We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

𝑈𝑛𝑢𝑡𝑢𝑙𝑚𝑎𝑦𝑎𝑛 𝑦ü𝑧

1 1 0
                                        

Ringde tek bir kural vardı: ya ayakta kalırsın ya da düşersin.

Ben hep ayakta kalmayı seçtim. Yumruk yemeye, kan görmeye, acıyla yaşamaya alışmıştım. Çünkü bazı savaşlar ringde başlamazdı; hayatın içinde çoktan başlamış olurdu.

Onu ilk gördüğümde beyaz ayakkabılarının ucunda dönüyordu. Sanki dünya onun etrafında daha yavaş dönüyordu.

Ben yumruklarla büyümüştüm, o zarafetle.

Ve bazen en tehlikeli savaş, kalbine karşı verdiğin savaştı.

Onu ilk kez üç yıl önce görmüştüm.

Bir gösteride değil. Sahnenin ışıkları altında değil.

Yağmur yağıyordu. Spor salonundan çıkmıştım, yüzümde morluklar, elimde bandajlar vardı. Kaybettiğim bir maçın ağırlığını taşıyordum. O gece herkes bana yenilmiş biri gibi bakıyordu.

Sokağın karşısında durmuştu; ince bedenine rağmen dimdik ayakta, elinde bale çantasıyla. Birkaç saniye bana baktı. Acıyarak değil... anlamış gibi.

Sonra yaşlı bir adamın yere düşen eşyalarını toplamak için koştu. Parmakları o kadar zarifti ki, o an birinin bu kadar güçlü olup bu kadar narin olabileğini ilk kez düşündüm.

Adını o gece öğenmedim.

Ama yüzünü unutmadım.

Ve şimdi, yıllar sonra, onu karşımda tekrar gördüğümde... bale stüdyosunun camının arkasında dönerken, içimde yıllardır susturduğum bir şey yeniden konuşmaya başlamıştı.

Ayağım olduğu yere çakılmıştı. Camın ardında dönerken, sanki dünya onun etrafında yavaşlıyordu. Her hareketi kusursuzdu; hafif ama kararlı. Benim dünyam yumruklarla, darbelerle ve kırık kemiklerle şekillenmişti. Onunki ise zarafetle.

Bu kadar farklı iki hayatın bir noktada yeniden kesişmesi saçma gelmeliydi.

Ama değildi.

Onu izlerken, üç yıl önceki yağmur gecesi bütün ayrıntılarıyla zihnime geri döndü. O zaman kaybetmiş biriydim. Şimdi kazanan tarafta olsam bile içimde hâlâ eksik kalan bir şey vardı.

Ve garip olan şu ki... o eksikliği sadece onun bakışlarında hissediyordum.

Tam o sırada dönüşünü bitirdi ve gözleri cama kaydı.

Beni gördü.

Bir anlığına hareketleri durdu. Yüzündeki ifade değişmedi ama bakışlarında tanıdık bir şey vardı; sanki o da beni hatırlamış gibiydi.

Kalbim, ringe çıktığım hiçbir anda atmadığı kadar sert çarptı.

Sonra stüdyonun kapısı açıldı. Ve o, bana doğru yürümeye başladı.

Stüdyonun kapısı açıldı.

Omzuna çantasını asmıştı. Saçlarının birkaç teli terden yüzüne yapışmıştı ama yine de aynıydı... üç yıl önce yağmurun altında gördüğüm kız.

Bir an durdu. Gözleri üzerimde gezindi.

"Birine mi bakıyorsun?" dedi, sakin bir sesle.

Boğazım düğümlendi. Ringde yüzlerce kişinin karşısında durmak kolaydı da onun karşısında konuşmak neden bu kadar zordu?

"Sanırım... sana."

Kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Tanıyor muyum seni?"

İşte o soru, beklediğimden daha sert vurdu.

Kısa bir gülümseme yerleştirdim yüzüme ama içimde garip bir boşluk oluşmuştu.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jul 06 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Ring Ve Sahne Stories to obsess over. Discover now