⸻
Yine bir pazartesi sabahı uyanmıştım, lanet, tatil yine bitmişti ve modum hiç yoktu. Ama hemen kalkıp hazırlanmam gerekiyordu, yoksa geç kalacaktım. Yatakta doğruldum ve banyoya gittim. "Of, bu ne ya, su buz gibi!" diye söylenerek yüzümü yıkadım. Ardından mutfağa gidip hızlıca bir kahve yaptım. Mükemmel arkadaşım başka okula nakil aldığı için modum yoktu. Şimdi ben bu sınıfta ne yapacaktım ki? Kafamdaki düşünceleri susturdum ve üzerimi giyinmeye başladım. Üzerimi giyindikten sonra makyaj masama oturup hafif bir makyaj yapmaya başladım: allık, rimel, ne cilekli dudak nemlendiricim... ve hazırdım. Çantamı alıp aşağı inmeye başladım. Merdivenlerden koşarak iniyordum çünkü servisim gelmişti. Servise atladım ve müzik açtım, kulaklığımda "Esmere Vay Delal" çalıyordu. Şarkı eşliğinde düşüncelere daldım. Acaba ara tatilde sınıftakiler ne yapmıştı? Ve o... dikkatimi, okul başından beri çekmeye çalışan Cemil Akyaz bomba, acaba ne yapmıştı? Bunları düşünürken durduk ve servisten inip sınıfın yolunu tuttum. Sınıfa girdiğimde yanıma Mordem gelip sarıldı ve bana, "Kanka, sen güzelleşmişsin kız," dedi. Sonra Elif Sude geldi falan, topluca oturup ara tatilde ne yaptığımızı konuşmaya başladık. Ben boş geçen ara tatilimi anlatırken içeri o girdi... Cemil ve çantasını yerleştirip sıraya oturdu. Konuşma falan derken zil çaldı ve hoca geldi. Hoca gelir gelmez yer değişikliği yapacağını söyledi ve sonrasında beni Cemil'in arkasına, Mordem'i de yanıma oturttu. Dördüncü dersin ortasında fark etmeden Cemil'in kapşonuyla uğraşmaya başlamıştım. Cemil, arkasını dönüp bana, "Kapşonumu bırakacak mısın, sırtık?" dedi. Kalbim deli gibi hızlandı ve hemen, "Özür dilerim, fark etmemişim," dedim ve sustum. Önce Cemil duraksadı, sonra "Sorun değil, abartı tepki verdik, üzülme," diyerek önüne döndü. Ne demişti o? "Üzülme?" Neler oluyordu?
Cemil'in "Üzülme" demesiyle kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Neden böyle oldu, bilmiyorum, ama o an her şey çok garipti. İçimde bir his vardı, ama ne olduğunu anlayamıyordum. Hangi duyguydu bu? Sinir, heyecan, yoksa... aşık mı oluyordum? Cemil'le göz göze geldim, gözlerinde bir şeyler vardı, ama ne olduğunu çıkaramıyordum.
Sınıfın geri kalanına bir göz attım, herkes normal bir şekilde dersine odaklanmış gibi görünüyordu ama ben... ben bir şekilde başka bir dünyada gibiydim. Sanki Cemil'in o soğuk bakışları bana doğru savruluyor ve içimi biraz daha donduruyordu. O an gözlerimi ondan alamadım.
Saatler geçtikçe, Cemil'le aramızdaki sessizlik büyüdü. Ders bitti, herkes çıkarken, o son saniyede Mordem ile birlikte sınıftan çıkmam gerektiğini fark ettim.
Kendimi kontrol edemedim. Cemil'in sırtına dokundum, hafifçe, ama ne kadarını planladığımı bilmiyorum. "Günaydın," dedim, sesim titriyor muydu? Yoksa yalnızca çok garip bir şekilde yüksek mi çıkmıştı? Cemil başını çevirdi, gözleri önce şaşkın, sonra da alaycı bir şekilde parladı.
"Sen gerçekten... çok farklısın," dedi. O an kalbim tekrar hızlıca çarpmaya başladı. Cemil'in ne demek istediğini tam anlamadım. Sadece, "Farklı mı? Ne demek istiyorsun?" diye sordum.
Ona bir adım daha yaklaştım, sadece birkaç santim vardı. Cemil hafifçe gülümsedi, o soğuk, bilerek biraz sinir bozucu gülümsemesiyle. "Her şeyin farkındayım," dedi. "Ama senin ne kadar farklı olduğunu ben biliyorum, buradaki herkes bilmiyor, ama ben... ben seni çok iyi tanıyorum."
O an her şeyin önemi yoktu. Ders, okul, arkadaşlar... sadece Cemil'in gözlerinde kaybolmuş gibiydim. Her şeyin altındaki gerçek bir anlam vardı, ama neydi?
Birden, kahkahalarla sınıfın kapısından giren Elif Sude ve Mordem'in gülüşmeleri beni irkitti. Gerçek dünyaya dönmeliydim, yoksa her şey kontrolden çıkacaktı. Bir adım geri attım, "Neyse," dedim, sesim titreyerek. "Hadi gidelim Mordem, geç kaldık."
Cemil'den bir şeyler duymak istemiyordum. Belki de gerçekten duymalıydım, ama o an, içimdeki karışıklıkla baş etmek bile çok zordu. Mordem'in elini tuttum ve hızlıca dışarı çıktık, ama beynimde tek bir şey vardı. Cemil'in bakışları, söyledikleri, ve o gülümsemesi... Bunu unutmak imkansızdı.
BOLUM SONUUU
