"03.17"
Yağmur İstanbul'un üzerine çökmüştü.
Camdan aşağıya süzülen damlalar sokak lambalarının ışığını bozuyor, şehri bulanık bir tablo gibi gösteriyordu. Odamın içi karanlıktı. Sadece masamın üzerinde ki gece lambası yanıyordu ama onuda kapatmaya üşendiğim için açık bırakmıştım. Tavana boş gözlerle bakıyordum.
Uyuyamıyordum.
Son bir kaç aydır hiçbir gece doğru düzgün uyuyabildiğimi hatırlamıyordum zaten. Gözlerimi kapattığım anda bazı görüntüler geri geliyordu. Islak taşlar... Karanlık bir orman yolu... Çığlık sesi...ve ardından gelen ölüm sessizliği.
Telefonum aniden titrediğinde irkilerek doğruldum. Kalbim bir an yerinden çıkacak gibi oldu. Komodin üzerindeki parlak ekran odanın içinde parlıyordu.
"03.17"
Kaşlarımı çattım. Bu saate mesaj atan kişiler ya sarhoş olurdu yada psikopat. Telefonu elime aldım. Numara kayıtlı değildi...
İçimde sebepsiz bir huzursuzluk oluştu. Baş parmağımı istemsizce yavaşça kaldırıp gelen bildirim kutusuna bastım.
"Biriniz sır saklıyor."
Bir kaç saniye ekrana baktım. Sonra istemsizce kısa bir gülüş çıktı ağzımdan. "Cidden mi?" Telefonu yatağa bırakacakken ikinci mesaj geldi bu sefer. Bu kez içimde ki rahatlık anında uçup gitti birden.
"Geçen yaz olanları unutabileceğinizi mi sandınız?"
Boğazım düğümlendi. Kalbim hızlanırken dik bir şekilde yatağa oturdum. Çünkü o cümleyi bilen insan sayısı çok azdı. Hatta neredeyse yoktu. Telefon yeniden titredi bu kez bizim grubun bildirimi düştü ekrana anında tıklayıp mesajları okumaya başladım.
Mina:"Çocuklar bunu sizde aldınız mı?"
Kerem:"şaka mı bu lan?"
Ece:"eğer şakaysa hiç ama hiç komik değil."
Derin:"Numarayı arayan oldu mu?"
Ekrana bakarken ellerimin titrediğini fark ettim. O geceyi konuşmamak için hepimiz sessiz bir anlaşma yapmıştık. Hiçbirimiz o geceyi birbirimize hatırlatmıyorduk. Çünkü unutmak daha da kolaydı.
Yada biz öyle sanıyorduk. Telefon yeniden titredi. Ama bu kez gruptan mesaj değildi sadece bana gelen yeni bir mesajdı.
"İlk seninle başlayacağız, Azra."
Bir anda odamın içindeki hava buz gibi olmuştu sanki. Tam mesajı okumaya devam edecekken kapımdan gelen sesle donup kaldım.
Tak.
Başımı yavaşça çevirdim.
Tak.
Tak.
Kalbim deli gibi atmaya başladı. Ne yapacağımı şaşırdım.
Babam gece vardiyasındaydı. Evde yalnızdım.
Yavaşça yataktan kalktım. Ayaklarım parke zemine değdiği an ürperdiğimi hissettim. Sessizce kapıya doğru ilerlerken nefesimi tuttuğumu fark ettim.
"Kim var orda?" Dedim kısık bir sesle.
Cevap gelmedi sadece koridorun sessizliği vardı. Tam geri dönecekken telefonuma yeni bir mesaj geldi.
"Kapıyı açma."
Kanım çekildi sanki. Öyle kalakaldım ayakta. Aynı anda yavaşça kapı kolu aşağıya indi. Bu kez gerçekten nefes alamadım. Bir adım geri attım ellerim buz gibiydi. Kapının ardından hiçbir ses gelmiyordu ama kapı kulpu hâlâ hareket ediyordu.
Sonra bir anda durdu.
Ve her şey tamamen sessizleşti.
༺༻
Sabah olduğunda hâlâ yaşayabilmem garip hissettiriyordu. Gece boyu uyuyamamıştım olmayan uykum bile kaçmıştı. Lanet olsun! Banyodaki aynadan kendime baktığımda bitik haldeydim gözümün altındaki mor halkalar kötü gözükmeme neden olmuştu. Saçlarımı aceleyle topladım beyaz gömleğimi giyip siyah eteğimi düzelttim. Pera Akademi'nin beyaz ceketi o omzuma geçirirken telefonuma tekrar baktım.
Mesajlar hâlâ duruyordu.
Silinmemişlerdi.
Bu her şeyi daha da korkutucu yapıyordu. Dün olan o olay kimdi o? Hepimize aynı anda neden aynı mesajı atsın ki?
Kapıyı açıp koridora çıktığımda yerde bir siyah zarf gördüm.
Donup kaldım.
Yavaşça eğilip zarfı aldım. Üzerinde hiçbir şey yazmıyordu ama ıslanmıştı. Sanki gece boyunca kapının önünde durmuş gibiydi
İçimde kötü bir his oluştu. Ve zarfı hemen çantama attım.
Mutfağa geçtiğimde babam kahve içiyordu. Her zamanki gibi takım elbiseli, yorgun ve sessizdi. Annem öldüğünden beri evin içinde gerçek bir konuşma geçtiğini hatırlamıyordum. Beni görünce kısa bir bakış attı.
"Geç kaldın."
Ses tonu her zamanki gibi soğuktu.
"Gece uyuyamadım."
"Kafanı biraz telefondan kaldırırsan mis gibi de uyursun."
Dediği şeyle sinirlerim bozulmuştu derin bir nefes aldım.
Mutfakta sessizlik boğucuydu. Babam bir kaç saniye bana baktı.
"İyi misin?" Yine her zamanki gibi yalan söyledim artık alışkanlık olmaya başlamıştı sevmezdim ama mecbur demeliydim. "İyiyim." Başını sallayıp kahvesini geri yudumlamaya devam etti. Bende çantamı omzuma takıp evden çıktım.
Dışarıdaki hava soğuktu. Yağmur hâlâ devam ediyordu. Kulaklığımı takmadan yüremeye başladım. Zaten kafamın içinde yeterince ses vardı.
Pera Akademi uzaktan bile ürkütücü görünüyordu. Büyük taş bina yağmurun altında daha da karanlık görünüyordu sanki. Demir kapının önünde öğrenciler konuşuyor, gülüyor, telefonlarına bakıyorlardı. Normal bir okul sabahı gibi görünüyordu. Kantine doğru yürürken bir kaç kişinin bana baktığını fark ettim. İnsanlar bir şeylerin ters olduğunu hissedince bakmayı severlerdi.
Mina beni ilk gören kişi oldu.
"Azra!"
Mina uzun dalgalı sarı saçlı bir kızdı 1.65 boyu ve yeşil gözleri ile saf bir güzelliği vardı.
Hızlı adımlarla yanına gelip sarıldı. Her zamanki gibi enerjik görünüyordu ama gözlerinin altındaki mor halkalar gece yatamadığının en büyük kanıtıydı.
"O mesajı sende aldın değil mi?" Diye fısıldadı birden. Başımı hafifçe sallayıp etrafa göz gezdirdim. Masaya gectiğimizde Kerem elindeki kahveyle oturuyordu.
"Eğer bu bir şakasaysa cidden hiç komik değil."dedi, sınırlı bir şekilde.
Derin sessizce telefon ekranına bakıyordu. Kıvırcık siyah saçları omuzlarına düşüyor buğday teni ise solgun gözküyordu. Kahverengi gözlerini kaldırıp bize baktı.
"Birisi bizi korkutmaya çalışıyor."
Ece sandalyesine geri yaslandı. Her zamanki gibi sarı saçları kusursuz görünüyordu. "Başarıyor da." Dedi soğukça. Tam konuşacakken kantinin girişinde hareketlilik oldu. Başımı çevirdiğim anda onu gördüm.
Arda Kaan Demir.
Siyah ceketi omzundaydı. Kravatı gevşetmişti. Yağmurdan ıslanmış hafif saçları alnına düşüyordu. Sanırım yine kavga etmişti çünkü sinirli görünüyordu.
Gözleri bir anlığına benimkilere değdi. Ve içimde anlam veremediğim o rahatsız edici his geri geldi. Arda yavaşça masaya doğru yaklaştı bir sandalye çekip oturduktan sonra derin nefes aldı ve konuşmaya başladı. "Hepiniz almışsınız mesajı." Bu soru değildi. Kerem kaşlarını çattı. "Sen nerden biliyorsun." Arda cebinden telefonu çıkardı mesajı açıp masaya bıraktı. Ekranda aynı mesaj duruyordu.
"Biriniz sır saklıyor."
Masadaki hava tamamen değişmişti artık. Çünkü bu iş iyice kötü hâle geliyordu. Ve hepimiz bunu biliyorduk.
Tam o sırada telefonuma yeni bir bildirim geldi.
Bilinmeyen numara.
Nefesimi tutarak mesajı açtım.
Bu kez sadece tek bir fotoğraf vardı. Geçen yazdan. Altı kişiydik.
Ben.
Arda.
Ece.
Kerem.
Mina.
Derin
Ve fotoğrafın üzerine kırmızı yazıyla şu cümle yazılmıştı:
"Biriniz katil."
YOU ARE READING
03.17
Fanfiction"Geçen yaz olayı" bir yıl önce yaşanan korkunç bir gece birisi kayboldu herkes bunun kaza olduğunu söyledi ama gerçek farklı ve şimdi biri tüm gerçeği ortaya çıkarmaya çalışıyor
