i.

5 0 0
                                        

Genç kız, boğazına kaçan tebeşir tozuyla öksürdü. Kurduğu denklemin sağlaması yine elindeki verilerle uyuşmamıştı. Ramak kalmıştı elini boyayan tebeşiri kırıp atmasına. Derin bir nefes aldı ve tebeşiri masadaki bir tomar kağıdın yanına bıraktı. Birkaç adım attı geriye doğru. Kara tahtadaki birbirine geçmiş denklemlere baktı dışarıya ait bir göz gibi. Ne zaman köşeye sıkıştığını hissetse böyle yapardı. Düşünceli bir şekilde gevşekçe bağlanmış at kuyruğunu çekiştirdi. Kontrol etti bilinmeyenleri gözleriyle. Yine bir sonuca varamamıştı, gözlüklerini çıkardı. Hırsla gözlerini ovuşturdu sorun onlardaymışçasına. Elinin tebeşir tozuna bulandığını unutmuştu ki durdu hemen, bulanıklığı gidermek için kırpıştırdı gözlerini. Tekrardan tebeşire uzanıyordu ki önceki sessizlikle tezat oluşturarak parçalanan bir cam sesiyle irkildi. Gözlüklerini hemen geri taktı ve sesin kaynağını öğrenmek üzere boş sınıftan dışarı adım attı. Yakından gelmişti ses lakin kimse yoktu ortalıkta. Sanki bir tek o duymuştu sesi. Veya hafta sonu kimsenin yolu fen fakültesine düşmemişti. Sessizliğe gömülmüştü bina o boş koridorda yürürken. Ayağının altında ezilen cam parçasının sesiyle durdu. Etrafına bir bakış atarak önünde bulunduğu boş sınıfın içine girdi. Gözleri pencereleri aradı direkt fakat hepsi kapalı ve sağlamdı. O zaman yerdeki taş zemini kaplayan bu cam kırıkları nereden geliyordu? Dikkatli bir şekilde birkaç adım daha attı etrafı inceleyerek. Tahtada cuma gününden kalmış silik bir termodinamik sorusu yazılıydı. Proseför Cutter'ın yazısını tanımıştı hemen. Tahtadın altında, saydam cam kırıklarının içinde opak bir cisim çarptı gözüne. Camları ayakkabısının tabanında ezerek yaklaştı ve eğildi. Bir taştı bu. Uzandı ve eline aldı, küçük bir parça camın parmağını kesmesine engel olamamıştı. Bir damla kan taş zemine damlarken doğruldu ve elindeki taşa baktı. Büyükçe bir taştı, koyu lekelere sahipti ve neredeyse kusursuz bir küre şeklindeydi. Pencereden gelen ışığa dönüp yakından inceledi. Ay'a ne kadar da çok benziyordu. Bu benzerlik mutlu etmişti onu, taşı pantolonunun cebine attı. Cam kırıklarının kaynağını hala merak etse de başka bir şey yoktu sınıfta. Anlam verememişti. Sınıftan çıktı ve düşünceler içinde geri döndü geldiği yoldan. Fakültenin boş olması huzurlu bir çalışma alanı sağladığından onu hep memnun etse de bu sefer sinirlerini bozmuştu. Sanki o zamana kadar hep duyduğu bir ses vardı arkaplanda ve artık yok olmuştu. Kanın damarlarında akışını işitebiliyormuş gibiydi, kulaklarındaydı kalbinin atışı. Çalıştığı sınıfa geri döndü ve tebeşiri eline aldı.

***

Ceketinin cebini karıştırdı yurt odasının anahtarını bulmak için. Bulduktan sonra kapıyı itercesine açtı ve çantasıyla ceketini asıp yatağa bıraktı kendini. Batan güneşin ışıkları panjurun kenarından içeri sızıyordu. Yatmak uykusuzluk içindeki yorgun bedenine iyi gelmişti ancak o uyuyabilmeyi diledi. Zira uyku hiç de iyi olduğu bir alan değildi. Yarı açık gözlerini tavana dikti. Sınıftaki cam kırıklarını düşündü. Birisi şişe falan kırmış olmalıydı. Belki de kaçmıştı sonrasında. Ama kimsenin duyup gelmemiş olması normal miydi? Buna imkan veremedi. Fen fakültesi boş olabilirdi ama hiçbir zaman ıssız olmazdı. Balkon demirlerine çarpan sert bir cisimle sıçrayarak doğruldu. Odanın içerisi zifiri karanlıktı. İçi geçmiş olmalıydı. Kalktı ve balkonu açarak soğuk havanın yüzüne çarpmasına izin verdi. Dışarısı diğer odalardan sızan ışıkla loştu. "Ne oldu, Em?" dedi sağ tarafına doğru. Hep onun camına atacak bir şeyleri olurdu yan odadaki kızın. Bazen sigarası bittiği için onu çağırdı, bazen de can sıkıntısından ötürü. Bilirdi çoğu zaman onu uyanık bulacağını. 

"Uyuyacak zamanı mı buldun gerçekten? Hem de kıyamet koparken."

"Kıyamet mi?" dedi kafa karışıklığı içinde. "Neyden bahsediyorsun sen?"

"Yukarıya bak."

İki adımlık balkonunda öne eğilip yukarı baktı olabildiğinde fakat anlayamamıştı.

"Hiçbir şey göremiyorum."

"Sorun da o ya," dedi Em. "Ay yok."

Kahkaha attı genç kız. "Ayın evrelerini ortaokulda öğrettiklerini sanıyordum, bunun için fizik okumaya gerek yok. Yeni ay diye bir şey duymadın mı?"

"Ay daha dün dolunaydı."

Duraksadı. Dün gece de Em ile burada, balkonlarında oturmuş sigara içerken gümüş bir tepsi gibi pasparlak olan Ay'a bakıp daldığını hatırladı. Hayır, yanılıyor olmalıydı.

"Em, şakanın sırası değil. Binanın arkasında falan kalmıştır Ay."

"Kahretsin, aç da twitter'a bak."

Kaşlarını çatarak yaslandığı balkon korkuluklarından çekildi ve telefonunu almak üzere içeri girdi. Yastığının altından çıkardığı telefonunda titreyen parmaklarla twitter'ı açtı. Biraz kaydırdıktan sonra Em'in doğruyu söylediğini fark etmesi uzun sürmemişti.

Ay yerinde yoktu. Kimse nasıl yok olduğunu görmemişti, kimsenin bir açıklaması yoktu. Herkes bunu konuşuyordu. Ay nasıl yok olabilirdi ki? Kıyametten başka bir açıklama bulunabilir miydi? 

Kıyamet.. Hayır, daha da saçması.

Ay şu an cebinde olabilir miydi? 

Kapıyı çarparak yalnız yaşadığı yurt odasını tek etti. Yan daireden gelen sesle arkadaşının geri dönmeyeceğini anlayan Em, artık bomboş olan gökyüzüne doğru bakarak içindeki dumanı uzunca dışarıya verdi.



moon thiefStories to obsess over. Discover now