İyi okumalar dilerimmm
...
Hayatım boyunca yorgundum. Babamı küçüklüğümden sayılı anıyla hatırlıyorum. Onlarda da ya televizyonun önünde sızmıştı ya da annemi dövüyordu. Ben beş yaşındayken bir arabanın önüne öğle vakitleri sarhoş şekilde atlamış ve ölmüştü.
Annem de babamın ölmesiyle bir süre çalışıp bana ve iki yaşındaki kardeşime bakmıştı fakat sonra kardeşimin ölmesiyle depresyona girmiş, ailesinin zoruyla tanımadığı bir adamla evlenmişti. Evlendiği adam beni istemediği için de beni yedi yaşında yetiştirme yurduna bırakmıştı.
O anları çok hatırlayamıyorum aslında. Kardeşimin hangi hastalıktan öldüğünü, annemin ne ara evlenip beni yetimhanenin önüne bıraktığını... Zihin kötü anıları ya silermiş ya da unutmazmış.
Ben unutarak buna bir çözüm bulmuşum. Küçüklüğümden hatırladığım tek iyi şey bazı geceleri annemin saçımı okşamaya odama gelmesiydi.
Bir süre her şeyden çok nefret ettim. Yetimhanede kimsenin beni sevmediğini hatırlıyorum. Sorun çıkartırmışım. O zamanlar çok sinirliydim sanırım. Ölmüş babama, beni bırakıp giden anneme, hayata...
Sonradan liseye geçerken bundan da yoruldum sanırım. Sürekli unuttuğum ayrıntıları hatırlamaya çalışıp, hatırlayamadıkça da kendime olan sinirimden yorulmuştum.
Bu siniri çevremdeki isanlara da gösterip sevilmemeye başlayınca içime kapandım. Liseye başlarken daha sessiz biriydim. İki sene boyunca belki biri beni fark eder, bir arkadaş edinirim diye umut ettim.
Bunu söylemekten utansam da evet, belki platonik birinden hoşlanırsam ve o da benden hoşlanırsa beyaz atlı prensim olur diye düşünmüştüm. Şimdi çok komik geliyor ama o zaman ya geçmişteki şeylere sinir olurdum ya da gelecekle alakalı hayal kurardım.
Lisenin iki yılını doldurduktan sonra kimsenin umrunda olmadığımı fark ettim. Yurtta kalan, veli toplantılarına gelecek bir ailesi olmayan, samimi ve herkesle konuşabilecek kadar özgüvenli olmayan biriydim. Sonunda fark ettim galiba, başkalarının beni fark etmesiyle veya beni sevmesiyle bu iğrenç dünyadan kurtulamayacaktım.
Kendimi öldürmeyi nedense düşünmedim. Hala bi umut bir şeyler bekliyordum. Ders çalışıp en azından iyi bir bölüm kazanırsam hayatımı kendim değiştirebilirdim.
O en yakın arkadaş da beyaz atlı prens de bendim.
İki yıl ders çalıştım ve elle tutulur bir şey kazandım sanırım.
Her şeyin son bulduğunu ve artık yorulmayacağımı düşünmüştüm. Fakat hayat asıl yetişkin olunca başlıyormuş.
Okulla birlikte bir yerde çalışıyordum ve yoruluyordum. Üstün zeka birisi değildim ve bunun farkındaydım. Okul bittikten sonra bile girdiğim bir ofiste uyum sağlamakta çok zorlandım. Evet okurken bir yerde çalışmıştım fakat bu ofis gibi bir yer değildi. Genci yaşlısı sanki herkesten gerideydim. Sonunda ofise alıştığımda, evet kendime ait bir hayatım vardı.
Fakat yalnızdım.
Evet, aç değildim artık. Kendime ait bir evim ve işim vardı fakat çevreme baktığımdaki o güzel arkadaşlıklar, flörtler, sevgililikler... hiçbiri bende yoktu.
Bir gün telefonda dolaşırken bir internet romanına rastladım. Klasik eski çağ romanıydı aslında.
Bir imparator ve kont kızı siyaset amacıyla evlenip sonradan aşık oluyorlardı ve hikaye birkaç saray entrikasıyla bitiyordu. Fakat burda benim ilgimi çeken başka biriydi.
İmparatorun favori şövalyesi, ismi Eric'di. Aslında aklıma ilk en sevdiğim meyve olan erik gelmişti ve gülmüştüm. Sonradan ek bölümlerde hikayenin kahramanlarının hayat hikayelerini paylaşan yazar sayesinde Eric'i tanımış oldum.
Eric dükün gayrimeşru oğluydu. Annesi hizmetçilerden biriydi ve onu doğururken ölmüştü. Küçüklüğünden beri gerek üvey annesi gerek üvey kardeşleri tarafında hor görülmüş, her türlü şiddete katlanmıştı.
Üvey annesi ölünce babası ona yeni bir cici anne getirmişti fakat bu kadın ve kızı da ona çok kötü davranmıştı. Yeni üvey annesinin kızı ondan beş yaş büyüktü.
Eric bunlara üç yıl daha katlanmıştı ve sonradan saray muhafızlarına katılmıştı. Kendi hayatını böyle kurtarmıştı.
Bu hikayede sanırım Eric'i kendime az da olsa benzetmiştim.
Yalnızdı. Muhafız olup sonra imparatorun şövalyesi olsa bile yalnızdı. En son dükün imparatora isyanı sırasında imparatoru korurken kendi babası tarafından öldürülmüştü. Ölürken bile yalnızdı. Çok ağladığımı hatırlıyorum. Sonra da uyuyakalmıştım.
Bir hafta boyunca iş yerinde nasıl gözüktüm bilmiyorum ama bir stajyer iyi olup olmadığımı bile sormuştu.
Şu an kendime filtre kahve yapıyorum. Her zamanki gibi yorgunum ama iş yerinde uyumak istemiyorum. Aklımda projenin taslağını bitirip eve erkenden gitmek vardı.
Böylece ek bölümlerden Eric'in bölümünü tekrar okuyabilirdim.
Kahvemi yapıp masama geçtim ve bilgisayardan işlerimi halletmeye başladım. Uzun zamandır ilk defa bu kadar sevinçle taslak dolduruyordum ama değmişti.
Saat akşam beş buçuktu ve mesainin bitmesine yarım saat kalmıştı. Erken çıkabilirdim. Parton genelde iş bitince karışmazdı.
Karışan masamı düzenledim ve çantamı hazırladım. Unuttuğum bir şey yoktu. Evet, gidebilirdim.
Ofisten çıktım ve caddede yürümeye başladım. Ben çıkarken bana dönen şaşkın bakışların farkındaydım. Bu zamana kadar hiç erken çıkmamıştım çünkü. Ne konuştuğum biri vardı ne de sosyal birisiydim, işyerindekiler de bunun farkındaydı sanırım.
Dalgın bir şekilde caddede yürürken birkaç insan bağırışı ve arabanın asfaltta çıkarttığı sesi duymuştum. Ses gelen sağ tarafa baktığımda bir araba hızını düşürmeden bana çarpmıştı.
Aracın hızıyla ilk havaya uçtuğumu ve sonrasında yere çok sert şekilde düştüğümü hatırlıyorum. Bütün kemiklerim ağrıyordu ve hareket edemiyordum. Hareket ettiremediğim başımla sabit şekilde anca yerdeki kendi kanıma bakabiliyordum.
Kaldırımdaydım aslında nasıl böyle oldu bilmiyorum.
Gene sarhoş bir sürücünün kurbanlarındandım büyük ihtimal.
Böyle mi bitecekti?
Uzun zamandır gözümden akmayan yaş son nefesimi beklemişti.
...
Evett herkese merhaba demek istiyorum öncelikle.
Bu benim ilk yazma deneyimim değil, önceden yazıp yayınlamadığım kitaplar olmuştu. Birkaç nedenden ötürü önceki hesabımı kapatmış ve wattpad okumaya da ara vermiştim.
Açıkçası şu an üzgün olduğum bir dönemdeyim. Bir yıldır her şeyimi paylaştığım sanal arkadaşımla konuşmayı kestik ve kötü hissediyorum. İçine kapanık ama aynı zamanlarda insanları seven biriyim.
Belki başkasına belki de kendinize olan kırgınlıklarınız olabilir. Affedin. Kendiniz için iyi olan bu inanın.
Buraya aslında hep okuduğum karantina zamanı webtoonları hatırlamak için girdim. Kendi zihnimle birleşince nasıl olacak merak ettim.
Egosundan veya düşüncesizliğinden dolayı hatasını kabul etmeyen, sizi abartı ve tartışma çıkaran olarak gören, kaba davranıp sizi üzen ve hiçbir şey yapmadığınız halde nefret kusup engelleyen herkesin olmayan erdemliğine sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
Bazen gerçekleşen şeylerin nedeni vardır, bazen yoktur. Kendinizi yormayın. Bizler sevmeyi ve sevilmeyi seven varlıklarız. İlk önce kendinizi sevin. Olduğunuz ve dönüşmekte olduğunuz kişiyi sevin...
...
YOU ARE READING
CARMEN
Historical FictionBu hikaye +18 yaş ve üzeri için uygundur. Şiddet, cinsel içerik, intihar içermektedir. ... Bir gün telefonda dolaşırken bir internet romanına rastladım. Klasik eski çağ romanıydı aslında. Bir imparator ve kont kızının siyaset amacıyla evlenip sonra...
