolaba koyup odasından çıkmam gerektiğini de biliyordum ama kaotik merakım buna engel olmuştu. Derin bir nefes alıp ilk sayfayı açtım ve okumaya başladım.

2 Şubat 2026

Sevgili günlük, 

Eğer günlük yazdığımı ve bu şekilde başladığımı öğrense bütün arkadaşlarım benimle dalga geçerlerdi sanırım ama günlüklere böyle başlanmaz mı, ben böyle biliyorum. Günlük tutmak bana dünyanın en saçma şeylerinden biri geliyor. Ne gereği veya ne yararı var ki? Terapistimin dediğine göre, varmış. İnsanı rahatlatıyor ve zihnini boşaltmasını sağlıyormuş. Eh, zihnimin boşalması hoşuma gitmez desem yalan söylemiş olacağım.

Okul şu an sömestr tatilinde olduğu için evde canım sıkılıyor. Ne Kutay beni eğlendirebiliyor ne de Evren. İkisinin de karı kız muhabbetinden sıkıldım. Leyla desen ayrı bir terelelli. Her gün evde kalmamak için sabahları yüzmeye, akşamları yürüyüşe gidiyorum. Bazen de çocuklarla basketbol oynuyoruz. Yoksa evde kalıp babamın gözüne batacağım. Babamın gözüne batmam için ekstra bir şey yapmama da gerek yok üstelik. Her an bir bahaneyle beni kolumdan tutup ardiyedeki dolaba kilitleyecekmiş gibi hissediyorum. Bunu uzun zamandır yapmamış olması yine yapmayacağı anlamına gelmiyor sonuçta. Terapistim uzun zamandır yapmadığını söylüyor gerçi, ben değil. 2 ay benim için uzun bir süre değil.

Neyse uzattım, elim yorulmaya başladı. Keşke bu günlüğü dijital tutsaydım, bu kadar teferruata gerek de yoktu bence. Son olarak Carmen'i özledim. Okul tatil olduğu için onu pek göremiyorum. Kutaylarla karı kız muhabbeti yapmıyorum diye duygusuz değilim. Dışarıdan öyle görünüyor olabilir ama vallahi değilim. İsterseniz Carmen'e sorun diyeceğim ama onun benden haberi bile yok. Beni ya Leyla'nın ikizi ya da okuldaki arıza çocuk olarak biliyordur. 

-Teo

Okuduğum cümlelerle ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Öncelikle Teoman, günlük tutacak son insan olabilirdi gözümde. Duyguları vardı, komik cümleler kuruyordu ve en önemlisi aşıktı? Ayrıca Hakan amca onu dolaba mı kilitliyordu? Leyla'nın bundan haberi var mıydı? Teoman'ın terapi aldığından, babasının ona yaptıklarından veya ikizinin aşık olduğundan haberi var mıydı? Sanmıyordum, Leyla benden hiçbir şeyi saklamazdı. Bunlardan birini bile biliyor olsa benimle paylaşırdı.

Teoman'ın terapiye ihtiyacı olduğunun tabii ki farkındaydım, insanlara olan sebepsiz nefreti ve zorba tavırları normal değildi ama onun da bunu kabul edip biriyle konuşması garip gelmişti. Kafamda deli sorularla defteri tekrar dolaba koyup hızla Teoman'ın odasından çıkıp Leyla'nın yanına geldim.

Hala onu bıraktığım pozisyonda deneme çözüyordu. Kapının sesini duymuştu ama bir tepki vermedi. Yanına oturup yatağın üzerindeki test kitabımı alıp çantama koydum, eve gitmek istiyordum. Okuduklarımı hazmetmem için yalnız olmam gerekiyordu.

"Bulamadın mı?" Leyla'nın bana bakmadan sorduğu soruyla şaşkınca ona baktım. Cevap vermediğimi fark ettiğinde o da başını denemeden kaldırıp bana baktı.

"Neyi?" diye sordum en sonunda.

"0.7 uç, onun için gitmedin mi Teoman'ın odasına?"

Kırdığım potu anlamaması için kıkırdadım. "Bulamadım, o sırada annem aradı da onunla konuşurken aklımdan çıkmış. Eve çağırıyor beni."

"Hadi ya, denemem bitince havuz başında bir şeyler içeriz diyordum ben de."

"Yarın içeriz artık."

Leyla'yı öpüp koşar adım odasından çıktım. Kimseye görünmeden bir an önce gitmek istiyordum ama şans hiçbir zaman yüzüme gülmemişti. Dış kapıyı açtığımda karşıdan gelen Teoman'ı gördüm ve olduğum yere çakılı kaldım. O beni görmemiş olsaydı gizlice arka kapıdan kaçabilirdim ama görmüştü bir kere. Yanıma iyice geldiğinde yüzünde her zamanki gevşek sırıtışı vardı, elleri ceplerindeydi.

"Artık kapılarda mı karşılanıyorum deniz kızı?"

"Ben de tam gidiyordum," dedim ve karşısından çekilmek için yana doğru bir adım attım. İlerleyeceğim sırada kolumu tutup bana engel oldu.

"Bir şey mi oldu, iyi misin sen?"

Yutkundum ve aceleyle başımı iki yana salladım. İki kelime edip hemen kendimi ele vermiştim, oyunculuğum bu kadar mı kötüydü? Daha fazla bir şeylerden şüphelenmemesi için kolumu onun elinden kurtarıp koşar adım evin yolunu tuttum.

Yürürken bile aklımda binlerce soru vardı. Hakan amca Teoman'a neden bunu yapıyordu, Teoman neden kendini olmadığı biri gibi gösteriyordu? En önemlisi de Teoman'ın aşık olduğu Carmen kimdi?

dear diary, teodenHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora