1.Vampire's Ashes uyanış.

16 6 4
                                        

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.


Gök gürültüsü ve yağmurun acımasız yağması sanki o gün için özel hazırlanmıştı; gökyüzü, sanki evrenin dokusu yırtılmış gibi kan kırmızısı bir renge bürünmüştü. Ufuk çizgisi, yaklaşan sonun habercisi olan o ağır, metalik bir kokuyla harmanlanmış kızıllıkla kaplıydı.

İnsanlar ona "Vampir" diyorlardı; bu tek kelime, onların dillerinde hem bir küfür gibi savruluyor hem de iliklerine kadar işleyen o kadim, saf korkunun titremesini taşıyordu.

O ise, yüzyıllar boyunca kurduğu bu karanlık krallıkta, kendisini zamanın ötesinde bir gölge, varoluşun sadece gecelere ait olan bir yansıması olarak görüyordu.

Ancak her mutlak güç, kendi içinde kendi yıkımını da taşırdı.

Onun sonu, nefretin ve cehaletin kışkırtılmış bir sel gibi taştığı, gökyüzünün bile izlemekten kaçındığı o meşum gecede gelip çatmıştı.

Sarayın devasa avlusu, onu yok etmek için and içmiş binlerce insanın uğultusuyla çalkalanıyordu.

Meşalelerin ateşi, gecenin koyu karanlığını delmeye çalışırken, avluda yükselen çığlıklar bir zafer marşı gibi, yağmurun gürültüsü ve kan kokan rüzgârla beraber yükseliyordu.

Vampir, sarayın en yüksek balkonunda, yüzyıllardır kimsenin dokunamadığı o yüksekliğinde, devasa siyah kanatlarını bir pelerin gibi sarınmış şekilde bekliyordu. Görünüşü, korkuyu bile diz çöktürecek kadar asildi.

Yüzünde ne bir korku ne de bir pişmanlık vardı; sadece, yüzyılların getirdiği o derin, sarsılmaz bir bıkkınlık okunuyordu. İnsanların "kurtuluş" sandıkları bu an, onun için aslında kaçtığı o sonsuz ve huzursuz uykunun, belki de tek gerçek kurtuluşun eşiğiydi.

Elinde, kadim tapınakların en karanlık dehlizlerinden çıkarılıp kutsanmış gümüşten bir mızrak tutan, halkın lideri olduğu iddia edilen o soylu adam, öne çıktı. Gözlerindeki nefret, yıllardır

Vampir'in gölgesinde, onun mutlak yasalarına boyun eğerek yaşamanın verdiği aşağılık kompleksinden besleniyordu.

Hiçbir tereddüt göstermeden, adeta bir kahramanlık nişanesi gibi mızrağı havaya kaldırdı ve tüm gücüyle Vampir'in tam kalbine doğru savurdu. Mızrak, havayı yararak bir ıslık sesiyle ilerledi ve

Vampir'in göğsüne saplandı.
O an, zaman durmuş gibiydi. Saraydaki tüm uğultu kesildi, rüzgâr dindi, nefesler tutuldu.

Vampir'in dudaklarından bir inilti değil, hafif, acı dolu ama bir o kadar da alaycı bir gülümseme döküldü.

Gümüş, o kadim tenine değer değmez damarlarında bir zehir gibi yayılmaya başladı. Bu sadece fiziksel bir acı değil, ruhunun iliklerine kadar işleyen bir çözülmeydi.

Bedeni, bir yemin bozulmuşçasına parçalanmaya, simsiyah kanı damlalar halinde mermer zemine dökülürken etleri, o kadim zarafetini kaybederek kararmaya başladı. Bir zamanlar dünyanın en güçlü, en korkulan varlığı olan o beden, artık rüzgâra direnemeyen bir toz bulutuna dönüşüyordu.

Kemikleri çatırdayarak ufalanıyor, her bir parçası boşluğa karışıyordu. Rüzgâr, onun tüm varlığını, yüzyılların biriktirdiği yaşanmışlıkları, kazandığı o kanlı savaşları, isimlerini, unvanlarını ve gizli kalmış anılarını küllerine katıp boşluğa savuruyordu.

Geriye, o devasa balkonun mermerlerinde sadece soğuk bir boşluk, havada hüzünlü bir dansla süzülen birkaç siyah tüy ve avludaki insanların o vahşi, anlamsız, neyi kutladıklarını bile bilmedikleri zafer çığlıkları kalmıştı.

O, artık bir varlık değil, bir hatıraydı; savrulan külleri ise bu krallığın üzerine çöken son perdeydi

O gece insanlar kutlama yapıyordu; Vampir'den kurtulduklarını düşünerek zafer naraları atıyor, kadehlerini bu sözde özgürlük adına kaldırıyorlardı. Ancak bilmedikleri bir şey vardı: Vampir'in bedenini yok etmeyi başarsalar da, o küller orada, avlunun soğuk taşları üzerinde sinsi bir lanet gibi kalmaya devam ediyordu.

Aniden, gökyüzünü aydınlatan meşaleler birer birer sönmeye başladı.

İnsanlar, ellerindeki ateşin anlamsızca ölümü karşısında şaşkınlıkla birbirine bakarken, karanlığın içinden yükselen çıtırtılarla evler alev almaya başladı. Her yer bir anda çığlıklarla, cehennemi andıran bir kaosla doldu. Herkes, yaptıkları hatanın bedelini ödüyordu;

Tanrı'nın yarattığı en karanlık evlatlardan birini öldürmeye cüret etmenin karşılığı bu olmalıydı. Tam o anda, yerdeki küller bir sis tabakası gibi ağır ağır yükselmeye başladı. Küller gökyüzüne doğru bir girdap misali yükselip en tepe noktada yok oldukları anda, tüm yangınlar tek bir hamlede, sanki hiç var olmamışlar gibi bıçak gibi kesildi.

Geriye, o devasa balkonun
mermerlerinde sadece soğuk bir boşluk, havada hüzünlü bir dansla süzülen birkaç siyah tüy ve sessizliğin içine gömülmüş, dehşet içindeki bir halk kalmıştı. O, artık bir varlık değil, bir hatıraydı; ancak külleri, bu krallığın üzerine ebedi bir karanlık olarak çökmüştü.

 O, artık bir varlık değil, bir hatıraydı; ancak külleri, bu krallığın üzerine ebedi bir karanlık olarak çökmüştü

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.

Gelecek bölümlerde görüşmek üzere:). S.D.D

Vampire's AshesWhere stories live. Discover now