Var mıydı daha ötesi? Var mıydı öncesi? Bilinmiyordu ama bu düşmanlık ebediydi. Bu dava bitmezdi. Kimse bu savaşı bitiremezdi. Hiç kimse.
Bir yandan alevler içinde yanan, Ateş krallığı. Bir yandan ise lodos gibi esen, buz gibi, Fırtına krallığı.
Ne Ateş, Fırtına'yı yenemezdi, ne de Fırtına, Ateş'i. Fırtına, rüzgar, yağmur belki durdururdu Ateş'i ama tamamen asla. Belki Ateş soğukluğu sıcaklatırdı ama yenemezdi, sadece yavaşlatırdı.
İki krallığın sonunu ne bekliyordu? Bir galibiyet mi, yoksa bir yenilgi mi? Kim yenilecekti, kim kazanacaktır?
Krallığın kaderini belirleyecek olan şeyler geçmiş değildi, gelecekti. Geçmişleri ile gelecekleri dost olması gerekirdi kazanmak için. Bunu başarabilirler miydi?
Bir yandan Ateş Prensi, bir yandan ise Fırtına Prensesi vardı. Ateş ve Lodos birleşince ne olacaktı?
Ebedi süren düşmanlığı gelecek bitirecekti ama peki ya gelecek, geçmişle barışık olamazsa?
Sihirli eller vardı ama masum kalplerde vardı. Kalpler kendine sahip çıkabilecek miydi? Ateş oğlu, Fırtına kızından uzak durabilecek miydi? Ya da Fırtına kızı, Ateş oğlundan?
Fırtına kızıydı o. Elira Vane. Bakışlarında ölüm vardı, saçlarında toprak.
Ateş oğluydu o. Dalton Varkas. Bakışlarında ölüm olsa bile yaşam vardı, saçlarında toprak olsa bile çiçekler vardı.
Biri ölümü arzularken diğeri yaşamı. İki güçlü düşman çocuğuydu onlar. Savaşa kurban gitmeseler çok şey olacak çocuklardı.
Fırtına krallığının bir laneti vardı. O lanetin cezasıda vardı... O lanete tutsak olanın cezası... Ölümdü.
Eğer düşmanlarına masum kalpleri severse herkes bunu görürdü. Tek bir saç tutamı gösterirdi bunu. Düşmana aşık olursalar saçlarında belirgin beyaz renkli saç tutamı oluşurdu.
Aşık olmakta yasaktı. Aşk, mantık işi değildi zaten. Bu savaşta mantık olmalıydı, aşk değil. Ölüm, kan, cesaret kokan bir savaşta böyle bir naif duygunun ne yeri vardı?
Fırtına krallığı acımasız da Ateş krallığını geride miydi? Fırtına'dan o kişiyi alırdı ve idam ederdi. Acıma yoktu savaşta. Kazanmalıydılar. Halkından kimsenin aklı bulanmamalıydı.
Bu savaşta birinin kalbi sökülecekti. Kimin kalbiydi? Bilinmez. Kimlerden? Hiç bilinmez. Sonuç? Biri kazanacak.
Yarım kalmış hikayeler olacaktı ama sonuç olarak galibiyet vardı. Başkaları için üzülemezlerdi. İki taraftan da güçler alınabilirdi ama sihirsiz savaşırlardı. Meydanı kan gölüne çevirirlerdi.
Bu savaşın en büyük başlarından olan Fırtına kızı ve Ateş oğlu ne yapacaktı? Ya aşık olursalar? Güçlerinden mi olacaklardı? Yoksa ölecekler miydi?
Bu savaşı kazanan kesinlikle Fırtına kızı olmalıydı. Ya da Ateş oğlu mu? İkisi de birbirinden güçlüydü.
Fırtına kızı, kıvrak zekası, ok atma yeteneği ile yenebilecek miydi? Yada Ateş oğlu, kılıç kullanma yeteneği ile yenebilecek miydi?
Bu savaşın bitmesi için o kadar yorgun değillerdi, kazanmak için de değildi bu hırsları. Savaşın bitmesi içindi. Daha fazla can yanmasın diyeydi. Ama bunu yaparken bile en başta kendi canları olmak üzere herkesin canını yakmışlardı. Şimdi ne yapacaklardı?
İkisi de biliyordu. Yaşamak, oyun değildi. Ama bu savaş yaşam üzerine kurulmuştu.
Biri etrafı yakabilirdi, biri etrafı uçurabilirdi. Ama işin sonunda ne olurdu? Yine bilinmezdi.
Şimdi savaş vaktiydi. Sonun geldiği o vakitti. Canlar yanacaktı. Ama en çok savaşanların canından can gidecekti.
Ve şimdi çekilsin kılıçlar ve yaylar. Büyük bir savaş geliyordu.
Elira Vane ve Dalton Varkas'ın kalpleriyle olan savaşları geliyordu
YOU ARE READING
Sessiz Kılıçlar
Fantasyİki düşman krallık vardı... Fırtına Krallığı ve Ateş Krallığı... Peki, ya krallıkların Prens ve Prensesi? Elira Vane ve Dalton Varkas... Fırtına Kızı ve Ateş Oğlu...
