1

6 2 8
                                        

''He hit me and it felt like a kiss,,

Hogswart, ömür gibi süren yaz tatili sonunda açılmıştı. Diğerlerini bilmem ama, benim için yeterince boktan geçmişti. Teyze Petunia ve onun şeytanla can ciğer olan ailesi ile mükemmel bir yaz geçirmiştim!

Trene bindiğimizde, sonunda bir rahatlama hissettim. Artık, Dudley'in şımarık tavırlarını, Petunia teyzenin iğneleyeceği bakışları ve Vernon eniştenin nefret söylemlerinden biraz daha olsa uzak kalacaktım. Bu rahatlamam ve derin bir nefes vermek için en iyi zamandı.

5. Senemize girmiştik bile, zamanın bu kadar hızlı geçiyor olması bir haksızlık gibiydi, istemsizce Hogswart'ın bitme düşüncesi beni strese sokuyordu. Başlarda daha o lanet eve dönmekten deli gibi korksamda, artık ölsemde gam yemezdim.

Yolculuk sonunda başladı, herkes birilerine cama yapışıp el sallarken, banada izlemek düştü. Yol boyunca Ron ve Hermione ile sohbet ettik, bi ara kendimi tutamayıp uyusamda, vardığımızda uyanmıştım.

Buraya hissettiğim en büyük duygu: aidiyetlikti. Hiçbir yere olmayacak kadar buraya bağlıydım. Her sene olduğu gibi, önce büyük salonda akşam yemeğine gittik. Yeni öğrenciler için seçme töreni yapılırken, uyku bastırıyordu.

"Lanet olsun, bu her zaman bu kadar sıkıcı mıydı?" Dedim homurdanarak. Gözlerim kapandı, kapanacaktı. Herm, bu nahoş halime sırıtırken, Ron'un bütün dikkati masanın üzerindeki tavuk budundaydı.

Yalandan da olsa, binamıza gelen küçük öğrencileri alkışlamak için gayret gösterdim. Hepsi bana merakla bakıyordu, bazılarının yara izini görebilmek için çabaladığı apaçık ortadaydı, gizleme gereksinimini duymuyorlardı. Benimde çok umursadığım yoktu açıkçası.

Elimi çeneme yasladım. Birçok kişi değişmişti, bu sırada gözlerim istemsizce Slytherin masasına kaydı. Blaise, Pansy, Crabbe, Draco. Draco, Draco. Aklımda ismi birkaç kez yankılandı ve gözlerimin onu bulması zor olmadı.

Onu bulduğumda, bana bakıyordu. Tamamen istikrarlı bir şekilde, bütün duygusunu gölgesinde saklayarak ham öfkesi ile karşımda duruyordu. Tıpkı kendisine benzeyen kıyafetleriyleydi, siyah tertemiz botlar, siyah boğazlı kazak ve siyah bir kaban. Sarı saçlarını geriye doğru taranmış, nintizam bir görüntüyle duruyorlardı. Parmaklarında geçen seneden hariç birkaç eski yadigar olduğunu tahmin ettiğim yüzükler vardı.

Onu incelediğimi fark etmişti bile, zaten bunu gizlemek için ekstradan bir çabaya girmemiştim. Ardından önüme geri döndüm. Lakin, izlendiğimi hala hissediyordum. Ona bakmamak için kendimi zorladım, bu sinir bozucuydu.

Ondan deli gibi nefret ediyordum, ona yeterince katlanıyordum. En ufak açığında ilk yumruğu atmaktan çekinmeyecektim, oda benim için aynı gözüküyordu. Umarım bu senaryo yaşanırdı. Bu sırada Ron dirseğini koluma vurdu.

"Dünyadan Harry Potter'a." Bi anda irkildim, "siktir," ağzımda geveledim. "Dalmışım" alt dişlerimle gülümsedim.

"Draco Malfoy'a dalmak ha? İyiymiş." Dedi gülerek kızıl kafa. Omuz silktim, "Birazdan tabağı ona fırlatacağım, hala sinir bozucu bir piç." Dedim dişlerimin arasında.

Yemekten sonra, büyük salondan çıkmadan önce son kez baktım ve uzum zamandır hasret kaldığım Gryffindor yurduna geldim. Kendimi yatağıma attım. "Özlemişim." Dedim iyice yatağa sarmalanırken. Ron güldü, "Bende dostum."

-

Ertesi gün, uyandığımda odada tek başımaydım, siktir, siktir, siktir. Geç kalmıştım, hemde ilk günden! Hızla üzerimi giyinmeye başladım. Bavulumda kırışmış beyaz gömleğinin düğmelerini iliklerken, üstten ve alttan birkaç düğmesini açık bıraktım. Gryffindor kravatımı gevşekçe astım.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Mar 12 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Tough BoyWhere stories live. Discover now