Asgard'ın sonsuz göğü, evrenin tüm renklerini barındıran bir nehir gibi sarayın üzerinden akıyordu. Altın kubbeler, batan güneşin kızıllığıyla birleştiğinde tüm diyar devasa bir mücevher gibi parıldardı. Burası, dokuz diyarın kalbi, düzenin ve ihtişamın başkentiydi.
Sarayın en yüksek kulelerinden birinin balkonunda, Tüm Ata Odin duruyordu. Sırtındaki pelerini hafifçe dalgalanırken, tek gözüyle ufkun ötesini, Bifrost'un parıltısını süzüyordu. Hemen yanında, boyları henüz onun beline bile gelmeyen iki küçük çocuk vardı.
Thor, daha o yaşta bile geniş omuzları, sarı gür saçları ve ele avuca sığmaz enerjisiyle dikkat çekiyordu. Yerinde duramıyor, gözlerini babasının belindeki kadim kılıçtan alamıyordu. Loki ise daha sakin, daha narin bir çocuktu; siyah saçları alnına dökülmüş, yeşil gözleriyle etrafı büyük bir dikkat ve sessizlikle inceliyordu.
Odin, ağır adımlarla balkondaki mermer korkuluklara doğru ilerledi. Büyük elini Thor'un omzuna koydu, ardından Loki'ye döndü. Sesi, bir dağın yankısı kadar derin ve güven doluydu.
"İyi dinleyin evlatlarım," dedi Odin. Sesindeki ton, sadece iki çocuğa değil, sanki zamanın kendisine hitap ediyor gibiydi. "Bu gördüğünüz altın şehir, sadece taştan ve ihtişamdan ibaret değildir. Burası, evrendeki kaosun karşısında duran yıkılmaz bir kaledir."
Thor heyecanla atıldı, küçük yumruklarını sıkarak: "Biz de büyüyeceğiz baba! Senin gibi güçlü savaşçılar olup Asgard'ı koruyacağız, değil mi?"
Odin hafifçe gülümsedi ama bu tebessümün ardında yüzyılların yorgunluğu gizliydi. "Asgard'ı korumak sadece kılıç sallamak demek değildir, Thor. Gerçek bir kral savaşmayı bilmeli ama barışı ne zaman seçeceğini de unutmamalıdır."
Loki, sakin bir sesle sordu: "Peki ya karanlık, baba? Annemin bahsettiği o uzak diyarlar?"
Odin'in yüzü ciddileşti. Bakışlarını gökyüzünün en karanlık, en soğuk köşesine doğru çevirdi. Çocuklar da onun baktığı yere, sanki o soğuğu hissedebilirmiş gibi baktılar.
"Yüzyıllar önce," diye başladı Odin, geçmişin tozlu sayfalarını aralayarak. "Dünya daha çok gençken, Jotunheim'ın Buz Devleri orayı kendi karanlıklarına gömmek istediler. Başlarında amansız, kalpsiz bir kral vardı: Laufey. Onların fethettiği yerlerde hayat biter, yerini sonsuz bir kış ve ölüm alırdı. İnsanlar, Midgard'ın o aciz ölümlüleri, bu soğuk karşısında çaresizce diz çökmüştü."
Thor'un gözleri parladı. "Ama sen onları durdurdun!"
"Evet," dedi Odin, eli gayriihtiyari olarak kör olan gözünün üzerindeki yaraya gitti. "Asgard ordularını Midgard'a sürdüm. Laufey ve ordusuyla, o amansız buzun ortasında haftalarca savaştık. Çelik buza çarptı, kan karda dondu. Sonunda Laufey'i yendik, güçlerinin kaynağı olan Kadim Kış Sandığı'nı ellerinden aldık ve onları Jotunheim'ın o ıssız, karanlık sınırlarına hapsettik. O günden beri Jotunheim normalden çok daha karanlık, çok daha ıssız bir yerdir. Güneş oraya asla uğramaz."
Odin arkasını döndü ve iki oğlunun da gözlerinin içine baktı.
"O savaştan sonra dokuz diyara huzur geldi. Ama bu huzur kalıcı değildir. Bir gün ben bu tahttan indiğimde, bu mirası, bu ağır sorumluluğu aranızdan biri üstlenecek. Unutmayın, taht sadece güçle elde edilmez; o gücü nasıl yöneteceğini bilmekle korunur."
Thor, babasının bu sözleri üzerine göğsünü kabarttı. İçindeki o toy, mağrur ruh şimdiden uyanmıştı. Gelecekte ne kadar büyük bir savaşçı olacağını hayal ediyordu. Oysa gücün getirdiği sorumluluktan ve o gücü kontrol edemediğinde yaşayacağı o büyük kırılmadan henüz çok uzaktı.
YIL: 2011
Zaman, Asgard'ın altın nehirleri gibi akıp geçmişti. Çocukluk balkonunda babalarının anlattığı o kadim masallar, yerini sert çeliğin gerçeğine bırakmıştı. O küçük, yerinde duramayan sarışın çocuk büyümüş; omuzları genişlemiş, boyu sıradan bir Asgardlının ötesine uzanmıştı. Thor, artık dokuz diyarın adını duyduğunda titrediği o amansız savaşçıydı. Ancak boyuyla ve gücüyle birlikte, kibri ve kontrolsüz öfkesi de büyümüştü.
Bugün, Asgard'ın en görkemli günüydü. Sarayın devasa tören salonu, tarihin en kalabalık gününü yaşıyordu. Binlerce Asgardlı, ellerinde sancaklar ve altın kadehlerle veliaht prenslerinin taç giyme törenini bekliyordu. Salonun tavanından sarkan muazzam bayraklar dalgalanıyor, adeta tüm diyar bu anın heyecanıyla titriyordu.
Kral Odin, Hlidskjalf'taki tahtında tüm haşmetiyle oturuyordu. Gungnir adındaki kadim mızrağını yere her vurduğunda, salondaki gürültü bıçak gibi kesiliyordu. Yanında, zarafeti ve bilgeliğiyle parıldayan Kraliçe Frigga vardı. Gözlerinde bir annenin gururu vardı ama hemen yanında duran Loki'nin yeşil gözlerinde, kimsenin okuyamadığı, gölgelerle dolu bir sessizlik hâkimdi.
KAMU SEDANG MEMBACA
Thor 1
Fiksi PenggemarBu roman, Thor evrenini temel alan, aksiyonun, entrikanın ve destansı mücadelelerin ön planda olduğu sürükleyici bir maceradır! Tanıdık karakterler, beklenmedik gelişmeler ve her sayfada artan gerilimle okuru Asgard'dan Dünya'ya uzanan unutulmaz bir...
