En beğendiğim fic'im okuyun tamammı?
~☆~
Jeongin ve çocukluk arkadaşı Minho, Busan’daki o temiz havayı ve huzuru geride bırakıp Seul’ün karmaşasına taşınalı henüz iki gün olmuştu. Minho okulunu bitirmişti ama Jeongin için asıl sınav şimdi başlıyordu. Seul’deki yeni okuluna kaydını yaptıralı sadece bir saat olmuştu. İçinde en ufak bir heyecan yoktu; aksine, Minho’nun gitmeden önceki son uyarıları kulaklarında çınlıyordu:
“Kimseyle konuşma, kimseye yardım etme. Burası Busan değil Jeongin, burada herkes göründüğü kadar masum değil.”
Okulun soğuk, demir kapısından içeri kararlı ama tedirgin adımlarla girdi. Etrafı gözleriyle hızlıca taradıktan sonra binaya süzüldü. Koridorlar ıssızdı, herkes dersteydi. Cebinden çıkardığı kağıtta yazan sınıf numarasını bulmaya çalışırken, koridorun köşesinde birinin olduğunu fark etti.
Yerde, sırtını duvara yaslamış, acıyla yüzünü buruşturan bir çocuk oturuyordu. Jeongin o an Minho’nun tüm tembihlerini unuttu. Vicdanı, korkusundan daha ağır basmıştı. Yanına eğildi.
Jeongin: "İyi misin? Bakabilir miyim?"
Felix, gözlerini yavaşça kaldırıp karşısındaki yabancıya baktı. Bakışlarında hem bir uyarı hem de yorgunluk vardı.
Felix: "İyiyim... Aslında, yardım etme bana. Git buradan."
Felix kalkmaya yeltendiği sırada, koridorun başında beliren siluetle duraksadı. Chan, dudaklarında alaycı bir gülüşle onlara doğru yürüyordu.
Chan: "Bakın burada ne varmış... Yeni birisi gelmiş."
Hemen arkasından gelen Hyunjin ve Changbin de gözlerini yeni kurbana dikmişti. Tam o sırada koridorda bir hocanın sert sesi yankılandı: "Zil çaldı! Herkes sınıflara!"
Hoca, durumu pek umursamadan yanlarından geçip giderken, Hyunjin ani bir hareketle Jeongin’in elindeki kayıt kağıdını çekip aldı. Kağıttaki sınıf numarasını görünce dudakları muzip ve tehlikeli bir şekilde kıvrıldı.
Hyunjin: "Aynı sınıftayız... Bunun avantajları çok büyük olacak. Bu sene senin için çok 'güzel' geçecek yeni çocuk."
Hyunjin, Jeongin’e son bir bakış atıp sınıfa doğru yürüdü. Changbin’in sert bir işaretiyle Felix de başı eğik bir şekilde peşlerine takıldı. Jeongin, henüz ne olduğunu anlayamamıştı ama içini saran o soğuk titremeye engel olamadı.
Sınıfa girmeden önce cebindeki telefonun titrediğini hissetti. Minho’dan iki yeni mesaj vardı:
Minho: Nasıl geçiyor?
Minho: Bir sıkıntı var mı Jeongin?
Tam cevap yazmak için parmaklarını ekrana dokunduracaktı ki, bir el sertçe telefonunu çekip aldı. Jeongin, şaşkınlık ve korkuyla telefonunu alan kişiye kilitlendi.
Teneffüs zili çaldığında sınıftaki uğultu bir anda bıçak gibi kesildi. Changbin, ağır adımlarla Jeongin’in sırasına yaklaştı. Elinde hala Jeongin’in o ince, beyaz telefonu vardı.
Changbin: "Telefonun şifresi ne?"
Jeongin yutkundu, elleri masanın altında birbirine dolanmıştı.
Jeongin: "Neden... Neden istiyorsun? Lütfen geri ver, Minho hyung merak eder."
Changbin: (Alaycı bir tonla) "Hala hyung diyor... Bak çocuk, burada kuralları ben koyarım. Ya şifreyi verirsin ya da bu telefonun parçalarını okulun bahçesinden toplarsın."
Jeongin çaresizce şifreyi söyledi. Changbin hızlıca rehbere girdi ve kendi numarasını "Sahibim" diye kaydedip Jeongin'in telefonundan kendine bir çağrı bıraktı. Artık Jeongin'in numarası Changbin'in telefonundaydı.
Changbin: "Güzel. Artık numaran bende."
Changbin telefonu cebine koymak yerine, sertçe Jeongin’in önüne, sıranın üzerine fırlattı.
Changbin: "Telefonun sende kalsın. Ama sakın o 'hyung'una bir şey anlatmaya kalkma. Eğer tek bir kelime edersen, yarın okula geldiğinde Felix’in sağlam bir kemiği kalmamış olur. Anladın mı?"
Jeongin, yan sıradan kendisine "sakın bir şey yapma" der gibi bakan Felix’e baktı. Felix’in gözlerindeki o derin korku ve çaresizlik, Jeongin’in dilini bağlamıştı.
Jeongin eve döndüğünde Minho mutfakta yemek hazırlıyordu. Kapının sesini duyunca başını çevirdi.
Minho: "Jeongin? Mesajlarıma neden dönmedin? Kaç kere aradım haberin var mı?"
Jeongin: (Gözlerini kaçırarak) "Telefonumun şarjı bitmiş hyung... Okulda da çok ders vardı, bakamadım."
Minho tezgahtan uzaklaşıp Jeongin’in yanına geldi. Gözlerini kısarak arkadaşının yüzünü inceledi.
Minho: "Yalan söyleme konusunda hala kötüsün. Bir şey mi oldu? Biri bir şey mi dedi?"
O tam sırada Jeongin’in cebindeki telefon titredi. Jeongin kalbinin duracağını sandı. Changbin’den bir mesaj gelmişti.
[Mesaj - Gönderen: Changbin]
"Evde olduğunu biliyorum. Yarın sabah okuldan önce parktaki depoya gel. Geç kalırsan Felix için kötü olur. Ve sakın arkandaki o adama çaktırma.
Minho’nun korumacı tavrı Jeongin’i boğmaya başlamıştı. "İyiyim hyung, şu tavrından vazgeç artık, bunalıyorum!" diyerek onu geçiştirdi. Changbin’in mesajı içindeki huzursuzluğu bir çığ gibi büyütürken odasına kapandı. Kapının arkasından gelen "Yemek yemeyecek misin?" sorusunu cevapsız bıraktı. Telefonu titreyen elleriyle kavrayıp Changbin’e cevap yazdı.
[Jeongin]: "Uğraşmayın benimle. Felix ile tehdit etmeyi de kes artık. O benim hiçbir şeyim değil, henüz tanışmıyoruz bile."
Saniyeler içinde ekran tekrar aydınlandı:
[Changbin]: "Bakıyorum da çok özgüvenlisin. Madem Felix ile bu kadar tanışmak istiyorsun, söyleriz Hyunjin halleder. Yarın dediğim yerde ol."
Jeongin cevap vermedi. Telefonunu kapatıp üzerine bir ağırlık gibi çöken yorgunlukla, kıyafetlerini bile değiştirmeden kendini yatağa attı.
Sabah Minho henüz uyurken evden sessizce çıktı. Okulun kapısına vardığında gördüğü manzara, midesine bir yumruk gibi oturdu: Chan, Hyunjin ve Changbin kapıda, sanki onu bekliyorlardı. Korkudan göz bebekleri büyüdü, adımları geri geri gitmek istedi ama artık çok geçti.
Yanlarından geçip gitmeye çalışırken Chan, Jeongin’i kolundan kavrayıp bir oyuncak bebek gibi önüne çekti.
Chan: "Henüz erken... Seninle biraz işimiz var."
Jeongin: "Bırak beni Chan!" diyerek kolunu sertçe itti. Tam içeri süzülecekti ki Hyunjin bir gölge gibi yanında bitti. Bileklerini öyle sert kavradı ki Jeongin'in canı yandı.
Hyunjin: "Gel bakalım yeni çocuk, asıl ders şimdi başlıyor."
Hyunjin onu okulun alt katındaki spor salonuna doğru sürüklerken, Chan ve Changbin’in adımları arkadan bir ölüm marşı gibi yankılanıyordu. Spor salonuna girdiklerinde Hyunjin kapıyı kilitledi. Changbin, Jeongin’i sertçe kendi üzerine doğru itti. O sırada Chan, Jeongin’in sırtındaki çantayı çekip aldı ve kot pantolonunun cebinden telefonunu çıkardı. Çantayı ve telefonu salonun bir köşesine fırlattı.
Chan: (Sırıtarak) "Bu okulda kimin kim olduğunu öğrenme vaktin gelmiş."
Aniden karnına inen sert tekmeyle Jeongin yere yığıldı. Nefesi kesilmişti. Karnını tutarak ayağa kalkmaya çalışırken darbeler art arda gelmeye başladı. Yüzüne vurmuyorlardı; sadece vücuduna, kıyafetlerinin altında gizlenebilecek yerlere vuruyorlardı. Bir süre sonra acıyla sürüklenerek duvara yaslandı. Chan kenara çekilip derin bir soluk aldığında, Changbin bu sefer kuralları bozup Jeongin’in suratına sert bir yumruk geçirdi.
Jeongin: "Yeter... durun..." diye sayıkladı. Ağzındaki metalik kan tadını hissediyordu.
~☆~
Güzelse devam edicem?
YOU ARE READING
Eksik Parça'm- Jeongbin
FanfictionZorba konulu jeongbin pov başlıktaki şarkı ismini dinleyerek okuyabilirsiniz hikahe tamamlanmıştır bölümleri yavaş yavaş atıcam
