Dünya üzerindeki en büyük yanılgı, düzenin kalıcı olduğu düşüncesiydi.
Jeon Jeongguk, yirmi altı yıllık hayatını bu yanılgıdan tamamen uzak, milimetrik hesaplarla ve sarsılmaz kolonlar üzerine inşa etmişti. Başarılı bir mimar olarak, betonun ne kadar yüke dayanacağını, camın ışığı hangi açıyla kıracağını ve bir yapının ayakta kalması için gereken mutlak dengeyi çok iyi bilirdi. Hayatında esnekliğe, hele ki düzensizliğe yer yoktu. Onun dünyasında her şey onun kontrolü altında, onun arzuladığı kadar net ve baskındı.
Bu sarsılmaz özgüvenin arkasında, onu her zaman el üstünde tutan, adımlarını sevgiyle destekleyen ailesi vardı. Galerinin açılışından hemen önce telefonuna düşen sesli mesaj, bunun en büyük kanıtıydı.
"Jeonggukie, bebeğim," diyordu annesinin yumuşak sesi. "Babanla birlikte yoldayız. Seninle gurur duyuyoruz tatlım, tasarladığın o muhteşem galeriyi görmek için sabırsızlanıyoruz. Kendini çok yorma ve açılıştan önce bir şeyler yediğinden emin olun, tamam mı?"
Jeongguk, telefonun ekranına bakarken dudaklarında hafif, samimi bir gülümseme belirdi. Hayatındaki her şeyi düzene sokabilmesinin sebebi, arkasındaki bu koşulsuz sevgi kalkanıydı. Telefonu cebine koyup üzerine tam oturan koyu gri takım elbisesinin ceketini düzeltti. Aynadaki yansıması; keskin çene hattı, geriye taranmış koyu saçları ve etrafındaki herkesi tek bir bakışıyla yönlendirebilecek o baskın, güçlü duruşuyla tam bir lideri andırıyordu.
Fakat tam o anda, tasarladığı o minimalist, kusursuz galerinin tam ortasında bir sistem hatası meydana geldi.
Galerinin beyaz, beton duvarlarından birine, o düz çizgilerin ve geometrik mükemmelliğin tam ortasına, renklerin birbiriyle vahşice savaştığı devasa, absürt bir tablo asılmıştı. Bu tablo, Jeongguk'un milimetrik dünyasına fırlatılmış bir el bombası gibiydi.
Ve bombanın pimini çeken kişi, hemen tablonun önünde dikiliyordu.
Kim Taehyung, yirmi iki yaşının getirdiği o filtreniz, dahi ve tamamen sanatsal histeriyi üzerinde taşıyan bir baş belasıydı. Üzerinde, Jeongguk'un hayatı boyunca gördüğü en iddialı kıyafetlerden biri vardı: Vücut hatlarını belli belirsiz ortaya çıkaran, dökümlü, transparan siyah bir gömlek, altında bol kesim kumaş pantolon ve boynunda, köprücük kemiklerine kadar inen zarif bir inci kolye. Saçları hafifçe dalgalıydı ve gözlerinde, dünyayı dize getirebileceğine inanan o pervasız özgüven parıldıyordu.
"Sana söylemiştim Jeongguk," dedi arkasından yaklaşan kalın ses. Namjoon, eşi Seokjin'in elini gururla tutarak Jeongguk'un yanına gelmişti. "Taehyung tam bir dahi. Bu galeriye ruh katacak tek kişi oydu."
Seokjin, o esnada çoktan Taehyung'un yanına gitmiş, ona sıkıca sarılmıştı. Hemen arkalarında ise Taehyung'un anne ve babası duruyordu. Bayan Kim, oğlunun saçlarını sevgiyle düzeltirken, Bay Kim ise Seokjin ile gurur dolu bir sohbete girişmişti. Taehyung, ailesinin bu sonsuz desteği ve sevgisi sayesinde dünyadan çekinmeyen, tam aksine adımlarını dünyayı fethedecekmiş gibi atan o parlak gence dönüşmüştü.
"Dahi mi?" diye mırıldandı Jeongguk, sesindeki o derin, kadife tınıyı gizlemeyerek. Gözleri tablodan çok, transparan gömleğin altından parıldayan o pürüzsüz ten çizgilerinde gezinmişti. "Daha çok, düzeni sabote etmeye gelmiş bir anomali gibi."
Jeongguk, kollarını göğsünde bağlayarak adımlarını Taehyung'a doğru yönlendirdi. Onun yaklaştığını hisseden ortamdaki hava bir anda ağırlaştı; aralarındaki o dört yaşlık olgunluk farkı ve Jeongguk'un yaydığı yoğun, baskın aura, galerinin o kalabalık gürültüsünü arka plana itti.
O sırada içki masasının yanında dikilen Yoongi ve Jimin'in tatlı atışması bile Jeongguk'un radarına girmedi. Yoongi, Jimin'in elindeki şampanya kadehini alıp kendi bardağına boşaltırken Jimin ona sahte bir kızgınlıkla vuruyor, Yoongi ise gözlerini devirmesine rağmen Jimin'in beline sarılarak onu kendine çekiyordu. Biraz ötede Hoseok ve Yugyeom, ellerindeki polaroid kamerayla komik pozlar vererek kahkahalar atıyor, tüm ortama o bildikleri neşeli kaosu yayıyorlardı.
Ama Jeongguk için o an sadece tek bir kişi vardı.
Taehyung'un hemen arkasında durdu. Göğsü, Taehyung'un sırtına neredeyse değecek kadar yakındı. Jeongguk'un bedeninden yayılan o yoğun sıcaklık, Taehyung'un omuzlarının hafifçe gerilmesine neden oldu.
"Bu tablonun bu duvarda yaratacağı statik dengesizliği hesapladın mı, Kim?" diye sordu Jeongguk. Sesi kışkırtıcı, derin ve tamamen sahiplenici bir tondaydı.
Taehyung yavaşça arkasını döndü. Normalde herkese karşı dik başlı, kelimeleriyle insanları alt eden o cesur çocuk, Jeongguk'un yüzünü bu kadar yakından gördüğünde bir anlığına duraksadı. Jeongguk'un keskin gözleri, Taehyung'un dudaklarına inip ardından tekrar gözlerine tırmandı. Bu yakınlık, Taehyung'un içindeki o vahşi sanatçıyı bir anlığına susturdu; yerini, Jeongguk'un o baskın otoritesi karşısında erimeye hazır olan o tatlı, pasif uysallığa bıraktı. Göz bebekleri hafifçe büyüdü, boğazı yutkunurken belirginleşti. Çünkü bazı insanlar doğuştan birbirinin yörüngesini bozmak için yaratılmıştı.
Yine de Taehyung, o teslimiyet kokan anı hemen gizlemek istercesine omuzlarını dikleştirdi, elindeki şarap kadehini hafifçe sallayarak Jeongguk'un alanını daraltacak şekilde bir yarım adım yaklaştı.
"Statik denge mi?" dedi Taehyung, parmaklarını boynundaki incilere götürüp okşayarak. Dudaklarında meydan okuyan bir gülüş vardı ama gözlerindeki o yumuşama Jeongguk'un keskin gözlerinden kaçmamıştı. Mükemmeliyetçiliğin beni fena halde sıkıyor, Bay Jeon. "Ben buraya denge getirmeye gelmedim. Duvarlarını yıkmaya geldim."
Jeongguk, onun bu hem kafa tutan hem de gözlerinin içine bakarken titreyen değişken tavrına karşı hafifçe eğildi. Fısıltısı, Taehyung'un kulağına ve oradan tüm tenine yayılırken aralarındaki çekim neredeyse gözle görülebilir bir hal aldı.
"Dene bakalım," dedi Jeongguk, elini gayet doğal bir hareketle Taehyung'un belinin hemen arkasındaki duvara yaslayarak onu kendiyle duvar arasına sıkıştırırken. Gözlerindeki o mutlak dominantlık, Taehyung'un soluğunu tamamen kesti. Ama yıkılan bir duvarın altında ilk kimin kalacağını iyi hesapla.
Taehyung, o an hissettiği göğsündeki o ritimsiz sızı ile birlikte, bu adamın onun hayatındaki kurtarıcı arıza olacağını henüz bilmiyordu. Fakat Jeongguk'un gözlerindeki o karanlık ve sıcak fırtınaya çoktan teslim olmuştu
YOU ARE READING
glitch
Fanfiction"Mükemmeliyetçiliğin beni fena halde sıkıyor, Bay Jeon." "Dene bakalım, Kim. Ama yıkılan bir duvarın altında ilk kimin kalacağını iyi hesapla."
