~Varise Gelen Davet~

16 1 0
                                        

— Anne! Pastaneden geldim. Bu pasta çok güzel görünü...

- Kardelen, gel bak! Sana çok güzel bir sürprizim var. Duyunca çooook mutlu olacaksın, öyle böyle değil; Aşıklar Ağacı'nın sonuna kadar uçacaksın!

- Anne, ben kimseye aşık değilim. Aşıklar Ağacı'nın sonuna neden uçayım ki? Hem sen diğer günlere göre neden bu kadar mutlusun? Periler aşkına, ne oluyor da sana böyle?

- KARDELEN! SEN YİNE Mİ ŞU APTAL İNSAN YAPIMI, DEĞİŞİK KONUŞAN ADAMLARIN OLDUĞU DİZİLERDEN İZLİYORSUN? SANA KAÇ KERE SÖYLEDİM; İNSANLARIN YAPTIĞI HİÇBİR ŞEYE BAKMAYACAKSIN, İZLEMEYECEKSİN! GEREKİRSE SÜRÜNECEKSİN AMA O DİZİLERİ İZLEMEYECEKSİN! EĞER BİR DAHA İZLEDİĞİNİ ANLARSAM SENİN BACAKLARINI KIRARIM!

"Bismillah... Bu günkü ilk eksimiz. Ay, iyi ki içimden söylemişim. Annem insanlara bu kadar alıştığımı görürse beni gerçekten keser. Neyse, şimdi konumuz bu değil. Annem neden bu kadar mutluydu ki acaba? Belki de... Belki deee... Ya üf, neden bulamıyorum? Neyse, aşağı uçayım bari."
Aşağıya indiğimde herkes yüzüme gülüyor, bana mutluluk dolu ifadelerle bakıyordu.

- Periler aşkına, ne oldu hepinize birden? Periler tarihçesinden yüz mü almışım, ne bu mutluluk?
Tam o sırada arka taraflardan tartışma sesleri gelmeye başladı.

- Şey, baba... Annem ve kardeşimi gördün mü?

- Ben nereden bileyim kızım? Dedikodu yapıyorlardır, başka ne yapacaklar?

Babam sesleri iyi işitemiyordu ama kulislerden gürültüler yükseliyordu. Camdan dışarıya doğru uçup olanları izlemeye başladım. Annem ve kardeşim Yaren birbirleriyle kavga ediyordu. Kardeşim, "Ona bunu söylemeden hiçbir şey yapamazsınız!" diyerek anneme delici bakışlar fırlatıyordu. Onu daha önce hiç bu kadar sinirli gördüğümü hatırlamıyordum. Bir anda göz göze geldik.

- Heh! Kendisine ne yapacaklarını bilmeyen kız da buradaymış!
Gözlerinden alevler saçarak konuşmuş, "buradaymış" derken ş harfini iyice uzatmıştı. Neden bu kadar sinirli olduğunu merak etsem de sormadım; çünkü hiç uğraşamazdım.
Annem ise bütün sakinliğini koruyarak şöyle dedi:

- Odana bir not bıraktım. O notu oku ve akşama hazırlan.

"Üf, yine gezmeye gidecektik herhalde. Ablam zaten böyle şeyleri hiç sevmezdi, o yüzden herhalde bu tavırları..." Neyse, kanatlarımı birkaç kez yavaşça hareket ettirdikten sonra odamın açık olan penceresine doğru yol aldım.
Gerçekten de masamın üstünde bir not vardı; evet, ama bu not şık bir zarfın içindeydi. Annem asla böyle resmi şeyler yapmazdı. Üstelik zarfın üzerine bir mühür basmışlardı, ne saçma... Masama doğru elimi uzatıp zarfı aldım ve dikkatlice açtım. İçindeki kağıdı elime aldığımda ilginç bir şekilde kadifemsi, çok özel bir dokusu olduğunu fark ettim. Bu kağıt bizim Perrôra Krallığı'na ait olamazdı.
Artık içini açma zamanının geldiğini düşünerek kağıdı kat yerlerinden yırtmadan açtım. Karşıma çıkan yazı, el yazısıydı ve büyüleyici bir güzellikte yazılmıştı. Kağıtta şunlar yazıyordu:

                   Değerli Perrôra krallığı;
                      Ve onun  saygıdeğer
                          Varisi Kardelen'e


Sizlerin de bildiği üzere periler, eski zamanlarda tek bir topluluk halinde yaşarlardı. Amma ve lakin atalarımız, yaptıkları kavgalar sonucunda bu beraberliği yüzyıllar önce bozmuş bulunmakta. Krallıklar arasındaki dayanışma bozulmaya başlamış ve artık krallıkları n başına yeni varisler geçmesi gerek .
Biz Cerica krallığı olarak ülkeleri birleştirmek , ardından çocuklarımızı evlendirip onlara güzel mutlu ve huzurlu bir yuva kurmak istiyoruz. Tabii ki bu mektubu sizlere sadece bu sebep ile göndermiş değiliz . Krallıklar eğer birleşirse, zaten önceden de fazla olan güçlerine daha da fazladan güç katacaklar . Bunun doğrultusunda ; sizlerin,bizlerin ve diğer tüm perilerin de istediği gibi insanlığı ilk önce yavaş yavaş ,sonra bir anda çöktüreceğiz. Ardından insanlar dünya üzerinden tamamen silinecek ; dünyada sadece periler yaşamlarını sürdürmeye devam edecektir.
Sizlere bu konuyu en ince ayrıntısına kadar konuşmak üzere Perrôra krallığına doğru yola çıktık. Çocuklarımızın düğünlerini de en kısa zamanda hallederiz.Gençlerin tanışması için oğlumu da getiriyorum.Çocuklarımıza özel bir oda hazırlarsanız ve geldiğimizda ikisi de aynı yerde kalırsa çok mutlu oluruz

Bu şey de ne? Bu tam bir saçmalık, böyle bir şeyi kabul edecek kadar delirmedim. Çanta alsamıydım acaba? Çünkü evden kaçıyorum, aileme belli etmeden kapıyı açıp yavaşça dışarıya doğru süzüldüm ve arkamda garip bir koku vardı. Daha önce böyle bir kokuyu hiç almamıştım. Bir el arkamdan bedenimi, canımı acıtmayacak kadar yumuşak ama kaçamayacağım kadar da sert bir şekilde tutmuştu. Ailemin aşağıdan sesi geliyordu. Onun beni tutmasına rağmen kanatlarımı zar zor hareket ettirebilmiştim ve yavaş yavaş açtığımı hissediyordum. Arkamdaki kişi beni daha da sıktı, kanatlarım yırtılacak gibi oldu ve kesinlikle mecaz yapmıyorum; kanatlarımdan yayılan bir ağrı bütün bedenime yayılmıştı. Kanatlarımı açıp çırpmaya başladım ve o arkamdaki kişi hâlâ çekilmemişti. Kanatlarım ciddi bir şekilde yırtılmaya başlamıştı. Bu kanatlar sadece bir periyi taşıyabilirdi, peri kanatları iki kişiyi taşıyamazdı. Gözlerimden istem dışı yaşlar geliyordu ama sesimi çıkarmamıştım, çıkaramazdım. Havaya doğru yavaşça yükseldim, arkamdaki ağırlığı artık hissetmiyordum. Sadece kanatlarımdaki ağrı ve ben, gökyüzüne doğru yükseldim. Başımı hafifçe arka tarafa doğru çevirdim ve gözlerime bir tane erkek ilişti. Yüzünü doğru düzgün göremedim. Dışarı doğru uçtum ve arkamı dönüp ona baktım, o da benimle geliyordu. Şu anda onunla uğraşamazdım. Çok yukarı çıkıyordum, hatta ilerlemek yerine düz yukarı çıkıyordum.

- Gökyüzü bugün fazla beyaz ve fazla mı parlak, yoksa bana mı öyle geliyor?

Kendimle konuşuyordum ama arkamdan bir cevap geldi:

- Emin ol hiçbir beyaz, hiçbir ışıltı senin kadar parlak olamaz.

Kim söylediyse onun ağzına bir tane çakasım vardı. Bir anda düşmeye başladım ve önümü göremiyordum. Ben tam kaçacakken şimdi olmazdı ama olmuştu.

Gözlerimi açtığımda evdeydim. Evimdeydim. Burası artık benim evim değildi. Herkesin evi olabilirdi ama benim evim değildi. Kimin eviydi burası?

Gözümü araladım ama karşımda cıbıldak bir hâlde duran, 112'lik baklavalarını gözüme sokan bir adam görmeyi beklemiyordum.

- Öldüm, değil mi? Öldüm! Öldüm... Hepsi o pislik yüzünden. Kanatlarıma yapıştı. Eğer ölmeseydim onun ümüğüne yapışırdım. Özür dilerim sizden, Tanrıça Bey?

Derin bir nefes aldı. Konuşmamı istemiyor gibiydi.

- Hayır, ölmedin. Kalk ayağa. Birazdan düğünümüz var, hazırlan.

- Ne düğünü? Bir dakika... Yoksa sen... Sen o alçaksın, değil mi? Beni neden buraya getirdin, he? Neden? Tamam, çekici bir cazibem olduğunu biliyorum da beni neden bırakmadın? Bırakman gerekiyordu.

- Yani sen yere düşerken senin neden ölümünü izlemediğimi mi soruyorsun?

Derin bir nefes aldım. Kaşlarım çatılmıştı.

- Hayır. Beni tutmasaydın böyle bir şey olmayacaktı. Kanatlarıma zarar gelmeyecekti.

Benimle konuşurken çok sakindi. Üstüne geçirdiği siyah gömleğin önünü kapatmaya başladı. Son üç düğme kalınca bana doğru döndü.

- Eğer kaçmasaydın seni tutmazdım.

- Yani benimle evlenmek mi istiyorsun?

Çenesini sıktığını gördüm ama bunu sadece çok kısa bir an yapmıştı.

- Şu çeneni kapalı tut.

- Tutmazsam ne yapacaksın?

- Ya demek meydan okuyorsun. Seni sağımdan soluma bile geçirmem, küçük peri. Hazırlan. Gelinliğin dolapta. Sen giyin, ben de dışarıda seni bekliyorum.

Gelinliğim acaba nasıl bir şeydi? Güzel miydi?

O odadan çıkar çıkmaz ayağa kalktım, yürüdüm ve dolaba geldim.

"Periler aşkına, hadi bakalım."

Dolabın içindeki gelinlik çok güzeldi. Yanındaki beyaz eldiven de çok şık duruyordu. Üstünde kardelen çiçeği vardı. Yanında da bir taç vardı ama taç çok kötüydü. Ben bunu takmam ki! Off... Bunlar çok güzel ama ben bunları gerçekten âşık olunca giymek isterdim ben. Yine de ailem beni dinlemez ki...Artık giyinip çıkmam gerekiyor. Herkes beni bekliyor. Zaten en fazla kim olabilir ki? Ben, annem, babam, ablam, memenetsiz kocam, onun annesi ve babası... Eğer abisi, ablası veya kardeşleri varsa bir de onlar...

KardelenBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin