Şehrin üzerine çöken sis, sokak lambalarının soluk ışığında ağır ağır dans ediyordu. Ash, parmaklarının ucunda yanan sigarasından derin bir nefes çekti. Bu gecenin sakin geçmeyeceğini içten içe biliyordu. Uzaktan gelen siren sesleri onun için bir tehlike değil, sanki tanıdık bir melodi gibiydi.
Aniden lastiklerin asfaltta bıraktığı o keskin sürtünme sesi sessizliği bıçak gibi kesti. Kırmızı ve mavi ışıklar sokağın kirli duvarlarında yansımaya başladı. Polis arabasından inen adamın ağır bot sesleri, tam Ash’in önünde durdu.
Polis: (Alaycı ama sert bir sesle)
— "Yine mi sen Ash? Ne zaman ortalık kan koksa, seni burada görmekten gerçekten yoruldum."
Ash, ağır ağır başını kaldırdı. Gözlerinde korkunun zerresi yoktu; aksine, meydan okuyan o tanıdık parıltı vardı.
Ash: (Hafifçe gülümseyerek)
— "Belki de sadece beni görmek için bahane arıyorsunuzdur, Sayın Komiser? Çünkü gerçek caniler çoktan karanlığa karıştı, siz ise hala benim peşimdesiniz."
Komiser bir adım daha yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldıkça gerilim o kadar yükseldi ki, hava sanki elektrik yüklü bir fırtınadan önceki o sessizliğe büründü.
Polis: (Kısık bir sesle)
— "Burası dans pisti değil bebeğim. Bütün işaretler seni gösteriyor. Artık kanuna direnmeyi bırak ve arabaya bin."
Ash, ellerini yavaşça ileri uzattı. Kelepçelerin soğuk metali bileğine değerken fısıldadı:
— "Vekilim gelmeden tek kelime etmeyeceğim. Bunu o küçük not defterine yazsan iyi olur..."
YOU ARE READING
Kırmızı Alarm
Romance"Kırmızı alarm zilleri çaldığında, kaçmak için artık çok geçtir." Sıradan bir polis baskını, yalanlar üzerine kurulu kanunsuz bir hayat ve birbirinin nefretinden beslenen iki yabancı... Şehrin en karanlık sokaklarında yaşayan, toplumun "günahkar"...
