ÖNCE VATAN -1

5 2 4
                                        

Hayatım boyunca hep şehirde yaşadım. Gürültünün, kalabalığın ve sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan insanların arasında büyüdüm. Sabahları arabaların sesiyle uyanır, geceleri sokak lambalarının ışığında uyurdum.

Ama insan bazen bilmediği bir yere doğru yürürken kendi hayatını geride bıraktığını daha iyi anlıyor.

Otobüs köyün girişinde durduğunda ilk fark ettiğim şey sessizlik oldu.

Gerçek bir sessizlik.

Şehirdeki gibi sahte bir sessizlik değildi bu. Ne araba sesi vardı ne de insan kalabalığı. Sadece rüzgârın sesi duyuluyordu. Dağlardan gelen sert ama garip bir şekilde huzur veren bir rüzgâr.

Şoför bavulumu aşağı indirip

“Burası son durak öğretmen hanım,”

Başımı sallayıp Otobüs uzaklaşırken arkasından bir süre baktım. Tozlu yolun içinde kaybolana kadar orada öylece durdum.

Bir an için içimde küçük bir boşluk oluştu.

Çünkü o otobüsle birlikte şehirdeki hayatım da uzaklaşıyormuş gibi hissettim.

Etrafıma baktım.

Köy düşündüğümden daha küçüktü. Birkaç taş ev, dar yollar ve uzakta görünen küçük bir okul binası… Ama en dikkat çekici şey, köyü çevreleyen o büyük dağlardı.

Sanki köyü sessizce koruyorlardı.

Bir süre o dağlara baktım.

İnsan bazen bir yere ilk geldiğinde oranın ruhunu anlamaya çalışır ya… Ben de öyle yapıyordum.

Elimdeki bavulu sıkıca tuttum.

“elif,” dedim kendi kendime, “artık buradasın.”

İsmimi bu şekilde söylemek bana her zaman cesaret verirdi.

Yavaş adımlarla köyün içine doğru yürümeye başladım. Yol boyunca birkaç kişiyle göz göze geldim. Çoğu merakla bana bakıyordu. Herkez iç içe olduğu için hemen yeni atanmış olduğumu anlamaları zor değildi.

Bir kadın kapısının önünde oturuyordu. Yanından geçerken gülümsedi.

“Hoş geldin kızım,”

gülümseyerek başımı eğdim.

“Hoş bulduk.”

Bu iki kelimeyi söylerken içimde garip bir sıcaklık hissettim. Belki de ilk defa gerçekten yeni bir başlangıcın içinde olduğumu fark ediyordum.

Okul köyün biraz yukarısındaydı. Küçük bir tepenin üzerine yapılmıştı. Oraya doğru yürürken nefesim hafifçe hızlandı ama durmak istemedim.

Okulu ilk gördüğümde içimde tarif edemediğim bir duygu oluştu.

Bina küçüktü. Boyası yer yer dökülmüş, pencereleri eskiydi. Ama bahçesinde duran bayrak direği dikkatimi çekti.

TÜRK bayrağı rüzgârda ağır ağır dalgalanıyordu.

Bir süre sadece ona baktım.

Nedenini bilmiyorum ama o an içimde büyük bir sorumluluk duygusu oluştu.

Çünkü öğretmen olmak bazen sadece ders anlatmak değildir. Bazen bir çocuğun hayatına dokunmaktır. Bazen bir köyün umudu olmaktır.

Belki de bu yüzden kalbim biraz daha hızlı atıyordu.

Bahçeye doğru adımlarımı çevirdim

Kapıya yaklaştığımda içeriden çocuk sesleri geldi. Kahkahalar… koşuşturmalar… Birbirlerine seslenen küçük ama canlı sesler.

ÖNCE VATANBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin