Bölüm 1

765 127 25
                                        

Medya: Başrolün söylediği şarkı.Lütfen şarkıya tıkla, sana eşlik etsin.

Şarkı: Fairuz - Saalouny El Nas 🪽

____

İstanbul, iki kıtanın birbirine sokulup fısıldaştığı şehir, bazı geceler sadece bir fon değil, bizzat kaderin kendisi olurdu. Yağmurun yeni yıkadığı kaldırımlarda sokak lambalarının sarı ışıkları titrerken, şehrin bir yüzü yoksulluğun ve emeğin kokusunu taşır, diğer yüzü ise paranın ve gücün acımasız dişlileri arasında dönerdi.

Annem her zaman, "İnsanın kalbi kaderinin pusulasıdır, Şehrazat'ım" derdi. "Ama o pusula her zaman sakin denizleri göstermez. Bazen seni en büyük fırtınanın tam ortasına, sır sır üstüne saklanmış o karanlık topraklara fırlatır."

Haklıymış. Benim pusulam o gece, Balat'ın tozlu iplik kokan terzi dükkanından çıkıp, hayatımda adını bile duymadığım bir İtalyan'ın avuçlarına düşeceğimi çoktan biliyormuş.

24 yaşındayım.Aynaya baktığımda ne gördüğümü sorarsanız, annemin Fars köklerinin getirdiği derin, hüzünlü ve simsiyah gözleri derdim.

Babamın Eminönü'ndeki dükkanında kaynayan o şeker şerbetinin, gül yapraklarının kokusunu duyardım.

Babam kuşaklardır devam eden küçük bir lokum dükkanının sahibiydi. Gerçek bir İstanbul beyefendisi, eski toprak bir Türk adamıydı.

Annem ise asil, gözlerinde her daim köklü bir geçmişin hüznünü ve zarafetini taşıyan Fars bir kadındı.

Bu iki asil kültürün tam ortasında harmanlanarak büyümüştüm.

Annem ve babamın bana verdiği ödül; dolgun dudaklar, kömür karası upuzun saçlar ve en önemlisi, hem bir çocuk masumiyeti hem de karanlık şehveti barındıran iri, simsiyah Fars gözleriydi.

Ustam, Müzeyyen Hanım'ın dükkanına gelen o sosyetik kadınlar ise hayranlıkla dudak büküp "Türkan Şoray'ın akrabası mısın?" derlerdi.Ama ben sadece Şehrazat'tım.

Babamın en özel, en nadide Türk lokumuydum.

Üniversite okumamıştım, hayatı kumaşların dokusunda, iğnenin sızısında öğrenmiş sıradan bir terzi çırağıydım.

Balat'ın ara sokaklarında, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ama içeri girildiğinde zamanın durduğu otantik terzi dükkanında, ustam Müzeyyen Hanım'ın yanında çalışıyordum.

Müzeyyen Hanım , eski İstanbul'un son terzilerindendi. Sert mizaçlı, disiplinli ama içi pamuk gibi bir kadındı. Onun yanında sadece dikiş dikmeyi değil, sabrı ve hayatı öğreniyordum.

Yaşadığım rutin günlerden biriydi.Rutin günden kastım, ustam dükkandan çıktığında radyoyu açıp, elimde ipek bir kumaşla kendi kendime şarkı söylemek, dikiş makinesinin tıkırtısını ritim tutarak kalçalarımı hafifçe sallayıp salınmaktı.

O gün de öyleydi. Ruhumu o dikiş izlerine üflüyor gibiydim.

Ta ki Leyla Abla dükkanın kapısını açana kadar.

Dükkanda yalnızdım.Radyoda hafif bir müzik mırıldanırken, bir yandan elimdeki ipek kumaşı biçiyor, bir yandan da kendi kendime şarkı mırıldanıyordum.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: a day ago ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Capo'nun GeliniStories to obsess over. Discover now