12 temmuz. gece yarısı.
masanın üzerindeki lambanın ışığı fazla loş. kâğıdın üzerine, cevabı hiç gelmemiş sorular gibi uzayıp giden gölgeler düşürüyor. artık her şeyi küçük harflerle yazıyorum. sanki kelimeleri küçülttükçe, ağırlıkları da göğsüme bu kadar çökmeyecekmiş gibi geliyor.
her zaman benim biricik ay ışığımdın, martin. durmadan değişen, bir gecesi diğerine benzemeyen. bazı akşamlar dolunay gibi parlardın. öyle sıcak, öyle yumuşacıktın ki.. dünyanın sivri köşeleri canımı acıttığında sana sarılmak her şeyi unuttururdu bana. bazı gecelerse incecik bir hilale dönüşürdün. bulutların ardına saklanır, sessizleşirdin. daha çok küçükken senin evrelerini okumayı öğrendim ben. neden uzaklaştığını anlamasam bile o karanlık günlerin geçmesini beklemeyi öğrendim. o zamanlar bunun sadece senin doğan olduğunu sanıyordum. meğer bunun yarısı bendim. kimse görmesin diye ışığımızı kısan bendim.
kalbimi olması gereken yerde, avuçlarımın içinde değil; kimsenin bulamayacağı bir köşede sakladım. korkuyordum çünkü. komşular ne der diye korkuyordum. ailemin bakışlarından korkuyordum. onların gözünde yanlış biri olmaktan korkuyordum. o yüzden bizi sessizleştirdim. sadece hava karardıktan sonra buluşabilmemizi sağladım. yalnızca kapılar kapalıyken. sadece kimsenin dönüp bakmayacağı, arkamızdan fısıldamayacağı yerlerde. sen her seferinde daha fazlasını istediğinde, gerçek ve saklanmayan bir hayat istediğinde, ben geri çekildim. şarkımız durmadan bozuldu. çünkü onu herkesin duyacağı kadar yüksek sesle söylemeye cesaret edemedim. sen de hiç şikâyet etmedin aslında. kaldın sadece. ben seni hep gölgelerde bırakmama rağmen parlamaya devam ettin.
hâlâ takvimden gün eksiltiyorum. her sayfayı çevirdiğimde aklıma sen geliyorsun. bu gece ay hangi evresindedir acaba? sen bugün nasıl hissederdin? artık anlamsız bir alışkanlık gibi geliyor. paylaşacak kimse kalmamışken günleri saymak.. sen olsaydın hep gülerdin. "ayın hangi gün olduğuyla işi olmaz," derdin. "sadece doğmaya devam eder." ama benim oluyor. günleri tek tek sayıyorum. sanki geriye doğru sayarsam sana son dokunduğum ana dönebilecekmişim gibi. nefesini boynumda son hissettiğim geceye.
yavaş olmanı istedim, değil mi? en azından içimden bunu durmadan söyledim. yüzüne söyleyemesem bile.. bana biraz zaman tanı istedim. korkunun içinden çıkabilmem için bana biraz ışık tut istedim. kendi utancımın içinde öyle sıkışıp kalmıştım ki.. bizim olan şeyi kirli sanıyordum. saklanması, üzeri örtülmesi gereken bir şey. oysa hiç kirli değildi. hayatımda sahip olduğum en temiz, en dürüst şeydi. ama onu en kirli sırrımmış gibi hissettiren de bendim. kilidi vuran bendim. ben ve dolunayım.. olabileceğimiz kadar güzel olamadık. hak ettiğimiz kadar mutlu olamadık. bunu şimdi görüyorum. hem de çok geç kalmışken.
kalbini hiç saklamadın, martin. ben saklarken bile. ben ancak parçalar verebilirken sen elindeki her şeyi verdin. biri beni gerçekten görür de reddeder diye ödüm kopuyordu. sonra bir gece ay yine doğdu.. ama sen doğmadın. ışık bir daha geri gelmedi. ansızın olduğunu söylediler. sessizce. gökyüzünden geçen bir bulut gibi.. ama bu kez hiç dağılmayanından. geriye söyleyemediğim bütün cümleler kaldı. sana vermediğim bütün ışık kaldı.
şimdi seni bir palto gibi düşünüyorum bazen. dünyanın ayazını üzerimden alan, üşüdüğümde sırtıma geçirdiğim bir palto olarak. son notanı öyle güzel bastın ki, seni kimseye duyurmama izin vermemiş olsam bile o ses hâlâ içimde yankılanıyor. insanlar "bundan sonrası ancak yukarı gider" diyor. fakat ben sadece düştüğümü hissediyorum. yukarı neresi? senin olduğun, uzanamadığım o karanlık gökyüzü mü?
dolunayım. sevgilim. benim ay ışığı kadar güzel sevgilim.
aradan kaç gece geçerse geçsin, ay kaç kez şekil değiştirirse değiştirsin, sen yanımda olmadan aynı görünmüyor. utanmayı bırakmayı çok geç öğrendim. yaşadığımız şeyin güzel ve gerçek olduğunu da.. seni kaybettikten sonra. şimdi burada oturup gökyüzünden bana biraz ışık göstermesini istiyorum. "ya şöyle olsaydı"larla, "keşke"lerle nasıl yaşayacağımı öğretmesini istiyorum. ışık geliyor.
ama artık içimi ısıtmıyor.
sadece benden sakladığım her şeyi, kaybettiğim her şeyi ve aslında en başından beri özgürce parlaması gereken aşkı kendi ellerimle karanlıkta bıraktığımı hatırlatıyor.
VOUS LISEZ
dolunay, marhoon
Fanfictiondolunayım, gecem sensiz eksik, adını andıkça sızlıyor içim. ışığını ben sakladım, suç gökyüzünde değil; utanan aşk değildi, utanan bendim. sen göğe karıştın, ben geceye, her "keşke" biraz daha çöktü yüreğime. dolunay doğuyor her seferinde yine, faka...
