We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

BÖLÜM 1:İLK KIVILCIM

267 8 0
                                        

Mardin'in o dillere destan, lüks aşiret düğünlerinden biri yapılıyordu o gece. Havaya sıkılan silah sesleri, davul zurnanın o gürültülü sesi ve ortalıkta süzülen koca koca aşiret üyeleriyle salon resmen yıkılıyordu. Karan Ağa, salonun baş köşesindeki o koca ahşap koltuğuna kurulmuş, elindeki kuka tesbihi ağır ağır sallayarak etrafı izliyordu. Üzerindeki simsiyah özel dikim gömleğinin üstten iki düğmesi açıktı; o sert çene hattı ve zifiri karanlık gözleri, etrafındaki herkesin ona biat etmesine yetecek kadar tehlikeli, soğuk ve ödün vermez bir güç yayıyordu. Kolay kolay kimseye eyvallahı olmayan, heybetli bir kaya gibi buz gibiydi.

Ta ki o salonun koca kapıları ardına kadar açılıp, içeriye o esmer ve ağır havanın tüm dengesini altüst edecek o kadın girene kadar.

Şilan, arkadaşının kolunda salondan içeriye adım attığı an, sanki zaman o koca konak salonunda saniyeliğine durdu. Karan'ın tesbih tutan o koca parmakları havada asılı kaldı. Zifiri gözleri, salonun loş ışığı altında adeta bir alev topu gibi parlayan o kıza kilitlendi.

Şilan, Doğu'nun o ağır, geleneksel kıyafetlerinin arasında resmen bir başkaldırı gibiydi. Üzerindeki çikolata kahvesi saten elbise, vücudunu ikinci bir ten gibi sarıyor; o derin göğüs dekoltesi ve kasıklarına kadar uzanan cesur bacak yırtmancı, her adımında onun o kıvrımlı, davetkar hatlarını gözler önüne seriyordu. Saçları, o kuğu gibi uzun boynunu açıkta bırakacak şekilde hafif dağınık, asil bir yüksek topuz yapılmıştı ama o canlı, parıldayan tarçın bakırı turuncu saçları salonun ışıkları altında adeta ben buradayım diye bağırıyordu. Alnına ve şakaklarına düşen o yumuşak perçemler, yüzündeki o masum çilleri ve dolgun, parıldayan dudaklarını daha da vurucu gösteriyordu.

Karan, o buz gibi ve sert bakışlarını kızın o göz alıcı turuncu saçlarında ve saten elbisesinin hatlarında gezdirdi. İçindeki o mülkiyetçi, tehlikeli ağa içgüdüsü sertçe uyansa da yüzündeki o ciddi ve ulaşılmaz ifadeyi tek bir an bile bozmadı. Sadece bakışlarındaki o koyu, yırtıcı karanlık daha da derinleşti. Kimseye belli etmeden, gözleriyle kızı adeta hapis altına aldı.

Şilan, üzerindeki o ağır ve tehlikeli bakışların baskısını hissederek başını hafifçe kaldırdı ve salondaki o en yüksek masaya doğru baktı. Gözleri, Karan Ağa'nın o ödün vermez, simsiyah gözleriyle havada çarpıştığında içinden yukarıya doğru yükselen ani bir heyecanla kasıklarının sızladığını hissetti. Karan ona öyle heybetli, öyle yukarıdan ve sert bakıyordu ki, Şilan onun o maskülen gücünün karşısında nasıl ezileceğini o ilk saniyede ruhunda hissetti. Korkuyla karışık bir çekimle dudakları hafifçe aralandı ama gözlerini o sert adamdan kaçıramadı.

Karan, kızın o ürkek ama gözlerini çekemeyen dik duruşunu izlerken çene kasları hafifçe kasıldı. O taviz vermeyen, ağır duruşunu bozmadan elindeki tesbihi avucunun içine sıkıştırdı ve gözlerini kızın üzerinden ayırmadan hemen arkasında bekleyen baş korumasına doğru hafifçe başını eğdi.

Koruması yanına yaklaştığında, Karan o jilet gibi keskin, pürüzlü ve buz gibi sesiyle fısıldadı:

"O turuncu saçlı kızı gördün mü? Kimin nesi, buraya kiminle gelmiş hemen öğreneceksin. Gözün üzerinde olsun, bu memleketten ben izin vermeden tek bir adım bile atmayacak."

Koruması aldığı emirle hızla başını sallayıp yanından ayrılırken, Karan Ağa'nın hemen sağ tarafındaki sandalyede oturan çocukluk arkadaşı ve sağ kolu olan Azad araya girdi. Azad, yıllardır Karan'ın hem en güvendiği sırdaşı hem de aşiretin işlerini birlikte yürüttüğü adamıydı. Karan'ın o buz gibi bakışlarının ilk defa bir kadının üzerinde, hele ki o dikkat çekici turuncu saçlı kızın üstünde bu kadar uzun süre çakılı kaldığını fark etmişti.

AŞİRET AĞASIStories to obsess over. Discover now