Onu Gördüğüm İlk An

1 0 0
                                        

Hayatım boyunca dikkat çekmemeye çalıştım.
Kalabalıkların içinde kaybolmayı, sesimi kısmayı, gözlerimi kaçırmayı öğrendim. Çünkü görünmez olmak… daha güvenliydi.
Ama o gün…
Görünmez kalamadım.
Yağmur yağıyordu. İnce ince, sanki kimse fark etmesin ister gibi. Şemsiyemi evde unutmuşum. Saçlarım yüzüme yapışmış, ellerim buz gibi olmuştu.
Hızlı adımlarla yürüyordum. Tek istediğim eve gidip kimseyle konuşmadan odamda kaybolmaktı.
Sonra bir anda…
Birine çarptım.
Gerçekten çarptım.
Dengemi kaybedip düşecektim ki…
Bir kol beni tuttu.
Sert. Güçlü.
Kalbim aniden hızlandı.
Başımı kaldırmaya korktum önce. Ama sonra… mecburen baktım.
Ve işte o an…
Onu gördüm.
Uzundu. Benden çok uzundu. Yağmur saçlarını hafif ıslatmıştı. Gözleri… bana bakıyordu. Öyle bir bakıyordu ki sanki içimi okuyordu.
“İyi misin?” dedi.
Sesi beklediğim gibi sert değildi. Aksine… garip bir şekilde sakindi.
Yutkundum.
“Ş-şey… evet.”
Sesim titredi. Tabii ki titredi.
Hep titrerdi zaten.
Kolumu hâlâ bırakmamıştı.
Fark ettiğinde hemen çekti.
“Dikkat etsene,” dedi ama bu sefer sesi daha yumuşaktı.
Başımı eğdim.
“Özür dilerim…”
Gitmek istedim. Hemen.
Ama adım atamadan tekrar konuştu.
“Yalnız mısın?”
Bu soru… beklemediğim bir şeydi.
Kaşlarımı hafifçe çattım ama yine de gözlerine bakamadım.
“Evet.”
Kısa cevap. Her zaman yaptığım gibi.
Bir an sessiz kaldı. Sonra etrafına baktı. Sokak neredeyse boştu. Hava kararmaya başlamıştı.
Tekrar bana döndü.
“Bu saatte tek başına dolaşmamalısın.”
Kalbim bir an duraksadı.
Bu… bir uyarıydı. Ama garip bir şekilde… içinde bir koruma hissi vardı.
Ne diyeceğimi bilemedim.
“Ben… alışkınım.”
Yalan.
Hiçbir şeye alışkın değildim aslında.
Bana biraz daha yaklaştı.
Aramızdaki mesafe azaldı.
Kalbim… artık normal atmıyordu.
“Alışman gerekmiyor,” dedi.
Bu cümle… içime bir yere dokundu.
Kimse bana bunu daha önce söylememişti.
Herkes hep aynı şeyi söylerdi: “Alışırsın.”
Ama o…
Sanki alışmamı istemiyordu.
Başımı kaldırıp ona baktım. İlk kez gözlerine biraz daha uzun süre baktım.
Yanlış yaptım.
Çünkü o an… bakışları beni içine çekti.
Hızla gözlerimi kaçırdım.
“Ben… gitmeliyim,” dedim aceleyle.
Kaçmak istiyordum.
Onun yanından… o hislerden…
Ama adım atamadan sesi tekrar geldi.
“Bekle.”
Kalbim bir kez daha hızlandı.
Yavaşça durdum. Arkamı dönmedim ama gitmedim de.
“Evin nerede?” diye sordu.
Bu soru beni gerdi.
Herkese böyle şeyler söylemezdim. Hele yeni tanıştığım birine… asla.
“Yakın,” dedim kısa bir şekilde.
Sessizlik oldu.
Sonra… adımlarını duydum.
Bana yaklaştı.
Nefesimi tuttum.
“Ben seni bırakayım.”
Hemen başımı salladım.
“Gerek yok.”
Çok hızlı söyledim. Fazla hızlı.
Ama o… geri çekilmedi.
“Bu bir teklif değil,” dedi sakin ama kararlı bir sesle.
“Gece oluyor.”
İtiraz etmek istedim.
Ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
Çünkü içimde… çok garip bir his vardı.
Korku gibi… ama tam değil.
Güvensizlik gibi… ama eksik.
Sanki… onun yanında kötü bir şey olmayacakmış gibi.
Bu his… beni daha çok korkuttu.
“Tamam…” dedim çok kısık bir sesle.
Yanımda yürümeye başladı.
Adımlarımız aynı ritimde ilerliyordu ama aramızda ince bir mesafe vardı. Ne çok yakın, ne çok uzak.
Sessizlik… garip bir şekilde rahatsız etmiyordu.
Normalde biriyle yürümek beni gererdi. Ne diyeceğimi bilemez, yanlış bir şey yapmaktan korkardım.
Ama şu an…
Sadece kalbimin sesini duyuyordum.
Ve onun nefesini.
“İsmin ne?” diye sordu bir süre sonra.
Bir an duraksadım.
İsmimi söylemek…
Sanki kendimden bir parça vermek gibiydi.
“…Ada.”
Adımı onun ağzından duymayı beklemeden söyledim.
“Güzel isim,” dedi.
Kalbim… anlamsız bir şekilde ısındı.
“Senin?” diye sordum, fark etmeden.
Sorduğuma ben bile şaşırdım.
O hafifçe gülümsedi.
“Aras.”
İsmini içimden tekrar ettim.
Aras…
Sanki o ana aitmiş gibi.
Sokağın sonuna geldiğimizde yavaşladım.
Evim görünüyordu artık.
Durdu.
Ben de durdum.
Ona bakmaya cesaret ettim bu sefer.
“Teşekkür ederim,” dedim.
Gerçekten… içten bir şekilde.
Başını hafifçe salladı.
“Kapıya girene kadar buradayım.”
Şaşırdım.
“Gerek yok,” dedim yine.
Ama bu sefer sesim eskisi kadar kararlı değildi.
Gözlerini bana dikti.
“Var.”
Kısa. Net.
Ve tartışmaya kapalı.
Bir şey diyemedim.
Yürüdüm.
Kapıya ulaştım.
Anahtarı çantamdan çıkarırken ellerimin titrediğini fark ettim.
Kapıyı açtım.
İçeri girmeden önce…
Son bir kez ona baktım.
Hâlâ oradaydı.
Hâlâ bana bakıyordu.
Garip bir şekilde… içim rahatladı.
Kapıyı açıp içeri girdim.
Ama o gece… ilk kez şunu düşündüm:
Benim gibi biri…
gerçekten birinin hayatına girebilir miydi?
Ve daha da önemlisi…
O adam…
benim hayatıma girmiş miydi?

Sessizliğimde Sen Varsın Stories to obsess over. Discover now