Yıllardır hasretini çektiğim topraklarda, annemin kokusunu içime çeke çeke geçirdiğim o ilk sabahların ardından, işte bugün hayatımın en büyük düğümünü atıyorum. Yıllar önce bir kan davasının ortasından koparılıp götürülen ben, Koçari ailesinin kızı Eleni, şimdi bu topraklara sadece ailemi bulmaya değil, kalbimi Furtunaya teslim etmeye gelmiştim. Oruç'a... İkimiz de insanları hayata tutundurmaya yemin etmiş iki doktor; yılların nefretini, silahların sesini tıp önlüklerimizin beyazıyla, birbirimize olan aşık bakışlarımızla silmeye söz vermiştik. Bugün, Koçarı ve Fırtına ailelerinin yıllık düşmanlığı noktalanacak, iki köy bizimle barışacaktı.
Gelin odasının aynasında kendime bakarken kalbim bir kuşun kanadı gibi çırpınıyordu. İçimdeki heyecan öyle büyüktü ki nefes almakta zorlanıyordum. Derken kapı açıldı ve Oruç içeri girdi. Onu gördüğüm an odadaki tüm hava çekildi sanki. Üzerindeki damatlıkla öyle güçlü, öyle güven verici duruyordu ki... Yavaşça yanıma yaklaştı, belimden tutup beni kendine çekti. Gözlerimizin birleştiği o an zaman durdu. Dudakları dudaklarımla buluştuğunda, içimdeki tüm korkular, fırtınalar yerini derin bir huzura bıraktı. "Tüm bu kan, bu nefret senin bir tek gülüşünle bitti Eleni," diye fısıldadı dudaklarımın arasında. O öpücük, hem iyileştirdiğimiz hayatların hem de başlattığımız barışın en güzel mühürüydü.
El ele, alkışlar ve kemençe sesleri arasında düğün alanına çıktık. Karadeniz'in serin rüzgarı duvağımı havalandırırken, Oruç beni dansa kaldırdı. Kalabalığın meraklı ve gururlu bakışları altında dans yapmaya başladık. Onun elleri belimde, benim ellerim onun omuzlarında... Dünya etrafımızda dönüyordu sanki. Gözlerinin içine baktıkça, iki düşman köyün kaderini değiştiren bu sevdanın büyüklüğüyle sarhoş oluyordum.
Dansın ardından takı törenine geçildi. Annem Esme gözyaşları içinde sarılıyordu bana, İso gururla yanımızda duruyordu. Düşman iki taraf birden aynı hizada durmuş, gülümsüyordu.
Ama birden içime koyu bir sıkıntı çöktü. Kalbimin ritmi heyecandan değil, garip bir sezgiyle hızlanmaya başladı. Kalabalığın arka saflarında, ne Koçarı ne de Fırtına ailesinden kimseye benzetemediğim, yüzleri gölgede kalan adamlar fark ettim. Bakışları soğuktu, elleri ceketlerinin içindeydi. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissettim, Oruç'a dönüp bir şey söylemek üzereydim ki...
Bir an içinde her şey patladı.
Sağır edici silah sesleri havayı yırttı. Çığlıklar, devrilen sandalyeler, feryatlar birbirine karıştı. Adamlar alanı basmış, önüne geleni tarıyordu. Annemin yere düştüğünü, İsonun vurulup sarsıldığını gördüm. Her yer bir anda dehşet ve karmaşaya boğuldu.
Tam o saliseler içinde, silahını doğrudan Oruç'un göğsüne doğrultmuş adamı gördüm. Tetiğin çekildiğini, namludan çıkan o ölümcül kıvılcımı fark ettiğim an düşünmedim bile. Aklım, korkum, her şeyim silindi; geriye sadece ona olan sonsuz aşkım kaldı.
Saniyeler içinde kendimi Oruç'un önüne attım.
İlk kurşun göğsüme saplandığında zaman birden yavaşladı. Sert bir darbe, hemen ardından yakıcı bir sıcaklık yayıldı bedenime. İkinci kurşun karnımı deldi, üçüncüsü ise omzumu... Oruç'un dehşet dolu çığlığı duyduğum son net ses oldu:
"ELENİ!"
Kollarına doğru devrilirken gelinliğimin bembeyaz kumaşının hızla kırmızıya boyandığını gördüm. Acı hissetmiyordum bile, sadece derin bir soğukluk ve göğsümü kaplayan tarif edilemez bir sıcaklık vardı. Bakışlarım Oruç'un gözlerine takılı kaldı. Yüzündeki acı, kalbimi vuran kurşunlardan daha çok yaktı canımı.
Etraf kan gölüydü; insanlar kaçışıyor, bağırıyor, düşüyordu. Ama benim dünyam sadece Oruç'tan ibaretti. Bedenim gücünü kaybedip yere kayarken tek bir şey düşündüm: O güvendi. Yaşıyordu. Birlikte kurduğumuz o barış düşü belki kanla lekelenmişti ama ona olan sevgim, göğsümden akan her damla kanla birlikte onun hayatı olmuştu. Dudaklarımdan hafif bir fısıltı döküldü, gözlerim yavaşça kapanırken son hissettiğim şey, Oruç'un yüzüme dokunan titrek elleriydi.
Merhaba.
Nasılsınız?
Uzun aradan sonra buralardayım.
Oy ve yorum vermeyi unutmayın tm?
