Duvara çizdiğim resmin önünde duraksadım. Boya bitmek üzereydi. Son rötuşları da yapmak için şişeyi tekrar çalkaladım. Birkaç fıs çıkan boya, resmimi tamamlamaya yetmişti. Elimdeki boya şişesini yere bırakıp geri çekildim ve yaptığım şahesere gözlerimi diktim. Yeşil boyaların uğruna etrafa saçıldığı, terk edilmiş metro istasyonunu ve çizildiği duvarı kendi himayesine almış gibi duran çift başlı bir yılandı bu. Bu şehirdeki neredeyse her binanın bir duvarına bu yılandan çizmiştim. Altına da soyadım olan imzamı: Knox. Bu takıntımı yansıttığım bir diğer yer olan kolumu sıyırıp dövmeme baktım. Duvardaki yılandan tek farkı çıngıraklı olmasıydı. Gözlerimi kolumdan kaldırıp kol çantama doğru çevirdim. Hemen yanımda olan silindir şeklindeki boya çantamı elime alıp tek bir hamleyle omzuma taktım. Ardından sağımdaki ışığa, çıkış olduğunu tahmin ettiğim yere, doğru ilerlemeye başladım. Adımlarım birbirini tekrarlarken kapüşonumu kafama geçirdim. Daha fazla rezil olmak istemiyordum.
Dışarıya adımımı attığım sırada gelen göz kamaşması yüzünden kafamı kaldıramazken iki elin beni kollarımdan tuttuğunu hissettim. O eller beni duvara yaslarken gözümün karartısı gitti ve iki erkeğin beni kollarımdan tuttuğunu gördüm. Önüme baktığımda birisinin ise beni dikizlediğini fark ettim. Bu durumdan da kötü olan şey ise, onları tanıyor olmamdı. Beni dikizleyen çocuğun adamları gittikçe daha da sert sıkıyorlardı kollarımı. Sadece beni öpmesine izin vermediğim için miydi bunca şamata?
"Seni tekrar görmek çok güzel Scarlet." Adımın baş harfini bastırarak söylemişti. Yılanlara olan takıntımı biliyordu. Her şeyimi biliyordu. O benim zayıflığımdı.
"Gerçekten sadece bir ret yüzünden mi bu şamata? Cidden aşağılıksın Fred." Gittikçe adımlarını bana yaklaşacak şekilde atıyordu. O yaklaştıkça kalbimin atışları da yavaş yavaş hızlanmaya başlıyordu. Yaklaştığı her an bana dokunacağı düşüncesi içimi korkuyla dolduruyordu.
"Aşağılık? Sana bu olduğumu ne düşündürdü Scarlet?" Ardından aramızda bir karışlık mesafe kalana kadar bana yaklaştı. Nefes alışlarım hızlanmaya başlamıştı. Ve bunun sonucu beni çok korkutuyordu. Parmaklarının uçlarını çenemde gezdirmeye başladı.
"Belki bir kere dinleseydin beni, bizden olabilirdi Scarlet. Bir şans istiyorum sadece." Kafamı sağa sertçe kaydırdım ve parmaklarının tenimde gezmesini engelledim.
"Bana dokunmayı aklından bile geçirme. Sana verdiğim son şansı da boşa harcadın. Bırak artık peşimi." Parmaklarıyla çenemi tutarak kafamı kendisine çevirdi.
"Beni kabulleneceksin. Ben seni alıştırırım." Ardından o bir karışlık mesafeyi kapatmak için üzerime eğileceği sırada dizimle bacaklarının arasına olabildiğince sert bir şekilde vurdum. Acı içinde geri sendeleyince başımı sağdaki adamına çevirdim. Bacağımı bacağına dolayıp kendime doğru çektim ve onu yere düşürdüm. O ise boş durmayıp beni de yere çekmeye çalışmıştı. Ondan kendimle beraber kolumu da kurtardım ve solumdaki adama dönüp elimi cebime attım. Cebimdeki muştayı parmaklarıma geçirip onun bana hamle yapmasına müsaade vermeden onun çenesine yukarı doğru gidecek bir şekilde yumruk attım. Adam geriye sendelemesinin ardından elini ağzına götürdü ve kan olup olmadığını kontrol etti. O sırada zaman kaybetmeden sol kolumu da ondan kurtarıp Fred'e doğru yürüdüm. O ise ona yürümemi fırsat bilip cebinden çıkardığı küçük bir bıçakla olduğu yerden doğrulup yüzüme doğru bıçağını savurdu. Yüzümde ufak bir çizik bıraksa da canımı yakıyordu. Ellerini tutup onu yere ittim. O sırada bıçağı da uzağa fırladı. Ama durmayıp tekrar kalkmasıyla diğer adamlarıyla beraber beni kovalamaya başladılar. O kovalamaca esnasında bana bağırdığını duydum.
"Eskisi gibi olabiliriz! Bana alışacaksın." Bunu duyunca ona daha da öfkelendim.
"Asla! Senin oyuncağın değilim ben, olmayacağım da."
O kovalamaca esnasında kalbimin atışlarını kontrol edemiyordum. En sonunda bir binanın arkasına saklandığım da kalbimin atışlarını kulağımda hissediyordum. Gözlerim kararmaya başladığın da yere çöktüm.
Hayır, bu sefer olmaz! Çoktan olmuştu bile. Az önceki olay yüzünden kalbim hızla çarparken stresten titreyen ellerime baktım. Yoklardı.
Tekrar görünmez olmuştum.
Bu gücün her zerresinden nefret ediyordum. Beni utandırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Panikten yoldaki insanlara çarparak hızlı adımlarla ilerliyordum. Çarptığım insanlar ise etraflarına bakınıyor, bir şey veya kişi bulamayınca garipsiyorlardı. Çok normaldi. Sonuçta kaç kişi hayatında görünmez olmuştu ki? Beni anlamalarını bekleyemezdim, çünkü anlamayacaklardı.
CZYTASZ
The Threshold
Science Fiction"Çoğu kişi bilmese de aile, insanlar için paha biçilmez bir nimettir."
