Okulun İtiraf Sayfası - Post #317
"Bugün kütüphanede Teoman ve Deniz'i yan yana gördüm. İkisi de önlerindeki tarih kitabına değil, birbirlerine nefret kusmakla meşguldü. Bahse girerim bu dönem bitmeden o kütüphane masası birinin kafasında kırılacak."
Deniz, telefon ekranındaki yazıyı okurken gözlerini devirdi ve derin bir nefes alıp telefonu kütüphane masasının üzerine fırlattı. Tam karşısında oturan Teoman, gürültüyle kapanan telefona bakıp tek kaşını kaldırdı. Dudaklarında o her zamanki sinir bozucu, kibirli tebessüm vardı.
"Ne o, Deniz? Hayranların yine senin için destan mı yazmış?" diye sordu Teoman, sesindeki alaycı tınıyı hiç gizleme gereği duymadan. "Eğer odaklanamıyorsan projeyi tek başıma bitirebilirim. Tabii senin notunun benim sayemde yükselmesini gururuna yedirebilirsen."
"Rüyanda görürsün Teoman," dedi Deniz, dişlerinin arasından. "Tarih hocası bizi bu lanet proje için eşleştirdi diye sana katlanıyorum. Şu özetleri çıkar da bir an önce bitirelim, senin o ego yığınını daha fazla çekmek istemiyorum."
Teoman, parmaklarının arasındaki kalbi ritmik bir şekilde masaya vururken hafifçe güldü. "Sakin ol, şampiyon. Bu kadar öfke cilde zarar." Ardından ayağa kalktı. "Ben hocanın odasından ek kaynakları almaya gidiyorum. Döndüğümde bu sayfayı bitirmiş ol."
Teoman kütüphanenin loş koridorunda gözden kaybolurken, Deniz arkasından sinirle soludu. Bu çocuk okulun ilk gününden beri onun sınırlarını zorlamak için doğmuş gibiydi. Her tartışmada, her sınavda, her kantin sırasında mutlaka karşı karşıya geliyorlardı.
Masadaki kitapları düzenlemek için hamle yaptığında, Teoman'ın az önce üzerinde karalamalar yaptığı siyah kapaklı çizgili defteri dikkatini çekti. Defterin köşesi açık kalmıştı ve üzerinde tanıdık bir el yazısıyla bir şeyler karalanmıştı.
Deniz, tamamen merakına yenik düşerek defteri kendine doğru çekti. Gözleri sayfadaki satırlarda gezindiğinde kalbinin teklemesine engel olamadı.
Defterde, okulun itiraf sayfasına atılan o son mesajın aynısı yazıyordu.
Altındaki satırlarda ise şu cümleler yer alıyordu:
"Bugün saçlarını her zamankinden farklı toplamış. Örgüleri yüzüne çok yakışmış ama bunu ona asla söyleyemem. Mecburen sayfadan laf attım ki sinirlensin, gözleri parlasın. Yine bana dik dik baktı. En azından beni fark ediyor, en azından bana bakıyor."
Deniz'in nefesi boğazında düğümlendi. Sayfayı hızla çevirdi. Bir önceki haftanın tarihi vardı.
"Bugün kantinde arkasındaydım. Kokusu o kadar güzeldi ki sırayı bana vermesini istemedim, sadece biraz daha yakınında durmak için kahve makinesinin bozuk olduğunu uydurdum. Benden nefret ediyor ama bilseydi, ona olan hayranlığımdan delirdiğimi bilseydi ne yapardı?"
Deniz, duyduğu adım sesleriyle defteri hızla eski yerine bıraktı ve kalbinin göğüs kafesini döven sesini bastırmaya çalışarak arkasına yaslandı.
Teoman, elinde kalın bir kitapla geri döndü ve hiçbir şeyden habersiz masaya oturdu. "Hoca bunu da eklememizi istedi," dedi her zamanki mesafeli, umursamaz tavrıyla. "Neyse ki bitti. Bir gün daha seninle bu masada oturmak zorunda kalsaydım herhalde çıldırırdım."
Deniz, Teoman'ın yüzüne baktı. Ama bu kez o kibirli ifadenin arkasındaki gerginliği, masanın altında ritim tutan çaresiz parmaklarını, gözlerini ondan kaçırmak için nasıl çabaladığını ilk kez fark etti. Bütün o düşmanlık, bütün o laf sokmalar... Sadece bir maskeydi.
Deniz yavaşça ayağa kalktı. Eşyalarını toplamak yerine masanın etrafından dolandı ve Teoman'ın tam önünde durdu. Aralarındaki mesafe kapandığında Teoman'ın sırtı dikleşti, bakışlarındaki o koruyucu duvar yeniden örüldü.
"Ne var? Gitmiyor musun?" diye sordu Teoman, sesini sert tutmaya çalışarak.
Deniz, elini hafifçe masaya dayadı, Teoman'a doğru eğildi ve onun kahverengi gözlerinin içine dik dik baktı. Ama bu sefer gözlerinde nefret değil, muzip bir pırıltı vardı.
"Teoman," dedi, sesi kütüphanenin sessizliğinde fısıltı gibi yayıldı. "Saçlarımı böyle ördüğümde gerçekten yakışıyor mu?"
O an, kütüphanedeki zaman durmuş gibiydi.
Teoman'ın yüzündeki o kendinden emin, alaycı ifade bir saniyede tuzla buz oldu. Gözleri şokla irileşti, dudakları aralandı ama tek bir kelime bile dökülmedi. Bakışları masadaki siyah deftere kaydı, ardından hızla Deniz'e döndü. Kulak uçlarından başlayarak yanaklarına yayılan o yoğun kızarıklığı gizlemesi artık imkansızdı. Okulun o ulaşılmaz, kibirli çocuğu gitmiş, yerine suçüstü yakalanmış bir çocuk gelmişti.
"Sen..." diye kekeledi Teoman, yutkunarak. "Sen defteri..."
"Evet, okudum," dedi Deniz, dudaklarında sıcak bir gülümsemeyle. "Kahve makinesinin bozuk olmadığını da biliyordum zaten."
Teoman derin bir nefes aldı, kaçacak yeri kalmadığını anladığında o sert omuzları yavaşça düştü. Yüzünde ilk defa tamamen savunmasız, tamamen samimi bir tebessüm belirdi.
"Peki..." dedi Teoman, sesi bu kez çok daha derinden geliyordu. "Şimdi benden daha çok mu nefret ediyorsun?"
Deniz çantasını omzuna taktı ve kapıya doğru bir adım atıp arkasına döndü.
"Bilmem," dedi göz kırparak. "Bence bunu okul çıkışı bir şeyler içerken konuşabiliriz. Tabii benimle aynı masada oturmaya dayanabilirsen."
Teoman, defterini hızla çantasına tıkıştırıp arkasından koşarken, okulun itiraf sayfasına düşecek bir sonraki postun çok daha farklı olacağını ikisi de çok iyi biliyordu.
🤍
YOU ARE READING
Proje | Teoden | Oneshot
FanfictionBirbirinden pek haz etmeyen iki kişi aynı projede eşleştirilirse en fazla ne olabilir ki?
