We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

Bölüm 1: Kapıyı Hiç Kimse Çalmadı

7 0 0
                                        

Bu başlangıç oldukça güçlü. Ancak bir romanın ilk sayfaları için atmosferi daha yavaş kurmak, okurun mekânın içine girmesini sağlamak çok etkili olur. Aşağıda metnini, olay örgüsünü bozmadan; daha ayrıntılı betimlemeler, daha güçlü psikolojik gerilim ve roman diliyle yeniden genişlettim.

Aras, taksiden indiğinde öğleden sonra olmasına rağmen gökyüzü beklenmedik şekilde kapalıydı. Güneş, kalın bulutların arkasında silik bir leke gibi görünüyordu. Hava ne yağmurluydu ne de açıktı; insanın üzerine çöken, açıklanması güç ağır bir kasvet taşıyordu. Şoför bagajı kaldırıma bıraktıktan sonra kısa bir "Kolay gelsin." deyip hızla uzaklaştı. Aras, arkasından baktığında adamın dikiz aynasından apartmana son kez göz attığını fark etti. O bakışta anlam veremediği bir tedirginlik vardı. Motorun sesi sokağın köşesinde kaybolunca çevreyi garip bir sessizlik kapladı.

Valizinin sapını tuttu ve başını kaldırıp binaya baktı.

Karşısında duran yapı, eski bir apartmandan çok, yıllardır kimsenin hatırlamak istemediği bir anıyı andırıyordu. Dört katlı bina, zamanın acımasızca aşındırdığı gri taşlardan örülmüştü. Duvarları boydan boya yağmur izleriyle kaplıydı; sanki her yağmur damlası, binanın üzerinden akarken yılların yükünü de beraberinde taşımıştı. Bazı taşların arasındaki harçlar dökülmüş, yer yer ince çatlaklar oluşmuştu. O çatlaklardan çıkan yabani otlar, binanın hâlâ ayakta kalmaya çalıştığını gösteren son yaşam belirtisi gibiydi.

Demir balkon korkuluklarının siyah boyası büyük ölçüde dökülmüş, altındaki pas tabakası açıkça görünür hâle gelmişti. Bazı balkonlarda yıllardır açılmamış gibi duran ahşap panjurlar vardı. Kimi tamamen kapalıydı, kimi ise birkaç santimetre aralanmıştı. O dar aralıklardan içeriyi görmek mümkün değildi. Fakat Aras, nedensiz bir hisle sanki o karanlık boşlukların içinden biri kendisini izliyormuş gibi hissetti.

Giriş kapısının üzerinde paslanmış metal bir numaralık asılıydı.

Yalnızca 27.

Rakamların etrafındaki boya pul pul dökülmüş, metal yüzey zamanla yeşilimsi bir renge bürünmüştü. Kapının üst kısmındaki küçük camın büyük bölümü çatlamış, köşelerinden biri tamamen kırılmıştı. Rüzgâr estikçe gevşemiş cam hafifçe titriyor, neredeyse duyulmayacak kadar ince bir ses çıkarıyordu.

Aras birkaç adım daha yaklaştığında fark ettiği ilk şey sessizlik oldu.

İstanbul'un ortasında böyle bir sessizlik mümkün değildi.

Az önce geldiği caddede arabalar geçiyor, uzaktan korna sesleri yükseliyor, bir çocuğun kahkahası rüzgârın arasına karışıyordu. Fakat apartmana birkaç metre kala bütün sesler sanki görünmez bir perdenin arkasında kalmıştı. Gürültüler hâlâ vardı ama boğuklaşmış, uzaklaşmış, gerçekliğini kaybetmişti. Kendi nefes alışını bile olduğundan daha net duyuyordu.

Sokağın köşesinde duran yaşlı çınarın yaprakları rüzgârla sallanıyordu. İlginç olan, apartmanın önündeki tek ağacın tek bir dalının bile kıpırdamamasıydı. Sanki rüzgâr bu binaya uğramıyor, görünmez bir sınırın dışında yön değiştiriyordu.

Aras istemsizce omuzlarını silkti.

"Kafamda kuruyorum," diye mırıldandı.

Eski binaların insan üzerinde böyle bir etkisi olabiliyordu.

Tam o sırada cebindeki telefon titredi.

Çekim gücü bir anda iki çizgiden sıfıra düştü.

Ekranda yalnızca "Servis Yok" yazıyordu.

Başını kaldırıp çevreye baktı. Sokağın karşısındaki genç kız telefonuyla konuşuyordu. Birkaç metre ileride duran kurye de kulaklığını düzeltip biriyle sohbet ediyordu.

Sinyal yalnızca onun telefonunda kaybolmuştu.

Telefonu cebine koyarken emlakçı yanına geldi.

Elindeki eski pirinç anahtarı uzatırken gülümsemeye çalışıyordu ama yüzündeki ifade zoraki görünüyordu. Dudakları hafifçe yukarı kıvrılmış olsa da gözlerinde aynı sıcaklık yoktu.

"Eski bina," dedi. "Ama sağlamdır."

Cümlesinin ardından birkaç saniye sustu.

Sanki söylemesi gereken başka bir şey vardı.

Bakışları Aras'ın yüzünden kayıp apartmanın karanlık girişine yöneldi. Gözbebekleri kısa bir an sabitlendi. Ardından dudaklarını araladı.

"Bir de..."

Devam etmedi.

Yutkundu.

"Boş ver."

Anahtarı Aras'ın avucuna bıraktı.

Metal beklenmedik derecede soğuktu.

"Hayırlı olsun."

Emlakçı bunu söyledikten sonra neredeyse acele edercesine arkasını döndü. Adımlarını hızlandırarak sokağın sonuna doğru yürüdü. Bir kez bile arkasına bakmadı.

Aras ise elindeki anahtara baktı.

Anahtar oldukça eskiydi. Üzerinde hiçbir marka ya da numara yoktu. Yalnızca sap kısmına sonradan kazınmış gibi duran küçük bir çizik dikkatini çekti. İlk bakışta rastgele yapılmış sanılabilecek bu çizik, biraz dikkat edilince birbirine geçmiş üç harfi andırıyordu.

Anlam veremedi.

Anahtarı cebine koydu.

İnsanlar eski apartmanlar hakkında her zaman garip hikâyeler anlatırdı. Çocukluğundan beri buna benzer yüzlerce söylenti duymuştu. Kimileri bodrumdan geceleri ağlama sesi geldiğini söyler, kimileri boş dairelerde ayak sesleri duyduklarını iddia ederdi. Bazıları ise yıllardır açılmayan bir kapının ardında hâlâ yaşayan birinin bulunduğuna inanırdı.

Fakat bütün bu hikâyelerin ortak bir yanı vardı.

Hiçbirinin gerçek olduğuna dair en küçük bir kanıt yoktu.

Aras, mantıklı düşünen bir insandı.

Korku hikâyelerinin, bilinmeyene verilen doğal tepkiler olduğuna inanıyordu.

O sırada henüz bilmiyordu.

Bazı sessizlikler, insanın duyabileceği en yüksek çığlıktan bile daha tehlikelidir.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jun 21 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

KORKU HİKAYELERİStories to obsess over. Discover now