Bir insanı severken onu bırakıp gitmek gerçekten mümkün müdür? Bir zamanlar senin tüm dünyan olan birini tamamen unutmak gerçekten mümkün olabilir mi? Yoksa yine de, ruhumuzun en küçük, en gizli köşesinde o insanın bizi bir gün yeniden bulacağına ve bizi asla unutmadığını göstereceğine dair bir umut taşır mıyız? Eğer bir gün sevdiğin insanı bırakıp gidiyorsan, bu gerçekten aşk mıydı? Yoksa sadece, bir gün elimizden kayıp gideceğini bile bile, karanlık günlerimizi aydınlattığı için kısa bir süreliğine inandığımız bir yalan mıydı? Kalbimizden sevdiğimiz insanı silmek ve onu unutmak için ne kadar zaman geçmesi gerekir?
Alya, Cihan'ı unutmak istemiyordu. Kalbindeki tek insanı günün birinde oradan söküp atmak zorunda kalacağını hiç düşünmemişti. Alya çocukluğu olmayan bir çocuktu. Anne babası vardı ama yetimdi. Geçmişinin küçük kalbinde bıraktığı karanlığı silmek için başka bir şehre taşınmıştı. Hayatında bir dayanak olabileceğini düşündüğü bir adamla tanışıp, sonunda huzuru ve o çok özlediği aileyi kuracağını umarak ona bir çocuk doğurmuştu. Ancak bu hikayeden, kalbinde hayal bile edemeyeceği kadar çok yarayla çıkmıştı.
Alya'nın kalbini iyileştirmeyi başaran, onu kanatlarının altına alıp şefkatle koruyan ve ona hiçbir şeyin zarar vermesine izin vermeyen tek adam Cihan'dı. Kendine uzun süre itiraf edemese de, onu gördüğü ilk andan itibaren kaderini değiştireceğini bildiği o insandı. Ve gerçekten de öyle olmuştu. Başlarına gelen tüm belalara rağmen, Cihan, Alya'yı asla yalnız bırakmamıştı. Alya'nın o zamana kadar yapayalnız yaşadığı kaderi, artık ikiye bölünmüştü. Her derdini, her düşüncesini, her arzusunu Cihan'a anlatabiliyordu. Cihan her şeyden önce onun ortağı, aşkı ve ardından da Deniz'in hak ettiği o baba olmuştu.
Tam da Alya hayatı boyunca özlemini çektiği her şeye sonunda kavuştuğunu düşündüğü anda, tüm dünyasını başına yıkan o şey gerçekleşti. Başına gelen her şeyi ne zaman uzun uzun düşünse, içinden sık sık şu cümleyi geçirirdi: "Zaten tahmin etmeliydim, bana bu kadar iyi şeyin bir arada gelmesi imkansızdı." O kara günde, Alya yüzünde kocaman bir gülümsemeyle uyanmıştı. Yanındaki duvarda sadece onun için hazırlanmış olan gelinlik asılıydı, elinde kırmızı kınası vardı; yan odada ise tüm yaşananlardan sonra ona sarılıp huzurla uyumak için akşamı iple çeken müstakbel kocası duruyordu. Her şey bir masal gibiydi; ta ki makyaj masasının önünde, düğün hazırlıklarının tam ortasındayken o telefonu alana kadar.
Ve böylece Alya, Deniz'le birlikte uçağa binip Mardin'i terk edeli ve İstanbul'a yerleşeli üç ay olmuştu. Hala kendi kendine Cihan'ı unutacağını telkin etmeye çalışıyordu. Onu unutmak zorundaydı. Ve bunu iyi becerdiğini sanıyordu. Sabah uyandığında aklına gelen ilk şey, onu unutması gerektiğiydi. Deniz'le kahvaltı yaparken ve oğlu okula gitmeden önce onunla neşeli bir sohbet kurmaya çalışırken, balkonda kahvesinin yanında art arda üçüncü sigarasını yakarken, İstanbul'un kalabalık caddelerindeki yüksek araba sirenlerini dinlerken aklında tek bir şey vardı: Cihan'ı unutmak.
Ama gerçekten iyi gidiyordu, sahiden de Beşiktaş'ta iş bulduğu hastanedeki mola zamanları dışında Cihan'ı hiç düşünmüyordu. Bir de bazen Boğaz kenarında yürürken, uçsuz bucaksız maviliğin her dalgasında Cihan'ın sesini duyar gibi oluyordu. Ve bazen sanki her bank onların o bankına benziyordu; o anlarda tamamen tesadüfen bir simit alıyor, martıların etrafına toplanacağını umarak etrafa fırlatıyordu. Cihan'la bu şehirde hayatı boyunca sadece bir gün geçirmiş olmasına rağmen, sanki bu şehrin her milimetresi ona Cihan'ı hatırlatıyordu. Geçerken bir kafeden duyduğu bir şarkı ya da trafik ışıklarında bekleyen lacivert gömlekli bir adam bile yetiyordu. Bazen kalbinin yerinden fırlaması için sadece siyah bir cip görmesi yeterli oluyordu.
Ama günün sonunda, o yerlerin hiçbirinde Cihan yoktu. Gerçek şu ki, Alya gün içinde onu çok fazla hayal ettiği için yavaş yavaş delirmeye başladığını düşünüyordu. Bu üç ay boyunca, telefonun her çalışında gizlice arayanın o olmasını umut etmişti. Kapı her vurulduğunda, kapının önünde Cihan'ın durduğunu hayal ediyordu. Cihan'ın kollarını açmış, onun kendisine sarılmasını beklediği o anı canlandırıyordu aklında. O güçlü kollarını, onu yaşadığı bu yalnızlıktan koruyan bir kalkan gibi tüm vücuduna dolayacağı anı... "Geldim. Seni buldum. Buradayım. Her şey düzelecek. Bizi bir daha kimse ayıramayacak" diyeceği anı hayal ediyordu.
YOU ARE READING
Dönene kadar
Fanfiction3. Sezon kurgusu. Ayrılıklarının üzerinden üç ay geçtikten sonra, her yerde köşe bucak onu arayan Cihan ile Alya'yı kader bu kez İstanbul'da yeniden bir araya getirir. Yaşanan olayların akışı, onları bir kez daha her şeyin başladığı yere, Mardin'e s...
