Masamın üzerindeki dosyaların arasında kaybolduğumu fark ettiğimde duvardaki saatin akrebi çoktan öğleden sonrayı geçmişti. Ofisimin camından görünen İstanbul, her zamanki gibi aceleciydi. Arabaların korna sesleri, uzaktan gelen vapur düdükleri ve insanların bitmek bilmeyen telaşı...
Benim dünyam ise dört duvar, birkaç hukuk kitabı ve onlarca hayatın sıkıştığı dosyalardan ibaretti.
Kalemimi masaya bırakıp gözlerimi kapattım.
Üç gündür doğru düzgün uyumamıştım.
Bir cinayet dosyası, iki boşanma davası ve bu sabah sonuçlanan büyük bir şirket davası...
Avukat olmak dışarıdan insanların sandığı kadar gösterişli değildi. Biz mahkemede konuşmadan önce gecelerce susuyorduk.
Kapım iki kez tıklandı.
"Gel."
Kapı yavaşça açıldı. Asistanım Elif elinde kahve kupam ve koyu lacivert bir dosyayla içeri girdi.
"Biraz ara vermen gerektiğini söylemeye gelmiştim ama seni tanıyorum. Dinlemeyeceksin."
Gülümseyerek kahveyi masama bıraktı.
"Doğru tahmin."
"Bir de..." elindeki dosyayı kaldırdı. "Az önce Adliye'den geldi."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Yeni atama mı?"
Başını salladı.
"Evet."
Ben hem kendi hukuk büromu yönetiyor hem de devlet tarafından görevlendirildiğim davalara giriyordum. Bazı dosyalar doğrudan bana atanıyordu. Özellikle de savunması zor görülen davalar. Elif dosyayı önümdeki boşluğa bıraktı.
"Oldukça ses getirecek gibi duruyor."
Dosyanın kapağında büyük harflerle yazılmıştı.
T.C. ADALET BAKANLIĞI
ZORUNLU MÜDAFİ GÖREVLENDİRMESİ
İçimden istemsizce derin bir nefes verdim.
"Suç ne?"
"Dosyaya bakmadım."
Elif bunu özellikle yapardı. Müvekkillerimin mahremiyetine fazlasıyla saygı duyardı.
"Bana ihtiyacın olursa odadayım."
Kapıyı sessizce kapatıp çıktı. Ofis tekrar sessizliğe gömüldü. Kahvemden bir yudum aldım. Soğumuştu. Dosyayı önüme çektim. Kalın... Beklediğimden çok daha kalındı, demek ki olay basit değildi. Kilit kısmını açıp ilk sayfayı çevirdim.
Görevlendirme yazısı, tutukluluk kararı,ifade tutanakları. Sonra,kimlik bilgileri. Gözüm isme takıldı.
Bir an... Sadece baktım,okuyamadım.
Yok. Hayır... Olmazdı. Sayfaya biraz daha yaklaştım.
Adı Soyadı: Arda Soydoğan
Elimdeki dosya ağırlaştı sanki. Parmaklarım gevşedi. Sayfa masanın üzerine düştü.
Arda... Yıllardır ağzıma almamaya çalıştığım isim. Liseden mezun olduğumuz gün son kez duyduğumu sandığım isim. Boğazım düğümlendi.
"Tesadüf..."
Kendi kendime fısıldadım.
"Bu sadece aynı isimdir."
Olmalıydı. Türkiye'de bir sürü Arda vardı. Derin bir nefes alıp sayfayı çevirdim. Fotoğraf... Ve dünya durdu. O gözleri tanımamak mümkün değildi. Yıllar geçmişti. Saçları uzamıştı. Yüz hatları daha sertleşmişti. Bakışları eskisi kadar canlı değildi.
Ama o... Oydu. Arda. Benim Arda'm... Ya da bir zamanlar öyle olan. Sandalyemden kalkıp pencerenin önüne yürüdüm. İstanbul hâlâ aynıydı.
Ama ben değildim. Onu en son on sekiz yaşındayken görmüştüm. Üzerinde okul forması vardı. Elinde siyah sırt çantası... Ve bana son söylediği cümle hâlâ kulaklarımdaydı.
"Efe,gitme. Terk etme beni, yapayalnız bırakma. Eğer gidersen bizi, beni unutacaksın, Efe."
Yanılmıştı. Çünkü insan ilk aşkını unutamıyordu. Özellikle de yarım kalmışsa. Tekrar masama döndüm. Dosyaya bakmaya cesaret edemedim. Elimi saçlarımın arasından geçirdim.
"Neden şimdi?"
Telefonum çaldı. Ekranda Adliye Kalemi yazıyordu.
"Efendim."
"Efe Bey."
"Buyurun."
"Yeni görevlendirdiğimiz dosyayı teslim aldınız mı?"
"Evet."
"Müvekkille ilk görüşmeniz yarın saat on birde."
Yarın mı? Bu kadar erken beklemiyordum.
"Anladım."
"Dosya oldukça hassas."
"Suçlama nedir?"
Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.
"Cinayete teşebbüs."
Kalbim göğsüme sertçe vurdu.
"...Ne?"
"Detaylar dosyada mevcut."
Telefon kapandı. Dakikalarca elimde telefonla kaldım. Cinayete... Teşebbüs mü? Arda mı?Hayatında kavga etmeye bile çekinen çocuk... Bir karıncayı ezdiğinde bütün gün morali bozulan çocuk... Bu suçlamayla mı karşı karşıyaydı Olmazdı. Olmamalıydı. Dosyayı yeniden açtım. Sayfalar birbiri ardına çevriliyordu. Olay yeri fotoğrafları... Tanık ifadeleri... Polis raporları... Hepsi aynı şeyi söylüyordu. Şüpheli... Arda Soydoğan. Ama hiçbirinde kesin kanıt yoktu.
İfadeleri okudukça içimde garip bir his büyüyordu. Bir şey eksikti. Dosya tamamlanmamış gibiydi. Birileri bir şey saklıyordu. Ve bunu hissedebiliyordum. Çünkü hukuk bana en önemli şeyi öğretmişti. Dosyalar yalan söylemezdi.
Ama insanlar söylerdi. Masamın çekmecesini açtım. İçinde yıllardır dokunmadığım küçük siyah bir kutu duruyordu. Ne olduğunu biliyordum.
Açmamalıydım. Yine de açtım. İçinden eski bir fotoğraf çıktı. Lise bahçesi.
Ben...
Ve Arda.
İkimiz de gülümsüyorduk. Henüz hayat bizi birbirimize yabancı etmeden önce çekilmişti.
Başparmağımı fotoğrafın kenarında gezdirdim.
"Sen ne yaptın, Arda?"
Sessizlik...
Elbette cevap vermedi. Fotoğrafı tekrar kutuya koydum. Tam kapağını kapatırken gözüm dosyanın son sayfasına ilişti. Kırmızı mühürlü tek bir not vardı.
"Müvekkil, görevlendirilen avukatıyla görüşmeyi reddetmektedir."
Kaşlarım çatıldı.
Alt satırı okudum.
"Sadece Efe Şan ile görüşmeyi kabul edeceğini beyan etmiştir."
Kanım çekildi. Beni biliyordu.
Benim atanacağımı... Kendisi beni istemişti, avukatı olarak. Kendisine atanan avukatı reddetmiş ve beni istemişti. Demek beni unutmamıştı. Yıllardır kaçtığım geçmiş, hiçbir uyarı vermeden ofisimin kapısından içeri girmişti.
Yarın...
Sanık görüş odasında onun karşısına geçecektim. Yıllar sonra ilk defa göz göze gelecektik. İlk defa bakacaktım yüzlerimize. İlk defa yüzleşecektik belkide. Derin bir nefes çektim içime, zihnime dolan düşüncelerden uzaklaşmak adına.
Ve belki de en zor savunmam olacaktı bu cinayet.
Çünkü sadece masum olduğuna inandığım birini değil, bir zamanlar bütün kalbimle sevdiğim çocuğu savunacaktım.
B Ö L Ü M S O N U
Ay çooook heyecanlıyım
İlk bölümü nasıl buldunuz?
ESTÁS LEYENDO
AVUKAT / AREF
Fanfiction"Olay gecesi neredeydin Arda?" "Hatırlamıyorum." dedi umursamayarak. Dava ve cinayet umrumda değil gibiydi. Tek derdi geçmişte yapılamayan o konuşmayı yapmak ve benden hesap sormaktı. Gittiğim için. "Arda." dedim sesimi hafif yükselterek. O ise inat...
