Bazı sesler unutulmaz.
Bazı rüyalar ise sadece bir rüya değildir.
Eira, anlamını bilmediği kelimelerin ve peşini bırakmayan görüntülerin arasında, hayatının sandığı kadar sıradan olmadığını keşfeder.
Fakat bazı kapılar açıldığında geri dönüş yoktur...
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Yağmur geceyi ince bir perde gibi örtüyordu. Seattle'ın ışıkları bu perdenin arkasında bulanık ve uzak bir parıltıya dönüşmüştü.
Seattle şehrinin en sakin sokaklarından birinde, bir evin üst katında ışık yanıyordu.
Eira uykusuzdu...
Yorganın altında değil, dizlerini kendine doğru çekmiş yatak başlığına yaslanmış halde oturuyordu. Oda sessizdi ama bu sessizlik huzur değil, korku dolu bir bekleyiş gibiydi.
Camdan dışarı baktı.
Yağmur damlaları cama vurdukça şekiller bozuluyor, sokak lambalarının ışığı camın üzerinde titreyen sarı lekelere dönüşüyordu.
Son birkaç haftadır hep aynı şey oluyordu. Uyuyordu. Daha doğrusu uyumaya çalışıyordu ama gözlerini her kapattığında... Şehirler yanıyordu ama bu bir rüya gibi değildi. Daha çok... hatırlamak gibi.
Gözlerini kapattığında yine oradaydı. Beyaz bir gökyüzü. Çatlayan bir ufuk. Ve yıkılan bir şehir. Ama ses yoktu. Sadece bir titreşim. Sanki dünya bağırmıyor, çatlıyordu.
Eira nefes almaya çalıştı. Ama hava yoktu. Bir adım attı. Altındaki zemin cam gibi kırıldı. Ve o anda o sesi duydu. İlk başta kelime değildi. Bir çağrı gibiydi. Derinden gelen, tanıdık ama unutulmuş bir şey gibi.
"Vaelari..."
Eira'nın gözleri açıldı. Gerçek odasında yeniden nefes aldı. Tavan... Ahşap... Yağmur sesi... Ama kalbi hızlıydı. Sanki koşmuş gibiydi. Elini bir refleksle boğazına götürdü. Bir şey değişmişti sanki. Oda aynıydı. Ama o... aynı değildi. Ayağa kalktı ve pencereye yaklaştı. Cam buğuluydu. Parmağını kaldırdı. Hiç düşünmeden yazdı. Sanki elini biri yönlendiriyordu. Tek bir kelime yazdı:
VAELARI
Eira geri çekildi. Nefesi kesildi.
"Ben... bunun ne olduğunu bilmiyorum," diye fısıldadı.
Ama kelime camda kalmaya devam etti. Arkasında bir ses duydu. Çok hafif. Neredeyse bir nefes. Döndü. Oda boştu ama hissetti. Bir şey onu izliyordu. Ve ilk kez, o rüyadaki sesin sadece bir rüya olmadığını düşündü.
"Vaelari..." dememişti.
Ama hissetmişti. Bütün bedenini büyük bir korku ve tedirginlik sardı. Ne yapacağını bilmez halde titreyen ellerini saçlarının arasından geçirdi ve odasında amaçsızca yürümeye başladı. Sanki bir şey onu takip ediyordu, ama arkasına bakmaya cesaret edemiyordu. Bunları uydurmuş olamazdı. Ama gerçek olmasına da imkân yoktu. Gerçekten kafasını tam olarak toparlamakta zorlanıyordu. Bir an durdu. Ailesine anlatmayı düşündü. Sonra o düşünceyi geri itti. Kelimeyi nasıl açıklayacaktı?
Bir rüya... Bir ses... Ve anlamını bilmediği bir kelime?
Kulağa mantıklı gelmiyordu. Ama en kötüsü de buydu zaten. Mantıklı olmaması.Yutkundu.Yatağın kenarına oturdu. Yağmur sesi daha da yükselmişti. Sanki evin içinde değil, kafasının içindeydi. Gözlerini kapattı. Ama karanlık güven vermedi. Sadece daha derin bir şeyin kapısını araladı. Nefesini tuttu. Ve kendi kendine fısıldadı:
"Bunu görmek istemiyorum..."
Ama bu cümle bir dilek gibi değil, bir çaresizlik gibi çıktı. Sanki çoktan görülmüş bir şeyin geç kalmış reddiydi.
-----------
Görmüş ve duymuş olduğu, akla mantığa sığmayan şeyler zihninde dönüp dururken merdivenlerden hızlı adımlarla aşağı indi.
Mutfağa yaklaştığında duyduğu kahkahalar düşüncelerini kısa bir anlığına bastırdı. Claire ve David, her zamanki gibi kahvaltı hazırlıyordu. Tavadan gelen hafif cızırtı sesi ve kahve kokusu evin içine yayılmıştı.
Her şey o kadar normal görünüyordu ki... Eira bir an için gece yaşadıklarının gerçek olmadığını düşünmek istedi.
Eira'nın mutfağa girdiğini ilk fark eden David oldu.
"Günaydın, tatlım. Sana en sevdiğin kalpli pankeklerden yaptık."
Tam o sırada mutfağa yayılan yanık kokusuyla herkesin dikkati tavaya döndü.
David birkaç saniye tavaya baktı.
"...Tamam. Belki de pankek konusunda yetenekli değilimdir."
Eira istemsizce gülmeye başladı. İlk kez, o gece gördüğü şeyler birkaç saniyeliğine zihninden silinmişti.
Claire de gülmemek için dudaklarını birbirine bastırsa da başarılı olamadı.
"Bence artık bunu kabul etmenin zamanı geldi," dedi.
David dramatik bir iç çekişle tavayı evyeye bıraktı.
"Tamam. Resmî olarak emekli oluyorum."
Sonra dönüp hem eşine hem kızına sarıldı.
Mutfağın içi kahkahalarla dolarken Eira, kısa bir anlığına her şeyin gerçekten normal olduğuna inanmak istedi. Ama o kelime hâlâ zihninin içinde yankılanıyordu.
Vaelari.
Babasıyla annesinden yavaşça ayrıldı. Bakışları kısa bir süre ikisinin arasında dolaştı. Sonra düşünmeden sordu:
"Vaelari diye bir kelime duydunuz mu hiç?"
Mutfağın içindeki neşeli hava birkaç saniyeliğine duraksadı. Claire kaşlarını hafifçe çattı.
"Vaelari mi?"
David başını iki yana salladı.
"Hayır, daha önce hiç duymadım. Bir filmden falan mı?"
Eira bir an tereddüt etti. Camdaki yazıyı anlatmak istedi. Rüyaları... O sesi... Ama kelimeler boğazında düğümlendi.
"Sanırım bir kitapta görmüştüm," dedi sonunda. "Bir anda aklıma takıldı sadece."
Claire birkaç saniye ona baktı. Sanki bir şey söylemek istiyor gibiydi. Ama vazgeçti. Eira bunu fark etti. Ve bu, içindeki huzursuzluğu daha da büyüttü.
"Ben bugün kütüphaneye gideceğim," dedi hızlıca. "Biraz araştırma yapmak istiyorum."
Annesini ve babasını dalgın bir şekilde öptükten sonra montunu aldı. Kapıyı açtığında soğuk Seattle havası yüzüne çarptı. Ama zihnindeki düşünceler, dışarıdaki havadan çok daha ağırdı. Şu an tek istediği şey, o kelimenin gerçekten var olup olmadığını öğrenmekti.
*Evet ilk bölümümüz geldi. Diğer bölümleri de hazırladım ve yazmaya devam ediyorum. Umarım sizler de beğenmişsinizdir. Merak, aşk, korku ve gerilim içinde okumak dileğiyle...