1 Bölüm : İlk nefesin Çalınışı

27 14 12
                                        


İstanbul'un en köklü özel hastanelerinden birinin doğum katı, o gece alışılmadık bir sessizliğe bürünmüştü. Dışarıda sağanak yağış camları döverken, içerideki steril beyazlık birazdan işlenecek olan günahın soğukluğunu taşıyordu.
Genç kadın, bitkin bir halde yatağında yatıyordu. Dünyaya bir can getirmiş olmanın verdiği o tarifsiz yorgunluk ve mutlulukla gülümsedi. "Bebeğim..." diye fısıldadı kurumuş dudaklarıyla. "Onu bana getirin."
O sırada koridorun sonundaki karanlık odada, Haşmet Bey elindeki kehribar tespihini sertçe çekiyordu. Karşısında duran beyaz önlüklü doktorun alnından soğuk terler boşanıyordu.
**Haşmet Bey:** "Bak doktor, Karahanlıların bu bebekle birlikte geleceği de doğdu. Ben o geleceği kökünden sökmeye geldim. Bebek ölü doğmuş olacak. Anladın mı beni?"
**Doktor:** "Haşmet Bey, bu imkansız... Bebek çok sağlıklı. Kayıtlara nasıl geçeriz? Anneye ne deriz?"
Haşmet Bey, doktorun yakasına yapışıp onu kendine doğru çekti. Sesi, bir yılanın tıslaması kadar alçak ama bir o kadar zehirliydi:
**Haşmet Bey:** "Kayıtlar yakılır, hatıralar silinir. Sen sadece o acı haberi vereceksin Bebek öldü diyeceksiniz.Gerisini ben hallederim. Eğer bir gün bu bebekten ya da bu geceden tek bir kelime dökülürse ağzından, kendi ölüm belgeni kendin imzalarsın."

Birkaç dakika sonra koridorda bir feryat koptu. Alev'in öz annesinin çığlığı, hastanenin taş duvarlarında yankılandı.
**Anne:** "Hayır! Olamaz! Daha az önce sesini duydum, nefes alıyordu! Verin bebeğimi bana!"
Doktor, elindeki sahte raporlarla odaya girerken gözlerini kaçırıyordu. "Maalesef... Ani bir komplikasyon. Kurtaramadık."
O esnada arka kapıdan, bir battaniyeye sarılmış, henüz adı bile konmamış o küçük can çıkarılıyordu. Haşmet Bey, kucağındaki minik bedene baktı. Bebeğin simsiyah gözleri, sanki olan biteni anlıyormuş gibi ona dikilmişti.
**Haşmet Bey:** "Sana bir isim vereceğim küçük kız. Adın **Alev** olacak. Kendi aileni yakıp kül edecek olan o alev..."
Bebek, kendisini kaçıran adamın ceketinin yakasına küçük elleriyle tutundu. O gece, bir ailenin üzerine sonsuz bir yas çökerken, bir bebek kendi celladının kollarında yepyeni ve karanlık bir hayata ilk adımını atmıştı..
7 yıl sonra..

Poligonun loş ışıkları altında, Haşmet Bey elinde gümüş bir tabancayla Alev'in arkasında dikiliyordu. Alev, küçük elleriyle hedef tahtasına bakarken omuzları yorgunluktan düşmek üzereydi.
**Haşmet Bey:** "Omuzlarını dik tut Alev!. Eğer tereddüt edersen, karşındaki seni yok eder."
**Alev:** (Sesi titreyerek) "Dede... Ellerim çok ağrıyor. Bugünlük bıraksak olmaz mı? Bahçedeki çiçekleri sulamak istemiştim."
Haşmet Bey, küçük kızın yanına diz çöktü. Bakışlarında sahte bir şefkat ama sarsılmaz bir kararlılık vardı. Alev'in saçlarını okşadı; bu el, yıllar önce onu bir beşikten çalan eldi.
**Haşmet Bey:** "Çiçekler solar Alev. Ama çelik bakidir. Senin annen... O zayıf olduğu için çiçekler gibi soldu. Sen onun gibi olmayacaksın. Sen benim en keskin kılıcım olacaksın."
Alev, annesinin adını duyduğunda yutkundu. Haşmet Bey, küçük kızın avucuna soğuk, ağır bir kabzayı yerleştirdi.
**Haşmet Bey:** "Bak bu senin yeni oyuncağın. Hedefteki o kırmızı noktayı görüyor musun? O nokta, senin geleceğini çalmak isteyenlerin kalbidir. Şimdi nefesini tut, dünyayı sessize al ve sadece o hedefe odaklan."
Alev, gözlerini kapattı. Kulaklarında sadece Haşmet Bey'in hipnotize edici sesi vardı. Gözlerini açtığında, o masum çocuğun bakışları gitmiş, yerine Haşmet'in istediği o donuk kararlılık gelmişti.
**Alev:** "Hedef odak noktasında, dede."
**Haşmet Bey:** "Güzel... Şimdi tetiği çek ve geçmişini geride bırak."
*Güm!*
Merminin çıkardığı o sağır edici ses, Alev'in çocukluğundan kopan son parçaydı. Hedef tam ortasından vurulmuştu. Haşmet Bey gururla gülümsedi ve Alev'in alnına buz gibi bir öpücük kondurdu.
**Haşmet Bey:** "İşte benim kızım. Unutma Alev, bu dünyada ya vuran olursun ya da vurulan. Biz, her zaman vuran tarafta kalacağız."

Yıllar geçmiş, Alev artık 24 yaşında ve o titreyen eller yerini çelikten bir iradeye bırakmıştı. Alev artık sadece Haşmet Bey'in "gölge askeri" değil, İstanbul'un en dişli savunma avukatlarından biriydi. Gündüzleri lüks adliye saraylarında hukukun boşluklarını bir cerrah titizliğiyle kullanıyor, geceleri ise dedesinin karanlık imparatorluğunun stratejik hamlelerini planlıyordu.
Bir Avukatın İsyankâr Seçimi
Haşmet Bey, köşkün kütüphanesinde Alev'in cübbesine tiksinerek bakıyordu.
Haşmet Bey: "Hala şu tiyatroyu oynamana gerek var mı Alev? Senin yerin mahkeme salonları değil, benim yanımdaki taht."
Alev, dosyasını çantasına yerleştirirken dedesine dönmeden cevap verdi. Sesi, yedi yaşındaki o ürkek kızın sesinden fersah fersah uzaktı.
Alev: "Bu bir tiyatro değil dede. Sen bana düşmanı yok etmeyi öğrettin. Ben de öğrendim: Bir adamı silahla öldürürsen bir kez ölür, ama onu yasalarla bitirirsen nefes aldığı her gün ölür. Ben senin bana vermediğin o 'haklı olma' gücünü hukukta buldum."
Haşmet Bey: (Hafifçe gülümseyerek) "Yani diyorsun ki; ben mermiyi sıkarım, sen de o merminin yasal olduğunu kanıtlarsın. Güzel... Ama unutma, bazen yasalar yetmez. İşte o zaman o parmak tetiğe gitmek zorunda kalır."
.

Ortaklık Masası: Düşmanla İlk Temas
O akşam, kaderin en büyük oyunu sahnelendi. Haşmet Bey, Karahanlılar ile yapılacak o meşhur "barış ve ortaklık" yemeği için Alev'i yanına aldı. Büyük bir restoranın teras katı kapatılmıştı. Masanın bir ucunda Haşmet Bey, diğer ucunda ise Alev'in henüz tanımadığı öz babası Kudret Karahanlı oturuyordu.
Kudret Bey, masaya oturan Alev'e baktığı an, elindeki çakmağı masaya düşürdü. Gözleri, sanki bir hayalet görmüş gibi fal taşı gibi açılmıştı.
Kudret Bey: "Haşmet... Bu hanımefendi kim?"
Haşmet Bey: (Gururla) "Torunum Alev. Benim sağ kolum, en keskin zekam."
Alev nazikçe başıyla selam verdi. Kudret Bey'in yanındaki genç adam, yani Alev'in öz abisi, gözlerini Alev'den ayıramıyordu. Aralarındaki o açıklanamaz çekim, kanın kanı tanımasıydı belki de.
Abisi: "Memnun oldum Alev Hanım. Sizin hakkınızda çok şey duyduk. 'Demir Avukat' diyorlar adliyede."
Alev: "İltifat ediyorsunuz. Ben sadece işimi yapıyorum. Tıpkı sizin de aile mirasını korumak için burada olduğunuz gibi."
Yemek boyunca Alev, Kudret Bey'in kendisine olan bakışlarındaki o derin hüznü fark etti. Bir yabancının bakışları neden bu kadar tanıdık geliyordu? Neden bu adamın sesini her duyduğunda, içinde tanımlayamadığı bir sızı hissediyordu?
1 hafta sonra hala gecesi oldu ve herkes davetliydi .
Haşmet Bey'in köşkündeki büyük gala gecesi, dışarıdan bakıldığında ihtişamın zirvesiydi. Kristal kadehlerden yansıyan ışıklar, pahalı parfümlerin kokusuna karışıyordu. Ancak salonun bir köşesinde, Berk'in zihninde fırtınalar kopuyordu. Yıllardır bu evde "üvey" muamelesi görmenin verdiği o keskin sızı, artık dindirilemez bir öfkeye dönüşmüştü.
Berk, elindeki kadehi masaya sertçe bıraktı ve sahneye doğru yürürken mikrofonu eline aldı. Salonun uğultusu bıçakla kesilir gibi dindi.
Berk:"Bu kadehler neye kalkıyor?" dedi Berk, sesi titreyerek ama bir o kadar da alaycı bir tonla. "Haşmet Bey'in kusursuz eserine mi? Hepiniz bir masala inanıyorsunuz. Ama bu 'başarılı' avukat, bu 'soylu' kadın aslında kim biliyor musunuz?"
Bakışlarını Alev'e kilitledi. Alev'in yüzündeki gülümseme yavaş yavaş donarken, Berk son darbeyi vurdu:
"O bir hiç! Dedemin merhametinden değil, hırsından doğan bir yalan o! Yirmi dört yıl önce bir beşikten çalınmış, ailesine 'öldü' denmiş bir yabancı o!"
Salona mezar sessizliği çöktü. Alev'in başı döndü, elleri titremeye başladı. Gözleri yaşlarla dolarken, Haşmet Bey'e baktı. O sarsılmaz adamın yüzündeki o korkunç suçluluk duygusu, Alev'in dünyasını başına yıktı.
Son ...

Külerinden doğan Alev Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora