Bölüm 1- En Kötü Gün

9 3 0
                                        

Hayatımın en kötü gününde onunla tanışmıştım.

Sabah alarmımın sesine değil, telefonumun titreşimine uyandım.

Gözlerimi araladığımda odanın içinde güneş değil, gri bir hava doluydu. Yatağın yanında duran saate baktığım an yerimden fırladım.

Saat sekizi yirmi geçiyordu.

Normalde sekizde evden çıkmış olmam gerekiyordu.

"Harika..."

Yüzümü ellerimin arasına aldım.

Bu ay üçüncü kez geç kalıyordum.

Çalıştığım kafenin sahibi olan Kemal Bey'in sabrı zaten son zamanlarda iyice azalmıştı. Bir kez daha geç kalırsam ne diyeceğini tahmin etmek zor değildi.

Üzerime ilk bulduğum kıyafetleri geçirip saçlarımı hızlıca topladım.

Kahvaltı yapmaya vaktim yoktu.

Evden çıkarken annemin mutfaktan gelen sesi duyuldu.

"Ceylan, bir şey yemeden çıkma!"

"Akşam yerim!"

Kapıyı kapatıp merdivenlerden aşağı koştum.

Dışarı çıktığımda hava soğuktu.

Gökyüzü koyu gri bulutlarla kaplıydı.

Yağmur yağacağı belliydi.

Otobüs durağına doğru yürümeye başladığım sırada ilk damlalar düştü.

Sonra ikinci.

Sonra üçüncü.

Birkaç dakika içinde yağmur iyice hızlandı.

Ben ise koşmaya başladım.

Otobüsü kaçırırsam iş yerine yetişmem imkânsızdı.

Nefes nefese durağa yaklaşırken otobüsün geldiğini gördüm.

"Dur!"

Elimi kaldırdım.

Ama çok geçti.

Kapılar kapanmıştı bile.

Otobüs önümden geçip uzaklaştı.

Sinirle derin bir nefes verdim.

Tam o sırada telefonum elimden kaydı.

Yere düştü.

Ekranın kaldırıma çarpma sesi kalbime oturmuştu.

Yavaşça eğildim.

Ekran çatlamıştı.

O an ağlayabilirdim.

Gerçekten ağlayabilirdim.

Otobüsü kaçırmıştım.

Telefonum kırılmıştı.

Yağmur altında kalmıştım.

Ve işe geç kalıyordum.

Tam o sırada önümde duran bir çift bot gördüm.

Başımı kaldırdım.

Uzun boylu bir çocuktu.

Üzerinde beyaz bir tişört, kahverengi deri bir ceket ve kot renginde bir pantolon vardı.

Yağmur saçlarını hafifçe ıslatmıştı.

Kahverengi gözleri bana bakıyordu.

Elinde telefonum vardı.

"Sanırım bu senin."

Telefonumu uzattı.

"Teşekkür ederim."

"Bir şey değil."

Kısa bir sessizlik oldu.

Nedense gitmedi.

Ben de gitmedim.

Yağmurun altında öylece durduk.

Sonra elindeki siyah şemsiyeyi bana doğru uzattı.

"Al."

Şaşkınlıkla baktım.

"Sen?"

"İdare ederim."

"Beni tanımıyorsun bile."

Omuz silkti.

"Tanımak gerekmiyor."

Ne diyeceğimi bilemedim.

O sırada uzaktan yeni bir otobüsün geldiğini gördüm.

Gözlerim büyüdü.

"Nihayet..."

Sonra şemsiyeyi ona geri uzattım.

"Teşekkür ederim ama otobüsüm geldi."

Başımı hafifçe eğdim.

"Kusura bakma, işe geç kalıyorum."

Bir şey söyleyecek gibi oldu.

Ama kapılar açılmıştı.

Koşarak otobüse bindim.

Cam kenarına geçip dışarı baktığımda hâlâ durakta duruyordu.

Yağmurun altında.

Şemsiyesi elinde.

Ve bana bakıyordu.

---

Kafeye girdiğimde saat çoktan geç olmuştu.

Kemal Bey kasanın yanında durmuştu.

Beni görür görmez kaşlarını kaldırdı.

"Yine geç kaldın."

"Özür dilerim."

"Ceylan, burası okul değil."

Başımı eğdim.

"Bir daha olmayacak."

"Bunu geçen hafta da söyledin."

Cevap vermedim.

Çünkü haklıydı.

Önlüğümü alıp hızlıca işe koyuldum.

Ama gün daha yeni başlıyordu.

Sabah müşterileri.

Öğle yoğunluğu.

Siparişler.

Boşalan masalar.

Dolu tepsiler.

Bitmeyen kahve kokusu.

Saatler geçtikçe ayaklarım ağrımaya başladı.

Bir müşterinin siparişi biter bitmez diğeri geliyordu.

Kasadan mutfağa, mutfaktan masalara koşturup duruyordum.

Öğle arasında oturmaya bile fırsat bulamadım.

Akşamüstü olduğunda saçlarım dağılmış, enerjim tükenmişti.

Ama yoğunluk hâlâ devam ediyordu.

O gün kafamı kaldırıp nefes almaya bile fırsat bulamadım.

Ve bütün gün boyunca aklıma yalnızca bir kez o geldi.

Yağmurun altında duran o kumral çocuk.

Adını bile bilmiyordum.

Ama nedense kahverengi gözleri aklımda kalmıştı.

---
Ceylan, liseyi yarım bırakmış, hayatını kendi ayakları üzerinde kurmaya çalışan bir genç kızdır. Her sabah aynı koşuşturma, aynı yorgunluk, aynı sorumluluklar... Onun için hayat, kolay olmamıştır.

Yorum ve oylarınızı bekliyorum :)

Tesadüf DeğildinStories to obsess over. Discover now