Ben galiba fark edilmesi gereken biriyim. Ağzımı açmadan, ağlamadan, zarar vermeden anlaşılması gereken biriyim. Sesssizliğimin anlaşılması ya da en ufak fark edilmesi gerekirdi. Belkide benim bu karmaşıklışımdı her şeye sebep.

Chan içeride bana bir şeyler söyleniyordu, Minho ise sessizce hazılranıyordu. Aklında bir sürü soru vardı, işte istediğini yapıyordu ama hâlâ bir sürü laf işitiyordu. Son bir kaç gündür üstünde zaten bir kırgınlık vardı şimdiye hasta olması gerekti, olmuştu da zaten.

"Hami gerçekten bir kere bana bir şeyde ısrar ettirme, bir kere ya bir kere. Bir kerede zorluk çıkarma huzursuzluk çıkarma. Her seferinde illaki beni şu derece sinielendireceksin ya hani amacın o zaten."

İçerde tekrar eden söylenmeler bitmiyordu. Minho artık bu laflara o kadar alışmıştı ki sanki bunları duymuyordu. Ya da ne bileyim bir kafenin arka planında sürekli çalan bir melodi gibiydi. Sessiz sakindi, son olarak parfümünü eline aldı ve bir iki fıs sıktı.
O kadar halsiz ve mutsuzdu ki hazırım demeye dahi mecali yoktu. Acaba hazırım demese Chan ona daha çok mu kızacaktı yoksa bir şey demez miydi.
Odadan çıktı ve salonda bir toz tanesi kadar küçük de olsa sakinleşmiş Chan'a baktı.

Sessizdi. Çok ufak bir mırıltıya,

"Hazırım."

Vereceği tepkiden çok çekiniyordu çünkü ne yapsa yaranamayacak gibi hissediyorddu. Ne dese haksız duruma düleceğinin de farkındaydı. Bunlar sadece hisler değildi bunlar deneyimlerdi. Bu anı farklı şekillerde yeterince yaşamıştı.

"Gitmiyoruz, git soyun."

İşte yalvarması gereken kısım. Adamın önüne geçti, gerçekten bunu yapmak istiyor muydu emin değildi. İçi yapmak istemiyordu biliyordu kendisi haklıydı. Ancak sevdiği adamın hevesini kırmakta onu üzmüştü. Zaten hep onun hevesini kırıyordu değil mi? Minho'nun içi pişmanlıkla doldu, değişik bir karmaşa. Bu karmaşa öyle bir dağınıklık ki Chan'a gitmek için yalvartacak kadar ağırdı.

"Chan, sevgilim hadi nolur gidelim. Yeterince yorduk zaten birbirimiz bari günün geri kalanında iyi geçinelim."

Böyleydi işte. Chan biraz daha bağırıp çağırdı, gitmemekte ısrar etti. Minho cidden gitmek için ağlayacak kıvama bile gelmişti.

"Güzelim, tamam ağlama sakin gideriz. Ağlama yeterki."

Chan sıkıca Minho'nun belini kavradı, saten gömleğin üstünden. Sıkıca sarıldılar.

"Ben gerçekten gerçekten bugünü bozmak istememiştim."

"Biliyorum bozmadın."

Büyük olan bir kaç kez alnını öptü küçük olanın. Cidden ağlayacak kıvama geldiği, sıkı sıkı yüzünü adamın göğsüne bastırdığı için yanak kenarları, çenesi, dudaklarının üstü küçük küçük su tanecikleriyle dolmuştu. Bunu fark eden adam hafifçe ayrıldı, bir bardak su ve yanında peçete getirdi. Kendisi bardağı tutarak suyunu içirdi, terleyen yüzünü hafif hafif dokunuşlarla sildi. En son dudaklarını silerken dayanamadı, dudaklarını ağlamaktan kızarmış küçük dudaklara bastırdı.

Bu kadardı işte kısa bir zaman dilimi içerisinde bile eş zamanda bu kadar çok -şehvet, aşk, üzüntü, sinir, kırılganlık- duyguyu yaşıyorlardı. Şuan bunun zararının farkında olmasalar dahi gelecekte olacaklardı. Zaman her şehi öğretir, yanlış bildiğimi gösterir, deneyimletir.

Sonunda ayrılmışlardı, Chan ayrıldıktn sonra dudaklarına bakıp ufak bir sırıtma bırakmıştı ortama.


Abi cok kısa ama kısa kısa cok uzun bir hikaye yazarım okunması umuduyla yazmıyorum zaten okunsun diye de dsğil pşyasads minchan yok elim ayagım titriı


Kamu telah mencapai bab terakhir yang dipublikasikan.

⏰ Terakhir diperbarui: Mar 22 ⏰

Tambahkan cerita ini ke Perpustakaan untuk mendapatkan notifikasi saat ada bab baru!

nuts By MinchanTempat cerita menjadi hidup. Temukan sekarang