Hasan'dan ayrılalı üç ay olmuştu.
Sekiz ay boyunca her sabah aynı mahallede uyandım, aynı sokaklardan geçtim, aynı insanlara selam verdim.
Sadece bir şey değişmişti.
Artık Hasan'la göz göze gelmiyordum.
Aslında geliyordum.
Ama ben gözlerimi kaçırıyordum.
Çünkü bana "Seni seviyorum." diyen çocuğa, "Artık seni istemiyorum." diyen de bendim.
Oysa o cümlede doğru olan tek bir kelime bile yoktu.
Babamın tehditleri, korkularım ve çaresizliğim vardı.
Sevgisizlik yoktu.
Sadece Hasan'ı korumak istemiştim.
Telefonumun alarmı sabah altıda çalmaya başladı.
Bir süre tavana bakarak yattım. Ev sessizdi. Bu sessizlik, huzur demek değildi benim için. Bu sessizlik benim için annemin kaçıp beni bu adamla bir başıma bırakması ve babamın dün gece yine içip salonda sızdığı anlamına geliyordu.
Yataktan yavaşça kalktım. Eski ahşap parke gıcırdamasın diye parmak uçlarımda yürüyerek odadan çıktım.
Salonun kapısından baktığımda babam koltuğun üzerinde olduğu gibi uyuyordu. Boş bira kutuları yere saçılmış, televizyon hâlâ açıktı.
Salona girip televizyonu kapattım ve bir pencere açtım, koku o kadar keskindi ki her işimi burnumu parmaklarımla kapatarak gördüm.
Salondan çıkıp kendi odama yöneldim.
Derin bir nefes aldım.
Bugün iyi bir gün olur mu diye düşündüm.
Sonra kendi kendime acı acı gülümsedim.
Bizim evde iyi gün diye bir şey uzun zamandır yoktu.
Mutfağa geçip sessizce babamın dağıttığı yerleri toparladım. Mutfaktan çıktıktan sonra koridordaki aynada yansımama gözüm takıldı.
Saçımı kulağımın arkasına atınca yanağımdaki sararmaya başlayan morluğu gördüm.
Kapatıcı sürdüm.
Artık bunu düşünmeden yapıyordum, kas hafızası gibi bir şeydi benim için.
Okul gömleğimi giyip çantamı aldım. Kapıyı yavaşça kapattım ve sokağa çıktım.
Sabahın erken saatleri olmasına rağmen mahalle çoktan uyanmıştı, belkide hiç uyumamıştı.
Bakkal kepenk açıyor, simitçi bağırıyor, çocuklar okul servislerini bekliyordu.
Ben ise her sabah yaptığım gibi yere bakarak yürüyordum.
Çünkü başımı kaldırırsam kimi göreceğimi biliyordum.
Mahallenin kebapçısının önünde Mert abi bir şeyler anlatıyor, Sado ise buna gülüyordu. Muhtemelen geceden beri orada öylece sohbet etmişler ve ana kapılıp uykuyu unutmuşlardı.
Bahtiyar abi ise yeni uyanmış olacak ki biraz durgun ama mutlulukla Emir abi ile konuşuyordu.
Ve onların biraz gerisinde...
Hasan vardı.
Siyah kapüşonlusunu giymiş, elinde çay bardağıyla ayakta duruyordu.
O siyah kapüşonlu sadece birkaç ay önce benim tenimde, benim kokumla, benim üzerimdeydi.
Ben daha ona bakmadan onun bana baktığını hissettim.
Eskiden o bakışlar içimi ısıtırdı.
Şimdi ise canımı yakıyordu.
Bunun sebebi bendim.
Adımlarımı hızlandırdım.
Tam yanlarından geçecekken Emir abi gülümseyerek, "Günaydın Leyla." dedi.
Başımı kaldırıp küçük bir tebessüm etmeye çalıştım.
Evet çalıştım.
Biz bu mahallede hepimiz beraber büyüdük. Emir abi beni öz kardeşi olarak görür, kimseden ayırmazdı.
Sado ve Mert abi de farksızdı. Beni kız kardeşleri olarak görür koruyup kollarlardı.
Hasan'a o cümleleri kurduktan sonra bu biter sandım ama onlar sanki benim bunu isteyerek yapmadığımı biliyorlarmış gibi benimle samimiyetlerini azaltmadılar bile ki kardeşlerini bir anda silmek zaten onların adamlığına sığmazdı.
"Günaydın Emir abi."
Mert abi de gülümseyerek el salladı.
"Okula mı?"
"Son senem artık abi."
"İnşallah kazanacaksın."
"İnşallah."
Konuştuğum tek kişi onlardı.
Hasan tek kelime etmedi.
Etmesine de gerek yoktu.
Ben onun sessizliğini ezbere biliyordum.
Yanlarından geçip durağa doğru yürümeye devam ettim.
Arkamı dönüp bakamadım.
Ama bakmasa bile insan, sevdiği kişinin gözlerinin hâlâ sırtında olduğunu hissedebiliyormuş.
Ben bunu 3 aydır her gün yaşıyordum.
Ve 3 aydır her gün bunun vicdan azabını çekiyordum.
Bu düşünceler beni yiyip bitirirken durağa geldiğimi fark ettim.
Ziyankar'da çoğu kişi okumazdı. Herkesin dilinde tek cümle o da "Burası Ziyankar, buradan çıkış yok!" herkes bunu bilir bunu yapardı. Benim gibi okumak isteyenlerin ise yolu uzundu işte.
Otobüsüm gelince hemen bir yere oturup okul yolumu gözlemeye başladım. Aslında okulu seviyordum gerçekten. Düşüncelerimden birkaç saatliğine kurtulmamı sağlıyordu orası.
Pek arkadaşım da yoktu, annemin gidişinden sonra içime biraz daha kapanmıştım, ama Hasan vardı işte değil mi?
Hayır. O artık yoktu çünkü ben onu kendi ellerimle itmiştim, babama direnemeyip Hasan'ı kendimden ayrımıştım. Onun iyiliği için bunu yapmıştım.
Ama ben buna mecburdum.
Bölüm sonuna geldik. Bölümü nasıl buldunuz? Değiştirmem gereken bir şeyler var mı sizce? Anlatımı Leyla'nın ağzından yapıyorum mesela bu size hitap ediyor mu?
Bir de son bir soru sizce bölüm uzunluğu artmalı mı? İlk bölüm diye nasıl yayınlayacağımı bilemedim.
KAMU SEDANG MEMBACA
Kimse Bilmez
Fiksi PenggemarZiyankar. İstanbul'un eski mahallelerinden birinde herkes birbirini tanır. Fakat kimin hangi acıyı sakladığını herkes bilmez. Leyla'nın morluklarını herkes görmezdi. Ama Hasan görürdü Çünkü bir zamanlar o kızın gülüşünün sebebi de oydu, gözyaşlarını...
